Ünlü yazardan Feyzioğlu için çok sert sözler: Baro Başkanı Mafyayla ortaklaştı!
 İşte Celal Başlangıç'ın "ERDOĞAN EVREN'LE, BARO BAŞKANI MAFYAYLA ORTAKLAŞTI" başlıklı köşe yazısı:
Osmanlı'nın gözünü seveyim! Hiç değilse Mehter Takımı iki ileri, bir geri yürürdü.

 Zamane Osmanlısının "demokrasi yürüyüşü" bir ileri, beş geri gidiyor.

 Kanal D'de Beyaz Show programına telefonla bağlanarak canlı yayında sadece "çocuklar öldürülmesin" diyen öğretmen Ayşe Çelik'in "terör destekçisi" olarak hedefe konması bile bizi 21 yıl öncesine döndürdü.

 İstanbul ve  Ankara'da aydınlar, sanatçılar, yazarlar, gazeteciler kendilerini savcılığa ihbar etmek için adliye önünde kuyruktaydı; "Ayşe öğretmenin suçuna  katılıyorum" diye.

 Aynen 21 yıl önce olduğu gibi...

 'VAHDETTİN DE DEVLET BAŞKANIYDI'

 1995'te de Beşiktaş'taki DGM binası önünde Yaşar Kemal'in "suçuna" katılmak için Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin önünde kuyruktaydık.

 Sadece 21 yıl öncesine dönmedik. 32 yıl öncesinden daha da geriye sıçradık!

 "Bu suça ortak olmak istemiyoruz" diye çatışmalı ortamın sona ermesini isteyen bildirgeyi imzalayan 1128 akademisyene hakaretler yağdırdı Cumhurbaşkanı Erdoğan:

 "Kendilerine akademisyen denilen güruh", "müstemleke zihniyeti", "mandacı", "sözde aydınların ihaneti", "aydın müsveddeleri", "karanlık ve cahil" .

 Sadece hakaret etmiyordu Erdoğan, "Terör örgütleri mensupları neyse, onların ağzıyla konuşanlar da odur" diyerek hedefe koyduğu akademisyenleri de "terörist" ilan ediyordu.

 Hatta imzacı akademisyenleri yargılayıp mahkum ediyor, sadece cezalarının kesilmesini "ilgili kurumlara" havale ediyordu:

 "İlgili kurumlarımızın da anayasamıza ve yasalarımıza göre açık suç teşkil eden bu ihanet karşısında gerekenleri yapacaklarına inanıyorum."

 Darbeci Cumhurbaşkanı Kenan Evren de çok kızmıştı 1984 yılında "Aydınlar Dilekçesi"ne imza atanlara:

 "Biz çok aydın gördük, vatan hainliği yaptılar. Son Padişah Vahdettin aydındır. Ama memleketi düşmanlara teslim etti. Ben ne yapayım öyle aydını?"

 Aziz Nesin de cevabını yapıştırmıştı Evren'e:

 "Vahdettin'in aydın olup olmadığı tartışılır ama devlet başkanı olduğu kesindir."

 Kimsenin hakkını yememek için şunu da söyleyelim ki; "Bu suça ortak olmak istemiyoruz" bildirgesini imzalayan akademisyenlere Erdoğan'ın yaptığı hakaretlerin yanında darbeci generallikten Cumhurbaşkanlığına geçiş yapan Evren'in söyledikleri ancak "sitem" sayılır.

 İMZACI AKADEMİSYENLER 'TERÖRİST' İLAN EDİLDİ

 Dedik ya Ayşe öğretmen olayıyla 21 yıl geriye, akademisyenlerin bildirgesiyle de değil 32 yıl öncesine, daha da beterine sıçradık geriye doğru.

Erdoğan söyler de "ilgili kurumlar" durur mu? Elbette durmaz.

 İmzacı akademisyenler hakkında rektörler soruşturma açmaya, görevden almaya başladı. YÖK ve Üniversiteler Arası Kurul toplantıya çağrıldı. Savcılar akademisyenler hakkında "terör" soruşturması başlattı.

 Elbette "ilgili kurumlar" bunlardan ibaret değil. "Yandaş medya" da akademisyenleri hedefe koydu:

 "PKK'nın suç ortakları", "Hendekçi hocalar", "Entellektüel kiralık katiller".

