Yeni bilirkişilik yasa tasarısının iş yargısında ortaya çıkaracağı sorunlar
İbrahim Halil ŞUA
İstanbul Anadolu Adliyesi 4.İş Mahkemesi Hakimi 

Bilirkişilik kanun tasarısı taslağı 18.05.2015 tarihinde kamuoyunun görüşlerine sunulmuş olup bu yazıda tasarıya yönelik tespitler, eleştiriler ve öneriler başlıkları altında yaptığımız değerlendirmelerimizi yargı camiasıyla paylaşmaya çalışacağım.


TESPİTLER
:


Yasa taslağına yönelik düzenlemelerin ne getirdiğini görmeden önce İş Mahkemelerinin çalışma düzeni, şekli ve işleyişi hakkında genel bilgi vermek istiyoruz.


Buna göre;


a)İş Mahkemeleri 5521 sayılı kanunla, uzmanlık esasına dayalı olarak kurulmuş, tek hakimli özel mahkemelerdir. İş Mahkemelerinde 5521 sayılı yasanın 1.ci maddesinde yazılı davalar ile bazı iş ve sosyal güvenlik hukuku kökenli yasalardan doğan uyuşmazlıklar görülür. Bilirkişi incelemesine en sık başvuran mahkeme iş mahkemeleridir. Alacak davalarından, tazminat davalarına, tespit davalarından, itiraz davalarına kadar tüm davalarda mahkeme bilirkişi incelemesine gerek duymaktadır.


b)İş yargısı yüzlerce çeşit davayı içeren büyük bir disiplindir. Bu dava çeşidi içerisinde hesap bilirkişiliği ve kusur bilirkişiliği baskın rol oynarlar. Hesap bilirkişiliğine, alacak davalarında (işçilik alacaklarının her çeşidi- kıdem-ihbar tazminatı- ücret ve ekleri alacakları vd.) ve aktüer ya hesabı gerektiren tazminat davalarında sıkça rastlanmaktadır. Bunun dışında İş kazalarından kaynaklanan davalarda ve rücu davalarında kazadaki kusur dağılımı, işverene zarar veren işlemde işçinin kusur derecesinin tayini de kusur bilirkişileri tarafından yerine getirilmektedir.


c)İş hakimi hesap ve kusur bilirkişilerinin raporlarından yararlanarak hüküm kurar. Ancak yargıcın mutlaka raporu benimsemesi gerektiği yönünde bir kural yoktur. Aksine yargıç, gerekli görürse tekrar bilirkişi görüşüne başvurarak, itiraza uğrayan yada kamu düzeni ilkelerine aykırı gördüğü raporları benimsemeyebilir.


d) Hesap bilirkişilerinin Hukuku Muhakemeleri Kanunundaki usul hükümlerini bilmeleri, bu kuralları Yargıtay 7, 9, 10, 21 ve 22. HD kararları doğrultusunda raporlarında gözetmeleri şarttır. Hesap raporu verebilmek için salt maddi hukuku bilmek yetmemektedir. Usul kuralları kimi zaman maddi hukukun da önüne geçebilmektedir. Bu çerçevede hukuki anlamda değerlendirme yapmak zorunda kalacağı ücret tutarı, çalışma süresi, akdin sona eriş biçimi ve benzeri hususlarda usulü kazanılmış hakları, taleple bağlılık ilkesini , taraflar arasında tartışmalı olmayan hususları ayıklayacağı , tartışmalı olan konularda delilleri değerlendireceği ve bu yönüyle zorunlu olarak hukuki belirlemelerde bulunacağı göz önünde tutulmalıdır. Örneğin İş yargısı içinde bordrolar, yıllık izin defteri, özlük dosyası, sigortalıya ait SGK sicil dosyası, ödeme makbuzları, ibranameler, tanık beyanları, müfettiş tutanakları, puantaj kayıtları, iş yeri sicil dosyası, toplu iş sözleşmeleri ve hizmet akitleri büyük önem arz ederler. Bunlar iş yargısının temel kayıtlarıdır. Özlük dosyası hemen her davada celbi gereken evraklarıdandır. Özlük dosyası içinde bulunan beyan, dilekçe ve belgeler hukuken doğru bir şekilde değerlendirilmelidir. Yine sigortalıya ait SGK sicil dosyası ve içeriği, işe giriş bildirgeleri, SGK hizmet cetveli, sigortalının SGK ya yaptığı başvurular, sigortalının giriş ve çıkışlarını gösterir kayıtlar ve prime esas kazanç bilgileri hesaplama verileri olup hukuki sonuç doğuran ,bu suretle zaruri olarak bilirkişinin hukuki yoruma gitmesi gereken alanlardır. Keza özlük dosyaları içinde yer alan, uyarı, ceza ve savunmalar, kimi zaman akdin haklı nedenle fesih edilip edilmediği yönünde ışık tutar İş akdinin feshine dair tutanaklar, yapılan fesih bildirimi, işçinin iş güvenliği önlemleri konusunda eğitilip eğitilmediğine dair kayıt ve tebellüğ tutanakları da özlük dosyası içinde yer alması gereken belgelerdendir. Kazaya uğrayan bir işçinin, kusur durumu tayin edilirken işçiye eğitim verilip verilmediği, iş güvenliği malzemelerinin verilip verilmediği hep özlük dosyası içindeki belgelerden anlaşılacaktır. Burada bilirkişi işçinin imzasını araması gerektiğinden işçiye tebliğ edilmeyen, işçinin imzasını taşımayan belgeler şüphe ile karşılanacaktır.  Bunun dışında tanık beyanlarının değeri; iş yargısı içinde hesap bilirkişilerini en çok meşgul eden husustur. Tanık beyanlarının nasıl değerlendirilmesi gerektiği, beyanların yorumlanarak talep edilen haklar hesaplanmaktadır. Tanıkların beyanının haftada 45 saat üzerinde bir çalışmayı işaret etmesi halinde fazla mesai alacağı hesaplanmaktadır. Yine, ücretin tutarından tutun da işe giriş tarihine kadar pek çok hayati hususa tanık beyanları yön verebilmektedir. Davacının hafta tatili kullanmadığını, hafta tatillerinde çalışma olduğunu bize çoğu zaman tanıklar söylemektedir. Aynı şeyleri ulusal bayram ve genel tatiller için de söyleyebiliriz. Tanık beyanları işçiler açısından son derece işlevsel iken, işveren açısından tanık beyanlarının aynı değer ve önemde olduğunu söylemek olanaklı değildir. İşveren tutmasını kanunun emrettiği belge ve kayıtlar ile hak ve hukukunu savunabilir. İşveren tanık beyanları ile işçisine yıllık izin kullandırdığını, fazla mesai dahil her tür ödemesini tam yaptığını ispat edemez. İşveren bordro, hesap pusulası, yıllık izin defteri gibi yasal belgelerle ödeme-kullandırma –verme gibi karşı edimlerini ispat edebilir. Bu hususların da hesap bilirkişileri tarafından hukuki yorumda bulunmak suretiyle değerlendirilmesi gerekmektedir.


