Yargıtay üyesinden Başkan Cirit'e mektup: 'Suskunluğunuzun özel bir nedeni...'
Yargıtay üyesinden Cirit'e mektup: 'Suskunluğunuzun özel bir nedeni olup olmadığını...'

​Muzaffer Özdemir, Rüştü Cirit'e hitaben yazdığı mektupta iktidarın yüksek yargı ile ilgili yapmayı planladığı değişikliğin hukuk sistemi ile bağdaşmadığını, hâkimlik teminatını ortadan kaldırdığını ifade ederek "Siz bu konuda bir şey söylemeyecek misiniz?" diye sordu.
 

Özdemir mektubunda "Yargıtay üyelerinin maruz bırakıldığı muamele ülkemiz açısından bir ilktir. Askeri müdahale dönemlerinde bile böylesi yaşanmamıştır" dedi. Ancak askeri darbe dönemlerinde hâkim savcı verdikleri karardan dolayı tutuklanmamıştı. Fakat o süreçte Yargıtay üyeleri olanları görmezden gelmişti. 
 
Özdemir'in Rüştü Cirit'e yazdığı mektup şöyle: 
 
Yargıtay Birinci Başkanına mektup
Yargıtay Birinci Başkanı
Sayın İsmail Rüştü Cirit,

 
Malumunuz olduğu üzere, Yargıtay'ın yapısına ve işleyişine yeniden müdahale amacı taşıyan bir kanun tasarısı Bakanlar Kurulu tarafından hazırlanıp 13.06.2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sevk edilmiştir.
 
28.06.2014 gün ve 6545 sayılı Kanunla; Yargıtay Başkanı, Başsavcısı ve Daire Başkanları ile Yargıtay Genel Sekreterinin nitelikleri düzenlenip Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu'nun görevine son verilirken; 22.12.2014 gün ve 6572 sayılı Kanunla, daire sayıları artırılıp dairelerin görevlerine ve üyelerin dairelerdeki görevlerine Birinci Başkanlık Kurulunca yeniden belirlenmek üzere son verilip Birinci Başkanlık Kurulu feshedilirken, adli yıl açılış töreni kaldırılırken, tetkik hâkimleri ve savcılarının atanma ve görevden alınmalarında kendi rızalarının ve Yargıtay'ın görüşünün alınması uygulaması kaldırılırken ve bölge adliye mahkemelerinin çok yakın bir zamanda kurulacağının bizzat Adalet Bakanı tarafından ifade edildiği bir dönemde Yargıtay'ın üye sayısı artırılırken yapılan müdahaleler gibi bu son müdahale de, Yargıtay Büyük Genel Kurulu ve Başkanlar Kurulu dışlanmak suretiyle, Yargıtay ile kurumsal bir istişare ve müzakere yapılmaksızın hatta kamuoyundan ve Yargıtay'dan son aşamaya kadar gizlenmek suretiyle, tek taraflı bir tasarruf olarak gerçekleştirilmiştir.
 
"ÇAĞDAŞ STANDARTLARDAN UZAK"
 
Bu tasarı; hukuk devleti, ayrımcılık yasağı ve eşitlik, kuvvetler ayrılığı, anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkelerini, egemenlik yetkisinin kullanımına ilişkin anayasal prensipleri, yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatını, Yargıtay üyeliği statüsünü ihlal etmektedir. Bu yönüyle, Anayasaya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarına ve konuya ilişkin uluslararası belgelere aykırıdır. Tasarının kanunlaşması halinde Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edileceği, ülkemizin bellibaşlı anayasa hukukçuları tarafından ifade edilmekte, başta tasarıyı hazırlayanlar olmak üzere herkes tarafından da çok iyi bilinmekte ise de, Anayasanın 153/5 maddesindeki "iptal kararları geriye yürümez" hükmüne güvenilerek, adeta Anayasa dolanılmak suretiyle hareket edilmektedir.
 
"YARGININ YIPRANMA SÜRECİ HIZLANACAKTIR"
 
Tasarı ile bir yüksek mahkeme olan Yargıtay, anayasal bir kurum olmaktan, anayasal ilkelerden, bağlayıcı uluslararası sözleşmelerle ortaya konulan çağdaş standartlardan tamamen uzaklaştırılmaktadır.
 
Amaçlanan kanun yürürlüğe girdiğinde; tüm Yargıtay üyelerinin görevlerinin sona ermesi, buna karşılık 5 gün içerisinde HSYK tarafından bunların içerisinden 300 kişinin tekrar Yargıtay üyeliğine seçilmesi, seçilemeyenlerin ise yine HSYK tarafından bölge adliye mahkemelerine veya ilk derece mahkemelere atanması öngörülmektedir. Yargıtay Başkanı, Başsavcısı, Başkanvekilleri, Başsavcıvekili ve Daire Başkanları bu düzenlemenin dışında tutulmakta ayrıca Yargıtay üyeliği de 12 yıl ile sınırlandırılmaktadır.
 
