Türk yargısındaki sessiz devrim

Eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olan ve 2014 yılında İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başsavcısı olarak atanan Turan Çolakkadı Habertürk'e konuştu...

AB uyum yasaları çerçevesinde, ilk derece mahkemesi ve Yargıtay arasına yeni bir mahkeme konuldu, yargıda üçlü sisteme geçildi. Ancak yasa geçmesine rağmen mahkemeler hayata geçemedi, 12 yıl boyunca yargı sistemi eski kanunlara atıfla çalıştı, ‘araf’ta kaldı. 20 Temmuz’dan itibaren sessiz devrim faaliyete geçiyor. İstinaf da denilen bölge adliye mahkemeleri; İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Erzurum, Gaziantep ve Samsun olmak üzere 7 ilde faaliyete geçiyor. Dünyanın en çok dava açılan ülkelerinden biri olan Türkiye’de milyonlarca dosya altında ezilen yüksek yargı, sonunda huzura kavuşabilecek. Yabancı yatırımcısından siyasetçisine herkesin dile getirdiği yargı sistemindeki yavaşlık ve reform ihtiyacı böylece karşılanmaya çalışılacak. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi en yoğun dava yükünü üstlenecek. İstanbul, Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, Kocaeli, Sakarya, Yalova, Bilecik ve Bursa’nın yerel mahkemelerince verilen kararları inceleyecek. Ben de bu büyük devrimi, eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olan ve 2014 yılında İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başsavcısı olarak atanan Turan Çolakkadı ile konuştum...

-İstinaf mahkemeleri 2004 yılında yasalaştı. Hayata geçmesi neden bu kadar uzun sürdü?

Yaklaşık 5 yıldır bu mahkemelere başsavcı atanıyor, ben görev yapan 4’üncü başsavcıyım. Ancak faaliyete başlaması uzun sürdü. Bunda binaların, araç gerecin temin edilebilmesi de rol oynadı ancak bence en önemlisi yeterli hâkim ve savcı bulabilmekti. Çünkü istinaf kanununa göre buradaki hâkimler 1. sınıf kıdemli olmak mecburiyetinde. 15 yıllık deneyimi olan hâkimlerle, son derece deneyimli savcılarla hizmet vereceğiz. Bu ekibi kurabilmek zaman aldı.

-Bu mahkemelerin yargı teşkilatındaki yerini anlatabilir misiniz? 3’lü yargı sistemi tam olarak nedir?

İlk derece mahkemelerinin kararları istinaf edildiği zaman yani kararlara itiraz edildiğinde, incelenmek üzere Yargıtay yerine bölge adliye mahkemelerine gelecek. Hapis cezalarının tümü istinaf edilebiliyor, para cezalarında da çok cüzi miktarlar dışında yine hepsi istinaf edilebiliyor. Artık hiçbir dava doğrudan Yargıtay’a gitmiyor. Tek bir sembolik sayılabilecek istisna var o da yabancı ülkeler tarafından iadesi istenen kişilerle ilgili kararları doğrudan Yargıtay veriyor, bunun dışında hepsi istinafa geliyor. Örneğin ceza davalarında istinaf savcısı önce davaya bakıp tebliğname yazıyor. Bariz soruşturma eksiklikleri varsa tamamlayabiliyor. İlgili istinaf mahkemesine yolluyor. Kararda bir maddi ya da hukuki eksik yoksa istinaf talebi reddediliyor. Bir hukuki veya maddi hata varsa bizzat istinaf mahkemesi duruşma açıyor, eksikleri tamamlıyor, eski kararı iptal edip yeni bir karar veriyor.

-O zaman bu bir onama ya da bozma değil? Yargıtay’dan oldukça farklı bu anlamda. Tamamen yeni bir karar mı veriliyor?

Evet, tamamen yeni bir karar veriliyor. Yargıtay’dan en büyük farkı burada. Eskiden Yargıtay bozardı, ilk derece mahkemesi uyar ya da direnirdi. Şimdi bozma yok, eksiği bulduğu zaman kendisi tamamlayıp kararı kendisi veriyor.

-O zaman ilk derece mahkemesi de kararında direnemiyor?

Evet, bu karar kesin oluyor. İlk derece mahkemesi el çekmiş oluyor, yeni karar infaz ediliyor. Ceza davalarında 5 yıla kadar olan hapis cezaları kesin. 5 yıldan yüksekse temyiz edilebiliyor, Yargıtay’a gidiyor. Yargıtay şu an yaptığı gibi maddi olayı incelemiyor.

-Örnek verebilir misiniz?

Bilirkişi incelemesi eksik mi, şahit dinlenilmiş mi, keşif yapılmış mı, bunları incelemiyor. Delillere, delil takdirine karışmıyor. İstinaf mahkemesi “Suç var” diyorsa var, yoksa yok. Sadece ilgili kanun maddesinin doğru uygulanıp uygulanmadığına bakıyor. İstinaf mahkemeleri arasında farklı uygulama varsa burada birleştirici içtihat oluşturuyor. Esas görevi bu. Tam bir içtihat mahkemesine dönüşüyor.

-Bu 3’lü yargı sistemi dünyada yaygın mı?

Batı ülkelerinin ciddi bir kısmında bu var. Yargıtaylar hep içtihat mahkemesi gibi çalışıyor. Zaten diğer türlüsü bizde olduğu gibi sürdürülebilir olmaktan da çıkıyor.

‘YARGITAY’IN MEVCUT İŞ YÜKÜ YÜZDE 10’LARA KADAR DÜŞECEK’

-Türkiye’nin önemli avukatlarından biri sohbet sırasında Yargıtay’daki bir dairede 20 bin dosya olduğunu söylemişti. Tüm Avusturya Yargıtayı’nın önünde ise 350 dosya varmış. Türkiye’de de yüksek yargı Batılı standartlara kavuşacak mı böylelikle? Yükü ne kadar hafifleyecek?

