Tutuklu gazetecilere Adalet Bakanlığı'ndan haber var
Hürriyet yazarı Şükrü Küçükşahin, Doğan Yurdakul'un eşinin cenaze töreninden izlenimlerini kısaca anlattığı ve Yurdakul ile ilgili merak edilenleri yazdığı yazısında müjdeli bir de haber veriyor.

Adalet Bakanlığı yetkilileriyle görüşen Küçükşahin Yurdakul ve onun gibi cezaevinde bulunan gazetecilerle ilgili durumu sorduğunda bakın yetkililer hangi müjdeli haberi verdiler...

İşte Şükrü Küçükşahin'in o yazısı...

Cumartesi, eşi Güngör Hanım’ı son yolculuğuna gönderirken izlediğim Doğan Yurdakul’un etrafındaki güvenlik çemberi gıpta ettirecek güçteydi!
Yurdakul’un, herhangi bir saldırıya karşı çok iyi korunduğunu görsem de, “Ya şimdi kötü niyetli birileri onu bu cami avlusunda kaçırmak isterse... Keşke korumalardan birine kelepçelenseydi” diye çok panikledim!
Allah’tan böyle bir şey yaşanmadı; aksi takdirde dinç ve dinamik görünüşüne aldanmayın Yurdakul, böylesi bir panikten çıkabilecek durumda değildi...
Yurdakul ile hayatımda ilk kez o avluda tokalaştım; Oda TV davası sanıklarının, bazılarıyla ayaküstü sohbet/selamlaşma dışında, hemen tamamı ile tek görüşmem yok, bazılarıyla dünya görüşüm ise tamamen farklı.

MÜYESSER İSE İKNA EDEMİYOR

En iyi tanıdığım Müyesser Yıldız, yıllardır Meclis koridorlarını arşınlayan arkadaşlarımızdan biri olmasına karşın öyle uzun sohbetlerimiz hiç olmadı.
Bu insanları savunacak hiçbir özel yakınlığım yok yani; ama Kocatepe Camii’nin avlusunda bir kez daha kendimle, vicdanımla hesaplaştım.
Günlerdir masamın üstünde bana bakıp duran Müyesser’in, el yazısıyla kaleme aldığı 4 sayfalık, “Merhaba Şükrü Abi” diye başlayan, “Nasıl bir terör örgütünün üyesi olduğunu!” anlatan mektubunu anımsadım.
Müyesser, dün o mektubu bir kez daha okudum, kusura kalma, terör örgütü üyeliği konusunda beni yine ikna edemedin; oysa savcıları ikna etmişsin!
Malum, Deniz Feneri savcılarının görevden alınmalarının bir gerekçesi de savcı-sanık ilişkisinin spekülasyonlardan korunmasıydı.
Oysa Müyesser’in savcıları arasında davalık oldukları da vardı; ama geçin.
Müyesser dahil sanıklarla ilgili iddianameyi heyecanla beklemiştim.
“Gizli delilerle dolu” denilen iddianameyle de Müyesser’in örgüt üyeliğine ikna olamadım, aranan silahlı terör örgütünü orada da bulamadım.
Ancak silah yoksa da ikna olmuşlar arasında, vicdanına güvenmek istediğim Nazlı Ilıcak’ı da görünce kendimden kuşku duyar hale geldim.
Nazlı Hanım, cuma günü, “Bombalar olmadan da olur”, “Bazıları bilmeden bu örgüte hizmet edebilir” anlamına gelen bir yazı kaleme aldı.
O zaman, “Düşünce suç olmaz” diye bağırmanın bir anlamı artık yok.

MEYVELERİ GÖRECEĞİZ

Tüm bu yaşananlara karşın yine de iyi niyetimizi korumak durumundayız.
O nedenle Yurdakul’un, eşinin cenazesine ring aracında getirilmesinin nedenini Adalet Bakanlığı yetkililerine sordum. Kendilerinin de koruma gibi, “Keşke araç da sivil olsa” dediklerini; ancak bu konudaki tasarrufun başka bir kuruma ait olduğunu, o kurumu da yönetmeliklerin bağladığını belirtip şu bilgiyi verdiler:
“Ring araçları güvenlik donanımlı. Bir olumsuzluk halinde araç önemli güvence. Bu noktada, oradaki amire, ‘İlla sivil araçla götür’ diye talimat verme hakkı kimsede yok. Karar onun. O amir de risk almak istememiştir.”
Davaların uzun sürmesini de anımsattım, bu kez umut veren şu yanıtı aldım:
“Salon sayısı ikiye çıkarıldı. Fiziki mekan dışında akla gelecek her konuda mahkemelerin tüm ihtiyaçları giderildi. Daha hızlı çalışabilecekler. Bu konuda birkaç güne ayrıntılı açıklama yapacağız. Dava süreleri çok ciddi bir şekilde kısalacak. Hepimiz de ikna olacağız. Meyvelerini göreceğiz, yani.”
Hukuksuzluk bir yana, hadi umalım ki hiç değilse bu sözler gerçekleşsin.



medyakafe.com
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.