Söz konusu tasarının yasalaşması ihtimali ile ilgili olarak üzerinde durulması gereken ve hukuk devleti açısından izahı mümkün olmayan asıl husus; kimlerin, hangi usule göre veya hangi kurul ya da kurumun tensibi ile yeniden seçileceğinden daha ziyade, Anayasal güvence altında görev yapan yüksek yargıçların "Yargıtay Üyeliği" satatülerine bir kanun ile son veriliyor olmasıdır.
 
Yargıtay üyeliği sona erdirilenlerden kimlerin yeniden seçileceğine ilişkin olarak ise yeniden seçme yetkisi HSYK'ya verilmiş olup bu yetkinin nasıl kullanılacağına dair mesleki tecrübeye, kıdeme, uzmanlığa ve yasa yolu incelemesinin niteliğine ilişkin olarak hiçbir ölçüt öngörülmemiş olması dikkat çekicidir. Bir ölçütün öngörülmediği yerde, mutlaka keyfilik, ayrımcılık, eşitsizlik ve kayırmacılık yaşanacak, yapılacak seçimin hangi usule göre yapıldığı sürekli tartışılacak, hatta, seçim üzerinde "siyasetin gölgesi" olduğu söylentileri yargının yıpranma sürecini hızlandıracaktır.
 
Öncelikle bilinmelidir ki; bu tasarı, birçok yönden Anayasa'ya aykırılık içermekte olup bunlardan bazıları şu şekilde belirtilebilir:
 
1-Anayasanın Yargıtay'ı düzenleyen 154. maddesinde, "Yargıtay'ın kuruluşu, işleyişi, Başkan, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyeleri ile Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcıvekillerinin nitelikleri ve seçim usulleri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir" denilirken, kanun koyucuya "Yargıtay üyelik statüsünün sona ermesi ve Yargıtay üyelerinin başka bir yere atanmaları" ile ilgili olarak kanunla düzenleme yapma yetkisi verilmemiş ve böylece Yargıtay Üyeleri siyasi baskıların dışında tutulmak istenmiştir. Kanun koyucu da, bu yetkiyi belirtilen şekilde algılayarak gerek 1961 Anayasası döneminde, gerekse 1982 Anayasası döneminde, yaklaşık 55 yıllık zaman diliminde, Yargıtay ve Danıştay Kanunlarında defalarca değişiklik yapmasına rağmen "yüksek yargı üyeliğinin sona ermesi veya yüksek yargı üyelerinin başka görevlere tayin edilmeleri hususunda" herhangi bir düzenleme yapmamıştır.
 
2-Anayasanın 154. maddesinde "Yargıtay üyeliği" statüsünden açıkça bahsedilmek dışında, 68. ve 76. maddelerinde, "hâkim ve savcılar ile yüksek yargı mensupları" ayrı iki statü olarak sayılmak ve Danıştay Kanunu ile 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nda da çok açık şekilde belirtilmek suretiyle, hâkim ve savcı teminatına da sahip olan "yüksek yargı mensuplarının" hakim ve savcılık dışında, ayrı bir statüye sahip oldukları kabul edilmiş, Anayasa Mahkemesi de değişik kararlarında bu hususa vurgu yapmıştır. (Ahmet Kütük Kararı, Bşv. No:2015/19099) Nitekim, Anayasanın 154/2. maddesinin gereği olarak hakim ve savcılar, Yargıtay üyesi seçildikten sonra, 2802 sayılı Hakim ve Savcılar Kanunu kapsamından çıkıp 2797 sayılı Yargıtay Kanunu kapsamına girmektedirler.
 
3-Anayasada, HSYK üyeleri için 4 yıl (159. madde), Anayasa Mahkemesi üyeleri için 12 yıl (147. madde), Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin hakim sınıfından olmayan üyeleri için 4 yıl (157. madde) gibi süreler konularak bu görevlerin belli bir zaman dilimi ile sınırlı şekilde yapılacağı düzenlenirken, Yargıtay üyeleri için böyle bir süre konulmayarak Yargıtay üyelerinin, seçildikten sona 65 yaşlarına gelip emekli oluncaya kadar bu görevi yapabilecekleri düzenlenmiştir. Bu aynı zamanda, Anayasada hakim ve savcılar için öngörülmüş olan teminatlardan da yararlanmakta olan Yargıtay üyelerinin, 65 yaşlarını dolduruncaya kadar azlolunamayacakları, kendileri istemedikçe emekliye ayrılamayacakları, bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması suretiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamayacakları (139. madde) anlamına da gelmektedir.
 