Tahminlerimize göre ceza davalarının yüzde 91’i, hukuk davalarının yüzde 89’u istinaf mahkemelerinde kesinleşecek, Yargıtay’ın iş yükü yüzde 10’lara kadar düşecek. Amacımız adil kararları hızlı bir şekilde alabilmek. Kararın gecikmesi adaletten uzaklaşmak demek. Bunu ortadan kaldırmaya çalışacağız. Başkanlarımızın çoğu önceden ağır ceza başkanlığı yapmış hâkimler. Hukuk dairelerinde yine ticaret mahkemesi başkanları ağırlıkta. Savcılarımız da oldukça kıdemli. Deneyimli bir kadromuz var. Daireler de yeterli olmazsa zamanla artırılabilecek.

-Geçiş süreci nasıl işleyecek? Yargıtay önünde yığılmış dosyaları kendisi mi eritecek? İstinaf 20 Temmuz’dan sonraki davalar için mi geçerli olacak?

Yargıtay istinafların açıldığı güne kadarki dosyalara bakmaya devam edecek. Şimdilik planlanan böyle.

-Sokaktaki vatandaştan yabancı yatırımcısına herkesin yargıyla temel derdi bu süre meselesi. Bunun ilacı istinaf mı olacak?

Evet, en büyük ilacı istinaf olacak. Hızlanacak ve eksik bulduğunda geri iade yerine kendisi düzeltecek. Bu çok önemli. Normalde Yargıtay geri iade ettiğinde uyuyor ya da uymuyor. Uymazsa Ceza Genel Kurulu’na gidiyor, uyarsa yeniden tüm eski deliller sıfırlanıp bir yargılama yapılıyor. Halbuki burada tüm eski deliller yok edilip sıfırdan başlamak zorunda kalınmayacak, eksikler tamamlanacak. Örneğin önemli bir şahit dinlenmemiş, bunu dinleyerek dosyayı sonlandıracak, tekrar sil baştan yapmayacak.

-Siz tüm Marmara Bölgesi’ne mi bakacaksınız?

Evet. Şu anda 45 savcı atandı, benimle birlikte 46. Hâkimlerle beraber 281 kişiyiz. Binamız ayrı olacak, Dragos’ta yapılıyor şu anda. Şu anda 60 daireyiz, 85 daireye çıkacağız.



'İSTİNAF TERÖRLE MÜCADELEDE ÖZEL BİR ROL OYNAYABİLİR'

-Türkiye dünyanın en çok dava açılan ülkelerinden biri. Burada bakacağınız bölge de başı çekiyor zannediyorum. Nasıl bir dava yükü var Marmara Bölgesi’nin?

En büyük yük bizde olacak. Tahminimizce hukuk ve ceza olmak üzere toplam 250 bin dosya gelebilir. 100 bin civarı ceza, 150 bin hukuk. Biz hukukçu olarak adliyelere gelen davaların nasıl azaltılabileceğini tartışamayız, yargılamayı nasıl hem adil hem de daha hızlı yapabiliriz diye düşünebiliriz. Ancak dava sayılarının azalması konusunda da çalışma yapılması gerektiği şart. Dünyada ender rastlanan bir dava yükü ile karşı karşıyayız. Bu sürdürülebilir olmaktan çıkıyor. Yargının yükünü mutlaka azaltmak gerekiyor. İstinafın bu anlamda oldukça başarılı olabileceği kanaatindeyim. Bunun yanında bir süredir kafamda bir proje var. Henüz sadece düşünce aşamasında. İstinafın terörle mücadelede de bir rol oynayabileceği kanaatindeyim.

-Nasıl bir rol?

Türkiye’de terör üzerine en uzun çalışmış savcı benim. Meslek yaşamım boyunca gördüm ki büyük davalar, büyük operasyonlar belli bir birikim, ciddi bir deneyim hatta uluslararası işbirliğini sağlayabilecek mesleki tanışıklıklar gerektiriyor. Terör çoğu zaman tek bir yerde baş göstermiyor, teröristler birçok ilde örgütleniyor, birçok ilde suç işliyor, hatta uluslararası bağlantıları oluyor. Bununla başa çıkmak münferit bir ilimizdeki bir savcımıza haddinden fazla bir yük olarak gelebilir. Özellikle terörün yoğun olduğu illerimizdeki savcılarımız da kıdem itibarıyla henüz oldukça genç arkadaşlarımız. Mesleki yaşamımda Paris’te PKK terör örgütü üyelerinin sorgulanmasından yabancı limanlarda gemilere uyuşturucu operasyonu düzenlenmesine, yurtiçinde birçok ilde aynı anda terörle mücadele operasyonları düzenlenmesine kadar oldukça zorlu süreçler yönettim. Bunlar hep deneyim gerektiren, alanınızda uzmanlaşmayı gerektiren süreçler. Terörle mücadelede bu tarz uzmanlıklardan istifade edebilmeliyiz diye düşünüyorum. İstinaf mahkemeleri bölge adliye mahkemeleri ise her bölgedeki terör olaylarına bakacak; bu konuda uzmanlaşmış hukukçulardan oluşacak merkezi birimleri de buralarda oluşturabilmeliyiz. Terörle mücadele konusunda kaybedecek zamanımız yok. Savcılar ne kadar deneyimli olursa, terörle mücadelemizde de o kadar başarılı oluruz.


Haber: Anıl EMRE/GAZETE HABERTÜRK

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.