'Yargıda büyük ayak oyunları bizi bekliyor'


Radikal'deki yazılarına, gazeteyle yaşadığı 'kan uyuşmazlığı'nı gerekçe göstererek son veren Perihan Mağden, politik alana dair suskunluğunu Aksiyon için bozdu. Türkiye'nin cesur kalemlerinden biri olan Mağden, yargının AK Parti'ye yönelik muhtemel bir kapatma davasını cebinde tuttuğunu söylüyor ve ekliyor: "Bu ülkede, en büyük muhalefet, yargı. Utanç verici bir yerde. Düşünsenize, 1980 Darbesi'nin korkunç anayasasını savunan, bu yargı." Referanduma gidecek anayasa paketini yorumlarken, 'o kadar önemli ki' diye söze başlayan Mağden, "Bizi önümüzdeki günlerde bekleyen büyük oyun nedir?" sorusuna şu cevabı veriyor: "Yeni askeriyemiz olan yargıdan gelecek korkunç ayak oyunları, çelme takma arzusu."

-Mavi Marmara gemisine saldırıyı nasıl değerlendirdiniz?

O geminin yola çıkmasından daha normal bir şey olamazdı. Uluslararası bir organizasyona, uluslararası sularda müdahaleye cüret edecekleri aklıma gelmezdi. Bunu, hiçbir şekilde provokatif bir hareket olarak görmedim. Bir çocuğun var mesela... Görüyorsun ki bazı kötü kusurları var. Çocuk giderek sapık bir katile dönüşüyor. Akşam eve dönüyor, konu komşu "Benim tavuğumu öldürdü" diyor. Öbür gün "Amcamı öldürdü" diyorlar. Sen de "Hadi oradan, benim çocuğum öyle bir şey yapmaz" diye karşılık veriyorsun. "Ben çocuğumu iyi okullarda okuttum, o öyle bir şey yapacak biri değildir" diye manyaklık düzeyinde savunmaya giriyorsun. İsrail, dünya medyasında da böyle tezahür edince 'Artık pes' oluyorsun. Kardeşim, önce "Biz bu seri katili yarattık" demek zorundasın. Buna bir isim koymazsan, bu faşist İsrail hükûmetine karşı İsrail halkına da ayıp ediyorsun.

-Bu ayrımı Başbakan Erdoğan da yaptı ve "İsrail hükûmeti ve İsraillileri karıştırmayalım" dedi. İsrail hükûmetini sizce bu kadar acımasız bir militarizme taşıyan ne?

Bu, psikolojide çok önemli. Kurbanın zalime dönüşme anı... Orada artık aşırı derecede kendini savunma güdüsü, mütecaviz bir çizgiye vardı. Bence dünya, özellikle de ABD tarafından aşırı şımartılmakla ilgili... Azdırılıp kudurtuldu. Orada 'militarist bir makine' olayı var artık. İran, İran, İran... İran'da Şah rejimi olmasaydı, belki bu kadar çok şikâyet ettikleri İslam devrimi hiçbir zaman yer almayacaktı. İran'da demokrasiyi de yıkan bizzat ABD'dir. Bütün laboratuvar kurma çabaları, Frankenstein yaratmakla sonuçlanıyor. Afganistan ve Irak'ta işgali sürdürürken, elinde silahlı sapık bir katil çıkıyor ortaya. Ona ihtiyacı var. Ama bütün bu işgalci politikalarla başat gidiyor İsrail'e sahip çıkmaları. Yahudi lobisinin ABD'deki gücünü de yabana atmayalım. Ben çok fazla 'ComedyMax' seyreden birisiyim. Sana yemin ediyorum, inanamıyorum yani her 10 komedi dizisinden 8'inde Yahudi bir kahraman var. Bizde Gülben Ergen'in oynadığı 'Dadı' dizisindeki figür bile orada Yahudilik üzerinden yürüyor. ABD'de yaşayanların yüzde 80'i Yahudi mi? Sinema endüstrisini bunlar kurmuş, şarkıcıları bunlar parlatmış... Ama nüfuslarına alakasız oranda bir propaganda makinesinin üstünde oturuyorlar.

-Bu propaganda siyasi bir manipülasyon üzerinden de yürüyor...

Tabii. O kadar büyük bir manipülasyon yapılıyor ki İsrail'e de dokunmayacağız, onların büyükannesine de... Psikolojik bağları anlıyor musun? Bu o kadar derin bir bağ ki! Gönülden, tahayyül bile edemeyeceğin kadar önemli bir güç, o.

-Yahudi lobisinin, Obama'nın seçilmesinde önemli bir etkisi vardı. Ancak bir yandan da Obama'yla birlikte, ABD'nin Ortadoğu'da daha makul ve barışçı bir siyaset izleyeceğini düşünenler de şimdilik haksız çıkmış görünüyor...