Buna göre; Yargıtay üyelerinin, bir kanun ile görevlerine son verilmesi ve alt derece mahkemelere tayin edilmeleri, hem Anayasadaki düzenlemeye, hem de Anayasa ile koruma altına alınmış olan hakimlik teminatına açıkça aykırılık oluşturmaktadır.
 
"KAZANILMIŞ HAK İHLAL EDİLMİŞ OLACAK"
Kaldı ki; Yargıtay üyelerinin görevlerine son verilip bir kısmının alt derece mahkemelere gönderilmesi veya görev sürelerinin 12 yıl ile sınırlandırılması tasarrufu, değil kanunla, Anayasa değişikliğiyle yapılsa bile kazanılmış hak ilkesi ihlal edilmiş olacaktır.
 
Tasarının gerekçesi ülke gerçekleri ile bağdaşmamaktadır: Gerekçede, bölge adliye mahkemelerinin kurulması ve Yargıtay'a gelecek iş sayısının azalması nedeniyle Yargıtay'ın üye sayısının azaltıldığı, bunun yanında Yargıtay üyelerinin birikiminden taşranın da yararlanmasının amaçlandığı belirtilmektedir. Gerçekten amaç bu olsa idi; 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 45. maddesinin izin verdiği uygulama yapılır ve Yargıtay üyeleri isteklerinin de bulunması koşuluyla, Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlıklarına, Başsavcılıklarına ve Daire Başkanlıklarına atanabilirlerdi. Ya da, Yargıtay'daki üye sayısı Anayasaya aykırı düşmeyecek başka bir yöntemle zaman içerisinde azaltılabilirdi.
 
Bilindiği üzere; bölge adliye mahkemesi başkan, başsavcı ve daire başkanları atanmış ancak bu atamalardan önce Yargıtay üyelerinden talep bile alınmamış, dolayısıyla bu kadrolar Yargıtay üyelerine kapatılmıştır.
 
Buna karşılık; kıdem, liyakat ve sicil açısından herhangi bir sorunu bulunmayıp Yargıtay üyeliğine seçilme yeterliliğini kaybetmemiş yaklaşık 180 Yargıtay üyesinin bölge adliye mahkemelerine bile değil, ilk derece mahkemelerine, üstelik talep ve rızaları dışında atanmalarının öngörülmesi; belirtilen gerekçe ile telif edilemez. Nitekim; Macaristan'da bir kanun ile yargı mensuplarının zorunlu emeklilik yaşının düşürülmesi sonrasında, bir kısım hakim ve savcının emekli edilmesine ilişkin uyuşmazlıkla ilgili olarak AİHM tarafından yapılan değerlendirmede; yapılan uygulamanın yargının iş çıkarma kapasitesi, yargısal süreçlerdeki devamlılık ve yargı mensupları/yargıda işi görülenler açısından hukuk güvenliği yönünden sakıncalar içerdiği tespit edilmiş ve seçimle ya da atamayla bir göreve atanan yargı mensuplarının başlangıçta bir süre öngörülmüşse bu sürenin sonuna kadar, öngörülmemişse emekli oluncaya kadar bu görevde kalmaları gerektiği yönünde oluşan haklı beklentilerinin korunması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca, ihlal kararı verilmekle kalınmamış, Macaristan Devleti aleyhine, başvurucu Baka lehine 100.000 Avru tazminata hükmedilmiştir. (24.06.2016 tarihinde açıklanan AİHM Büyük Daire Kararı, Baka/Macaristan Kararı)
 
Bu durumda; belirtilen tasarrufun arkasında, yasada yazılı olan değil, hukuka uygun olmadığı için açıkça ifade edilemeyen başka bir amacın bulunduğu ortadadır. Bununla birlikte, tasarı ile ulaşılmak istenen amaç ne olursa olsun; bu tasarının kanunlaşması, Türkiye'de hukuk devleti ilkesini onarılamaz biçimde yaralayacaktır. Öyle ki; ülke tarihi boyunca askeri müdahale dönemleri dışında demokrasinin hakim olduğu hiçbir dönemde, böyle bir yola başvurulmamış; hatta, müdahale dönemlerindeki askeri yönetimler bile Yargıtay'a bu çapta bir "müdahalede" bulunmaya cesaret edememişlerdir.

"HAKİM VE SAVCILARIN GÖREVDEN ALINMASINA İLİŞKİN TARİHİ ÖRNEKLER"
Ülke tarihimizde yüksek yargı üyelerinin görevden alındığı sadece iki örnek bulunmaktadır: Bunlardan birincisinde; 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinden hemen sonra (1924 Anayasası döneminde) 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 6422 sayılı Kanunla değişik 39. maddesinin (b) fıkrasının son bendine istinaden, 241 üyeli Yargıtay'ın 66 üyesi ile 54 üyeli Danıştay'ın 28 üyesi res'en emekliye sevkedilmiştir. İkincisinde ise; 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinden hemen sonra, 21 Danıştay üyesi bölge idare mahkemelerine atanmış fakat bunlardan 16 tanesi bu göreve hiç başlamadan emekliye ayrılmışlardır. 5 tanesi ise henüz emeklilik süreleri dolmadığından atandıkları görevlerde çalışmışlardır.
 