 Yandaş medya denen iktidarın pespaye basın bültenlerinin, yalaka kalemşörlerin talepleri de belliydi:

 "İmza veren akademisyenlerin eli silahlı teröristten farkı yoktur. Eli silahlı teröriste ne yapılıyorsa bu akademisyenlere de aynısı yapılmalıdır."

 Yani "kalemi kırmış"tı yandaş medya; "akademisyenleri imha edin" diyordu.

 "Göreve çağrılan kurumlar" halka halka yayılıyordu.

 MHP lideri Devlet Bahçeli de aynen AKP gibi "kurumları" göreve çağırıyordu. Ülkü Ocakları, imza veren akademisyenleri "yaşadığın kenti dar getiririz" diye tehdit ediyordu.

 7  Haziran seçim sonuçlarından sonra "oluk oluk kan akıtmak istediğini" meydan mitingleriyle ilan eden mafya bozuntusu da elbette oyundaki yerini alacaktı. O da Erdoğan'ın "kurumları" göreve çağırmasından kendine vazife çıkartmıştı.

 "Sözde aydınlar çanlar ilk önce sizin için çalacak" diye başlayıp "Bu sözde aydınlar ve akademisyenlere, oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve kanlarınızla duş alacağız" tehdidiyle bitirdi.

 İşin ilginci meseleye "hukukun üstünlüğü" açısından bakan Türkiye Barolar Birliği Başkanı da "oluk oluk kan akıtmak isteyen" Mafya bozuntusuyla "sözde aydınlar" konusunda hemfikirdi.

 Ona göre de imzacı akademisyenler "mütareke döneminin, işgal altındaki İstanbul'un sözde aydınlarının kalıntıları"ydı.

 Aslında Kürtlerin yaşadığı kentlerden başlayan tanklı, toplu, bombalı, keskin nişancılı kuşatmanın bütün ülkeyi saracak bir cendereye doğru giderek artan bir şiddetle verilmesiydi bugünlerdeki tanıklığımız.

 Bu gidişle gelecekte bizi nasıl bir hayat beklediğini... Bu gözü kan bürümüş sürecin nereye evrileceğini... Toplumun tüm hücrelerine ne kadar sineceğini... Bu coğrafyanın en ücra köşelerine kadar hayatımızı nereye kadar kuşatacağını anlamak için geçtiğimiz hafta şair Şükrü Erbaş'ın İzmir'in Kiraz ilçesinde yaşadıklarına bakmak yeterli.

 ŞAİRE AYAKTA ŞİİR OKUMAK YASAK!

 Eğitim-Sen temsilciliği bir şiir dinletisi için davet ediyor Şükrü Erbaş'ı.

 Etkinliği de Sağlık Meslek Lisesi Salonunda yapacaklar.

 Ancak ilçe kaymakamı etkinliği iptal ediyor; "Bu kadar şehit gelirken" izin vermiyor salonun kullanılmasına, ne alakası varsa...

 Bunun üzerine etkinliği düzenleyenler bir düğün salonu kiralıyorlar.

 Ancak etkinliğe birkaç gün kala salon sahibi bu kiralamayı da hiçbir gerekçe göstermeden iptal ediyor.

 

İleri Haber'den Erkan Altuner yaşanan bu abuk durumun devamını şöyle aktarıyor:

 "Son çare olarak Kiraz’da bulunan tek otel olan Koru Otel’e alınan etkinlik için İlçe Emniyet Müdürlüğü’nden ilginç bir kısıtlama getirildi. Emniyet Müdürlüğü ile yapılan görüşmede şair Şükrü Erbaş’ın şiirlerini ancak 'oturarak' okuyabileceğini, dinleti esnasında oturduğu yerden ayağa kalkması ve şiirlerini ayakta okuması durumunda 'Emniyet Güçleri' tarafından müdahalede bulunulacağı belirtildi. Müdahale tehditleri nedeniyle Koru Otel yönetimi tarafından da 'salon dolu' denilerek iptal edilen etkinlik 13 Ocak tarihinde Eğitim-Sen Ödemiş temsilciliği tarafından Ödemiş İlçesinde gerçekleştirildi."

 Şaka gibiydi yaşananlar. Gözlerime inanamamıştım haberi okuyunca. Şair dostum Şükrü Erbaş'ı aradım "doğru mu?" diye.