Ben, 'güvendiğim dağlara kar yağdı' gibi görmüyorum Obama'yı. ABD'de büyük bir 'machinery' (makine) var. Onunla biraz oynayacak insanların sonu belli. Kennedy'leri öldürdüler. Bush sonrası dünyada buna daha yakınız. Amerika'da seçimleri ben 'Coca Cola mı kazansın, Pepsi Cola mı?' diye görmüşümdür. Yok aslında birbirimizden farkımız! Dünyayı idare eden bir mekanizmadan bahsediyoruz. Eskiden ben de çok romantiktim, çok solcuydum, çok Sovyetist'tim, herkese saydırıyordum; ama bilmem kaç yaşına gelince, sen de biliyorsun ki kazın ayağı öyle değil yani!

-Başbakanın Mavi Marmara'yı içten bir biçimde sahiplenmesini nasıl yorumladınız?

Şahane buldum. İnanılmaz derecede iftihar ediyorum. İran'ın nükleer programı için, Türkiye'nin Brezilya ile birlikte arabuluculuğa soyunması da tüylerimi diken diken edecek kadar akılcı ve mükemmeldi. Rusya'yla vizelerin kaldırılması da... Bunlar çok çok önemli. Erdoğan'ın kendini onlarla aynı lige koyması inanılmaz akılcı bir şey. Diyor ki "Kardeşim Batı'ysa Batı, Doğu'ysa Doğu. Ben aradaki bağımsız güç olmak için adımlarımı atacağım." İlk defa böyle dik duruyoruz. Bu role çoktan namzet olmalıydık. Bunları ilk defa Erdoğan'la yapabiliyoruz.

-Bölgede bağımsız güç olabilmek mümkün mü?

Mümkün. Ben bir hayalden söz etmiyorum. Bu ülkeler dünya üstünde var mı, var. Bunlar ekonomik olarak büyük atılımlar içindeler mi, evet. Kendimize önem atfetmeye geç bile kaldık. Çünkü biz önemliyiz. Onun için başbakanın son derece şahane şeyler yaptığını düşünüyorum.

-Türkiye'nin Batı'dan Doğu'ya doğru bir eksen kayması yaşadığını düşünüyor musunuz?

Bu tip ifadeler, muğlaklaştırıcı şeyler. Saflaşma ve kutuplaşma varsa var. Bir safa ayrılacaksak ayrılalım. Bir avuç demokratsak, bu kadar flu bir AK Parti'ye destek vermek zorunda kalıyorsak, bu salaklığımızdan değil, doğru okuma yapma arzusundan kaynaklanıyor. Bu esnada kimi düşmanlıklar oluşacaksa oluşacak. Ben zaten mahkemem basıldığı andan itibaren düşmanlıklarımı başlattım. Tarafım ben. Sadece o çeteye karşı değil. Alırsın Silivri'ye olur biter. Ama bu ülkede bir Ergenekon zihniyeti, ideolojisi var. Ben onlara karşıyım. Ben zaten kamplaşmışım. Buna rağmen, ifade özgürlüğü açısından daha iyi bir yere gidiyoruz bence. Orduya yaptığım bu eleştirilerin, daha önce ne kadarını yapabilirdim? Geçen TRT'de bir programa katılmak için Ankara'ya gittim. Vallahi binadan çıktığımda beni alıp kapının önünden götürmeleri gerekirdi. Ben bunları TRT'de söyleyebiliyorsam, inan bana bu çok önemlidir. O söylediklerimi, hiçbir özel televizyon bana söyletmez!

-Bahsettiğiniz ve karşısında olduğunuz ideolojinin, Türkiye'nin karşı karşıya olduğu sorunlar karşısında bilerek çözümsüzlüğü tercih ettiğini; zira bundan beslenerek kendi meşruiyetini ürettiğini düşünüyor musunuz?

Tamamıyla... Kürt meselesinin devamlı bir sorun olarak sürmesi mesela... 30 yıl süren bir iç savaş ne demek ya? Zaten dört yanınız düşmanla çevrili! Ancak o şekilde 'içinde bulunduğumuz özel koşullar' teranesini satabilirsiniz insanlara. Onların tamamen hedefleri, çözümsüzlük politikalarına dayalı. "Buna ne kadar ayak bağı olabiliriz?" diye düşünüyorlar. Onlar için her yol da mübah. En önemli şey de muğlaklaştırma, kavramlarla oynama. Mesela, kendi tanıdıklarımdan biliyorum; AK Parti'nin aleyhinde "Ama muhalefeti susturmadı mı?" düşüncesi, Batı'ya inanılmaz bir şekilde servis edildi. Tansu Çiller'e verdikleri gazı şimdi Kemal Kılıçdaroğlu'na veriyorlar. İsmail Cem'e, Kemal Derviş'e, Hüsamettin Özkan'a da aynı gazı verdiler. Bence onların gerçek ufaklığı, kafa karışıklığı oluşturma. Medya bunu yapınca sinir bozucu bir savaş başlıyor. Başbakanın da sinirleri bozuluyor. O kadar acayip bir propaganda mekanizması var ki! Bahsettikleri 'yandaş medya' da kurulamıyor ki! 'Yandaş medya' dedikleri gazetelerin birçoğunda, kendi ekollerinden yetiştirdikleri insanlar çalışıyor. Bu ekiplerle medya o kadar kuşatılmış ki! Ama bana 'yandaş' dedikleri medya da çok zayıf geliyor yani.