Ancak, askeri müdahale dönemlerinde bile kazanılmış hak hususu göz önünde tutulmuş; birinci uygulamada, bu kişiler tenzili rütbeye maruz bırakılmayarak emekliye sevkedilmiş, ikinci uygulamada ise Danıştay üyeleri bir alt mahkemeye tayin edilmekle birlikte, "Danıştay üyeliği" statülerinin korunduğu açıkça belirtilmiş, başka bir ifadeyle "Danıştay üyeliklerine" son verilmeyerek sadece görev yerlerinin değiştirilmesiyle yetinilmiştir.
 
Görüldüğü üzere; bugün Yargıtay üyelerinin maruz bırakıldığı muamele ülkemiz açısından bir ilktir. Askeri müdahale dönemlerinde bile böylesi yaşanmamıştır.

"YARGI DENETİM ORGANI OLMA VASFINI YİTİRECEK"
Mesleki statülerine, birikimlerine ve özlük haklarına yönelmiş ciddi bir tehdit altındaki Yargıtay başkan ve üyeleri, bugün; itiraz etmek veya sessiz kalarak bu müdahaleden korunacaklarını zannetmek biçiminde belirtebileceğimiz iki farklı seçenekle karşı karşıyadır: Bu müdahaleye sessiz kalmamak, hukuk devletine inanan herkesin ve bilhassa bir Yargıtay üyesi olarak şahsımın en tabi hakkı, hem de kendime ve yaptığım işe olan saygımın bir gereğidir diye düşünüyorum.
 
Eminim ki; yargıya yapılan müdahale, bu tasarının getirmek istediği aşamada durmayacak, yargı bir denetim organı olma vasfını kaybedinceye kadar devam edecektir.
 
Bununla birlikte, şu da bir gerçektir ki; demokratik bir toplum düzeninde, Yargıtay'ı ve yargıyı devletin bir başka erkinin ya da bu erkin etkisindeki oluşumların tasarruflarıyla, tamamen kontrol altında tutmak, mümkün ve sürdürülebilir bir durum değildir. Buna, Yargıtay'ın işleyişi, kurumsal tecrübesi, gelenekleri ve vicdanı, farklı aşamalarda da olsa itiraz etmeye devam edecek ve inanıyorum ki buna teşebbüs edenler kendi tasarruflarından pişman olacaklardır. Bu tasarrufun; yargı bağımsızlığına, adalete ve hak arama özgürlüğüne yönelik olumsuz etkileri ise yakın gelecekte herkes tarafından görülecektir.
 
Daha da acı olanı; Yargıtay üyeliği sona erip de yeniden seçilemeyecek olanlar, giderken hukuk devletini, yargı bağımsızlığını ve adaleti de alıp götürecekler yanlarında... Yeniden seçileceklerle birlikte ise içerisinde birçok yanıtsız soruyu taşıyan kara bir bulut gelecek Yargıtay'a...
 
Değerli Başkanım;
 
SİZ BU KONUDA BİRŞEYLER SÖYLEMEK İSTEMEZ MİSİNİZ?
Eminim ki; benim gibi bütün kamuoyu da, bu tasarıyı içtenlikle destekleyip desteklemediğinizi ya da suskunluğunuzun özel bir nedeni olup olmadığını merak ediyor.
 
Tarihçiler ise tarihe not düşmek için bu soruların cevabını bilmek istiyorlar....
 
Her sayfası tarafımdan imzalanmış olan dört sayfadan oluşan bu mektubun sosyal medyada da paylaşılacağı bilgisiyle...
 
Saygılarımı sunarım... 27.06.2016
 
Muzaffer Özdemir
Yargıtay Üyesi"
 
 
KAYNAK: HABERDAR / ARZU YILDIZ
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Av ahmet 9 ay önce

Muzaffer hakim ayıp etmiş, insan başkanını bu kadar zor durumda bırakır mı? Suskunluğunun özel bir nedeni olup olmadığını sormuş. Kim bilir belki de bir çok nedeni vardır.

Avatar
Ahmet Kazim Ertence 8 ay önce

Anayasa ve Yasalara ve AIHM Kararlarina aykiri tamamen siyasi kumpas urunu bu uygulama hakkinda sn. Baskanin nasil bir cevap verecegini dogrusu hukukcu olarak merak ediyorum