'Yeni anayasada Diyanet'in kaldırılması en büyük hata olur'
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Sakarya'nın Sapanca ilçesinde düzenlenen ve yurt dışında görev yapan din ataşeleri ve din müşavirlerinin katıldığı 'Yurtdışı Hizmetleri Konferansı: Küresel Gelişmeler Yeni Perspektifler' başlıklı seminerin açılışında konuşan Bozdağ, yeni anayasa çalışmalarında Diyanet'e bakışını anlattı. 


Bozdağ, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bu ülkenin çimento kuruluşlarından biri olduğunu, ülkenin birliğini, beraberliğini temin ve temsil eden birkaç kuruluş arasında, başa konacak kurumların başında geldiğini vurguladı. Diyanet'in, İslam dinini doğru anlatılması, öğretilmesi ve yaşanması açısından son derece önemli bir kurum olduğunun altını çizen Bozdağ, "Bu sebeple bu kurumun yaşaması ve gelecekte daha iyi hale gelmesi için tartışmaları yapmamız lazım. Yoksa Diyanet İşleri Başkanlığı'nı ortadan kaldıracak anlayışlar çerçevesinde tartışmalar yaparsak hatanın en büyüğünü yapmış oluruz. Çünkü, bu ülkenin çimento kuruluşlarının en başında gelenlerin bir tanesi Diyanet İşleri Başkanlığı'dır. Yeni anayasa tartışmaları sırasında herkes görüşlerini söyleyecektir mutlaka. Ama Diyanet İşleri Başkanlığı'nın görevini daha rahat yapabilmesi, daha etkin olabilmesi ve daha iyi bir noktaya gelebilmesi için ortaya konacak görüşlerin çok çok önemli olduğunu özellikle ifade etmek isterim." diye konuştu. 

YENİ LAİKLİK TANIMI 

Bozdağ, laiklik tanımı yaparken dinin devlete, devletin dine karışmaması, yasalar yapılırken, dini kaynakların referans alınmaması ilkesi olduğunu ama öte yandan da bütün dini inanış ve düşüncelerin devletin teminatı altında olması gerektiğini kaydetti. Esasında laikliğin din ve vicdan özgürlüğünün ana sigortası olduğunu dile getiren Bozdağ, konuşmasını şöyle sürdürdü: 

"O sigortayı doğru kullanmak lazımdır. Dini yaşamak isteyenin sigortası da laikliktir, dini kanaatlerini ifade etmek isteyenlerin de sigortası laikliktir. Ancak maalesef Türkiye'de ve başkaca ülkelerde laikliği yanlış yorumlayan anlayışlar dinin üzerinde laikliği sanki baskıcı bir anlayış gibi anlamış ve zaman zaman uygulamışlardır. Biliyoruz ki laiklik, din ve vicdan özgürlüğünün dini gerçek anlamda yaşamasının sigortasıdır, teminatıdır. Bu nedenle bu sigortayı, bu teminatı güçlendirecek şekilde anayasa çalışmaları yapılırken çok büyük fayda vardır." 

"MECLİS DAHİ DİNİ YAŞAMI, İBADETİ KISITLAYAMAZ" 

Anayasanın 24. Maddesi'ne bakıldığında, orada Anayasa'nın 14. Maddesi'ne aykırı olmamak kaydıyla dini ayin, ibadet ve törenlerin serbest olduğunu anlatan Bozdağ, "Bizim anayasamızda Meclis, istediği zaman, 14. madde kapsamına giriyorsa dini ayin, ibadet törenleri yasaklama yetkisini Meclis'e veriyor. Böyle olur mu laiklik. O zaman anayasa tartışılırken, bunu yasaklama yetkisini değil, bunu Meclis'in de yasaklamayacağı kuralını da koymak ve o teminatı orada almak lazımdır. Bizim anayasamızda tam tersi var. Bir yandan hiç kimse dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz, suçlanamaz. Çok güzel bir şey ama dini inanç ve kanaatlerden dolayı kınanamaz suçlanamaz diyor, yaşamak istediği zaman kınanabilir, suçlanabilir gibi bir şey ortaya çıkıyor. O zaman dini inanışlardan, dini kanaatlerden ve yaşamak istediği zamandan, yaşantısından dolayı da laiklik insanların kınanmayacağı, suçlanmayacağı bir sistemin adıdır. Kınayana ve suçlayana karşı, kınanan ve suçlanan kişiyi koruma görevini devlete, Meclis'e, hükümete yükleyen adıdır. Ancak başka tartışmalar yapılıyor." şeklinde konuştu. 