-Alper Görmüş'ün "Yandaş dedikleri medya olmasaydı, bugün Ergenekon'da bu kadar yol alabilir miydik?" sorusunun karşılığı nedir, sizde?

Kesinlikle çok büyük etkileri oldu. Ama çok çok daha etkili olabilirlerdi. Esas olan şu: Kılıçdaroğlu'nun yanında olan medya, bu ülkedeki muhalefet yoksunluğunun farkında. Kemalist ideoloji çökmüş, altında kalmışsın. Bildiğimiz sokak ağzı, pozisyonu muğlak ve nasyonalist bir söylem... Bir de milliyetçiler. Onu da MHP dolduruyor. Böyle demode bir söylem. Ama 'çıkmayan candan umut kesilmez' misali...

-Baykal'a yönelik bir operasyon yapıldığını düşünüyor musunuz?

Herhâlde yapıldı. Çünkü Ankaralı profesör bir hanım, "Biz yıllardır Baykal'ın Nesrin Baytok'la ilişkisini biliriz" şeklinde bir şey söylemişti bana. Bence bu bayağı mazisi de olan bir kaset. Ama bir yandan da Baykal'ı savunacağım? Yoo... Çünkü Baykal dehşet verici laflar söyledi. Demokratik açılımda, anahtar rolü oynayabilecekken korkunç şeyler yaptı. Anayasa paketine destek verebilirdi; ama onun da önünü tıkamaya çalıştı, her zaman yaptığı gibi. Daima tıkanıklık ve demagojiyle bunca yılımıza mal olmuş birisi için üzülecek değilim. Özür dilerim! Adam bize çok vakit kaybettirdi.

-Sizce neden devirdiler?

Şuradan şuraya oylarını artıramayacaklarını gördüler. Bence bir de, gündemi yeterince meşgul edemeyeceklerini fark ettiler. Baykal, zaman içinde sıkıcı bir etki yarattı. Onun için "Yeni bir aktörle heyecan getirelim" dediler. Bu demode malları, pazarlayabilme ümidiyle!

-Ama o 'sıkıcı' dediğiniz Baykal'a yönelik bir kabul de vardı. 'Ergenekon'un avukatı' olduğunu söylemesinden başlayarak, hükûmetin yaptığı her anayasal değişikliği Anayasa Mahkemesi'ne götürerek, bir zihniyetin misyonunu da oynadı ve kabul gördü... Bunun ardından böyle bir 'devirme operasyonu' ilgi çekici geldi...

Belki de biraz daha Ergenekon filmi bir hava yaratmaya çalışıyorlar kendilerine. Bence Ergenekon bizim halkımızın gönlünde yankısını buldu. Özellikle Taraf'ın patlattığı haberlerle Genelkurmay'a olan güvenin yüzde 98'lerden yüzde 46'lara inmesi de CHP'ye yapılan operasyonla çok ilgili. Ergenekon, Türkiye'de niçin var? Askeriyenin gücüne güç katmak için. Başka bir genelkurmay başkanıyla, askeriye de kaybettiği mevzileri geri kazanmak istiyor olabilir.

-Bu güven kaybıyla beraber, şehit cenazelerinde, ailelerin 'Vatan sağ olsun demiyorum' isyanını da duyar olduk.