 "Maalesef doğru" dedi Erbaş "Çok saçma birşey oldu. Hatta toplantının Kiraz'da olamayacağını anlayınca bir yemek yiyip Ödemiş'e geçmek istedik. Kiraz Öğretmen Evi'ne gittik. Yan masaya altı yedi sivil polis gelip oturdu. Ayağa kalkıyorum onlar da ayağa kalkıyor, kapının önüne çıkıyorum, onlar da geliyor, yerime geçip oturuyorum, onlar da yan masaya gelip oturuyorlar. Kişisel birşey olduğunu düşünmüyorum. Ama bugün bölgede amaçlarına ulaşırlarsa Batı'da herkese diz çöktürecekler...

 İktidar sahipleri amaçlarına ulaşırsa işte bizi nasıl bir hayatın beklediğinin en somut göstergesi şair Şükrü Erbaş'ın İzmir'in Kiraz ilçesinde yaşadıkları...

 

HER 'BARIŞ' DİYEN TERÖRİSTSE...

 Dedeleri Osmanlılar gibi "iki ileri, bir geri" bile yürümeye tahammül edemeyip, demokrasi yolunda bir ileri beş geri giden AKP iktidarında artık Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın darbeci Cumhurbaşkanı Evren'le, Barolar Birliği Başkanının mafya bozuntusuyla aynı noktada buluştuğu büyük bir ablukada yaşıyoruz.

 Kürt kentlerindeki tanklı, toplu, bombalı, keskin nişancılı kanlı ablukanın bilançosu çok ağır.

 İHD Diyarbakır Şubesinin 16 Ağustos'ta başlayan ve hala süren sokağa çıkma yasaklarıyla ilgili beş aylık bilançosu korkunç:

 

Yedi il, 19 ilçede tam 59 kez sokağa çıkma yasağı uygulanıyor.

 Şu anda bile Cizre ve Silopi'de 32, Sur'da 44  gündür sürüyor ilan edilen sokağa çıkma yasakları.

 Bu yasaklar boyunca 29'u çocuk, 39'u kadın 170 sivil yaşamını yitirmiş.

 Binlerce insan göçüyor. Geride kalanların yaşam hakları tehdit altında. En temel ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar. İnsanlar aç. Evleri yıkılıyor. Eğitim ve sağlık hizmeti alamıyorlar. Cenazeler morglarda, sokaklarda günlerce defnedilmeyi bekliyor.

 

İnsanlar da kalkıp aylardır yaşanan bu zulme karşı çıkınca, "savaşma, konuş", "ben bu suça ortak olmayacağım" deyince hem "terörist" diye yaftala, hem de hedef göster oluk oluk kan akıtmak isteyenlere.

 

Şovmen Beyazıt Öztürk'ten, programa telefonla katılan Ayşe öğretmenden bile terörist çıkartabilen bir anlayışla karşı karşıyayız.

 

İşten atmakla, terörist ilan etmekle, gazete, televizyon taklidi yapan pespaye iktidar bültenlerinin önüne atmakla, vampirlikle mafya reisliğini karıştıran çapulcuların tehdidiyle salınan korku, ağırlaşan bu abluka tutmayacak.

 

Her "Barış" diyeni, her "çocuklar ölmesin" diyeni "terörist" ilan ettikçe karşındaki "terörist"ler azalmayacak, aksine çoğalacak.

 

Çünkü artık zulme karşı ayaklanmaya başladı vicdanlar.

 

Bütün tehditlere karşın ilk bildirgeyi imzalayan 1128 akademisyene yenileri katılıyor. Sayıları iki bini aşıyor.

 

Edebiyatçılar, sinemacılar, eğitimciler, avukatlar, gazeteciler, "Biz de bu suça ortak olmayacağız" diyorlar.

 

Sadece Kürt kentleri değil, bütün bir ülke dalga dalga ablukaya alınıyor. Ablukada olan aslında bu coğrafyada yaşayanların insanlığı.

 

Ama hangi abluka sonsuza kadar sürmüş! Eninde sonunda, kırılacak bu abluka!

 
CELAL BAŞLANGIÇ | HABERDAR
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
o kim? 2 yıl önce

haberdar yazarı celal başlangıç kim allasen?