"DİYANET'İ ÖZGÜR HALE GETİRMEK GEREKİR" 

136. Madde'de de Diyanet İşleri Başkanlığı tanımlanırken laiklik ilkesi doğrultusunda görev yapacağının belirtildiğini dile getiren Bozdağ, konuşmasına şöyle devam etti: "İlke izin vermedi, ne yapacak Diyanet İşleri Başkanlığı. Diyanet'i özgür hale getirmek gerekir. Diyanet İşleri Başkanlığı, kanunda tanımlanan görevleri yapar, nasıl yapar, laiklik ilkesi doğrultusunda yapar. Dünyanın neresinde dini anlatmakla, dini ibadet yerlerini yönetmekle dini yaşama ilişkin konularla yetkilendirilmiş ve görevlendirilmiş şöyle bir teşkilata sınır koyan düzenleme olabilir mi? Bizim anayasamızda var. Bu sebeple bu kurumun asli görevlerini kanunlara, demokratik ülkelerde, gerçek laik ülkelerde olduğu şekilde yapmaya hizmet edecek şekilde tartışmak ve daha ileri noktalara taşımak konusunda elbette ki herkesin, her kesimin görüşlerine ihtiyaç vardır. Biz bu teşkilatı güçlendirecek her türlü adımın atılmasından yana o adımların atılması bu teşkilatı daha da güçlendirecektir. Bugün sadece milletimize değil, dünyanın pek çok ülkesinde hizmet sunuyorlar. Hem yurt içinde hem yurt dışında başarılı hizmetleri var. Biz bu hizmetlerin devamını sağlamakla yükümlüyüz. Önünde engeller varsa onları kaldırmak bizim vazifemiz. " 

"PEK ÇOK ÜLKE KENDİ İSLAMINI OLUŞTURMA GAYRETİ İÇİNDE"

Pek çok ülkenin kendi İslamını oluşturma gayreti içerisine giren yaklaşımlar ortaya koyduğunu ve bu yaklaşımların son derece yanlış olduğunu vurgulayan Bozdağ, "Türkiye'ye has Hristiyanlık, Türkiye'ye has Yahudilik oluşturma gayreti ne kadar saçma ise bir başka ülkenin de böylesi gayretlere girmesi saçmadır. Beyhudedir. Bugüne kadar hiç bir ülke böylesi girişimlerden başarılı imal sonuçları ortaya çıkaramamıştır. İşleri daha kötü yapmaktan toplumları birbirine karşı daha önyargılı bakmalarından başka sonuçları maalesef ortaya koymamıştır ve koyamamıştır. Onun için Türkiye ya da başka herhangi bir ülke olursa olsun, dinlere dönük müdahalelerin çok yanlış olduğunu ve çok yanlış sonuçlar doğurduğunu tarihin içerisinde yaşanan hadiselerle görüp anladı. Yurt dışında din hizmeti veren değerli görevlilerimizin her türlü din mühendisliği konusunda İslam'ın özü Kur'an ve sünnete dayanmayan anlayışlar karşısında durmak bizim vazifemizdir."

Bozdağ, Türkiye'nin, 155 ülkede tahmini 6,5 milyon vatandaşı olduğunu ve Diyanet'in bütün vatandaşlara eşit bir anlayışla yaklaşmadığı, hepsini kucaklayan politikalar ortaya koymadığı sürece başarılı olamayacağının altını çizdi ve bu noktadaki politikaların gözden geçirilmesini istedi.

"DİYANET'İN VARLIĞINI VE YOKLUĞUNU TARTIŞMAK DÜNYAYI ETKİLER"

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez ise Türkiye'de yeni anayasa sürecinde Diyanet İşleri Başkanlığı'nın varlığını ve yokluğunu tartışmaya açmanın sadece Türkiye'yi değil, dünya Müslümanlarını da etkileyeceğini söyledi. Bu bakımdan, aydınların, entelektüellerin Diyanet'in varlığını ve yokluğunu tartışmaya açarken bir taraftan Türkiye'de son günlerde din eğitimi tartışmalarını da özellikle Türkiye'deki entel, dünyadaki Müslümanları da gözönünde bulundurmak mecburiyetleri olduğunu vurguladı. Görmez, "Türkiye'de din etiğini tartışmak, Rusya'nın içerisindeki 20 milyon insanın, din eğitimini de tartışmak demektir. Türkiye'de din eğitimini tartışmak bütün Türk Cumhuriyetleri'ndeki kimlik sorunlarını da tartışmaya açmak demektir. Türkiye'de Diyanet'in varlığını ve yokluğunu tartışmak, Balkanlardaki bütün kimlik sorunlarını, dünyadaki bütün Müslüman azınlıkların, aynı zamanda ihtiyaçlarını gözardı ederek tartışmaya açmak demektir. Hiç kuşkusuz bu tür sorunlarımızın her geçen gün daha da artmasını zorunlu kılmaktadır." diye konuştu.

(CİHAN)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.