Ne kadar büyük bir çözülme değil mi? Bu çözülme; askeri, demokratik bir ülkede, gelmesi gereken yere getirtecek bir çözülmedir. Kadir-i mutlak statüsünden profesyonel orduya geçiş sürecinde, çözülmenin başlangıcında, Kılıçdaroğlu'nu ortaya çıkararak bunlar bence 'damage control' (kaybın kontrolü-zararın telafisi) yapmış oldular. Ama toslayacaklar. CHP'nin içinde böyle bir şey yok; ama ben ordunun içinde demokrat insanların olmasını isterim. Çünkü mecburum ona. O, benim ordum. Nasıl polisin içinde büyük bir dönüşüm oldu ve düzgün bir polise ulaşma yönünde çok önemli adımlar attıysak, askeriyede de böyle bir dönüşüme mahkûmuz. Anayasa paketinde, bu yöndeki adımlar o kadar önemli ki. Bizi önümüzdeki günlerde bekleyen büyük oyun nedir? Yeni askeriyemiz olan yargıdan gelecek korkunç ayak oyunları, çelme takma arzusu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin'in telefon konuşmalarında Tuncay Özkan'a "Evet efendim, emrinize amadeyim" diye hitap etmesine ne diyeceğiz? Ama hiç de o kadar ses getirmedi? Neden böyle bir konuşma yapan insan hâlâ o makamda durmaya devam eder? Görevden alındı mı? Bu kadar yanlı bir yargı... Ergenekon'la ilgili en küçük haber yazınca da hakkında hemen dava açılıyor. Şimdi bu nasıl bir yansız yargı?

-Şimdi bütün gözler, 80 Anayasası'na yönelik en ciddi girişim olan referanduma dair, yüksek yargının vereceği kararda...

'Yeni anayasa' diye diye dilimizde tüy bitti. Bence son derece mahcup bir paketi geçirmeye çalıştığında bile, AK Parti'nin kendi içinde bir engel oluşuyor. Böylesine korkunç bir mücadele veriyor Tayyip Erdoğan. Ergenekon ideolojisi, AK Parti'nin içine uzanmış durumda. Bu, o kadar güçlü bir ideoloji ki! BDP'ye bakıyorsun, parti kapatmalara en fazla sen maruz kalıyorsun; ama bu yöndeki değişikliğe hayır diyorsun. Kraldan daha çok kralcısın. Kapatmacıdan daha çok kapatmacı oluyorsun. Ben geçen gün TRT'de ağzımı bozmamak için 'Stockholm sendromu' dedim buna. İktidar partisi, sürekli kapatılma tehdidiyle yaşatılıyor. Anayasa değişikliğine gidince de zırt sivil dikta, zırt mahalle baskısı gibi aptal, muğlak kavramlarla ortalığı bulandırıyorlar.

-Sizce kapatma davası açılabilir mi?

Açabilirler.

-Kapatabilirler mi?

Kapatabileceklerini zannetmiyorum. Daha önceki davada, kesin kapatırlar diyordum. O kadar olumsuzdu ki gelişmeler. Kıl payıyla kurtardı AK Parti, ama her an yeni bir dava açabilirler. Açabilmeleri, güçlerinin kanıtı. Vazgeçecekler mi? Vazgeçmeyecekler. Bu ülkede, en büyük muhalefet, yargı. Utanç verici bir yerde. Düşünsene, 1980 Darbesi'nin korkunç anayasasını savunan, bu yargı. Savunmayı da maharet zanneden, Hürriyet Gazetesi aydınları. Medyanın duruşu da fevkalade değil mi? Onlar çok demokrat, çok muhalif, çok özgürlükçüler; diğerleri de 'yandaş'...

-Kılıçdaroğlu'nun seçilmesinin ardından onu ayağa kalkarak alkışlayan gazetecilerin artık 'yandaş' kavramını kullanmaları doğru mu?

Erdoğan, 'Candaş' dedi ya (gülüyor). Bence Erdoğan, tahmin ettiğimden daha çok, medyayla uğraşıyor. Ben de mesela çok uğraşıyordum. Ama şimdi sadece Taraf okuyarak kendimi bunlardan koruyorum. Hakikaten hepimizin sinirleri bozuluyor. Tansu Çiller okumazmış ya, kendini korumak için. Ayna ayna var mı benden daha güzeli diye (Gülüyor)... Gazeteler sahip değiştirse de bir şey değişmiyor. Çünkü kadrolar felaket. Bu kadroları reddederek yola çıksalar, çok daha iyi bir gazetecilik yapacaklar.

-Olası bir referandumun Anayasa Mahkemesi tarafından engellenmesi hâlinde sizce Erdoğan'ın stratejisi ne olur?

'Ey halkım, benim elimi kolumu bağlayan bir yapılanma var. Ben bunun karşısında çaresizim' diyerek erken seçim kararı almalı. Bunlar, zırt pırt seçime giden insanlar değiller ki! Belediye seçimlerinde, AK Parti'nin oyunun düşmesine hakikaten bozuldum. Benim gönül verdiğim bir muhalif hareket var da oraya mı gidiyor? Hayır. Yemin ederim sana, yerel seçimlerde AK Parti'nin oylarının düşmesini ben Ergenekon'a gitmiş oylar olarak gördüm, öyle okudum.



- RÖPORTAJIN TAMAMI AKSİYON DERGİSİNDE -


FATİH VURAL / AKSİYON

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.