e)Bilirkişilik kurumu mevcut haliyle teknik konularda rapor alınmasından daha çok hakim yardımcılığı gibi çalışmaktadır. Hakimlerin mevcut iş yükleri dikkate alındığında özellikle iş davalarının yoğun olduğu büyük şehirlerde bu bilirkişilerin hukuki konuda değerlendirme ve tespitte bulunmaları kaçınılmazdır. 

f) İş hukuku kaynaklı uyuşmazlıkların Yargıtay Hukuk Dairelerindeki % 30’lara varan ağırlığı ile yerel mahkemelerdeki mevcut iş yükünün bilirkişilik alanındaki usul kurallarının işletilmesini zorlaştırdığı görülmektedir.

g)İstanbul Adli Yargı Adalet Komisyonu’na bilirkişilik için yaklaşık 5000 kişinin başvurduğu bilinmektedir. Ancak, başvuranlardan en fazla %1 i daha önce bir mahkemede bilirkişi olarak görev yapmış kişilerdir. Diğerlerinin, bir iş ilanı için başvuran binlerce kişi gibi, bilirkişiliğin ne demek olduğunu bilmeyen kişiler olduğu gözden kaçmamaktadır.


h)İstanbul gibi büyük kentlerde özellikle İş Mahkemelerinde gerek kusur incelemesi gerekse tazminat ve alacak hesabı için çok yoğun bilirkişi ihtiyacı bulunmaktadır. Üstelik İstanbul’da görev yapan bilirkişiler diğer il ve ilçelerden talimat yoluyla gelen dosyalarda da görev yapmaktadırlar. Buna karşın, deneyimli ve uzman bilirkişi sayısı 15 kişiyi geçmemektedir. Deneyimli bilirkişiler günde ortalama 4’er adet dosyada bilirkişi olarak görevlendirilmektedir. İş Mahkemelerinde toplu davalar nedeniyle bir anda 50-100 dosya verildiği zamanlar da olmaktadır. Daha önce rapor düzenlenen dosyaların itiraz, bozma gibi nedenlerle ek rapor için gelmesi ya da eksiklik olması nedeniyle ön rapor düzenlemek zorunda bulundukları dosyalar da bilirkişinin elinde fazla dosya görülmesine neden olmaktadır.

ı)Yasa taslağında “bilirkişilik için etkin ve verimli bir kurumsal yapı” oluşturulması amaçlanmış, bu kurumsal yapı Adalet Bakanlığı’nın idari yapısı içinde oluşturulmuş, bilirkişiler zorunlu temel ve mesleki eğitime ve eğitim sonunda sınava, bilirkişilik listesinde yer almayı hak edenler denetim ve performans ölçütüne tabi tutulmuş, bilirkişiliğin gerçek kişi yanında tüzel kişilerce de yapılacağı düzenlemesine yer verilmiş, Bilirkişilik kurumu Adalet Bakanlığı bünyesinde merkezileştirilmiş ve farklı mahkeme ve yasalardaki bilirkişiliğe ilişkin hükümlerin yürürlükten kaldırılması öngörülmüştür.

i)Mevcut sistemde Adli Yargı Adalet Komisyonları; Bilirkişileri 3 yıllık mesleki kıdemleri bulunanlar arasından listelere kaydını yaptırdığı, sınırlı nedenlerin varlığı halinde listelerden silebildiği bunun yanında , bilirkişiliği izleyip denetleyebilecek nitelikte kurumsal bir rolünün bulunmadığı görülmektedir. Bu listeler bilirkişilerin yeterliliği noktasında gerekli güvenceyi sağlayamamaktadır.


ELEŞTİRİLER:


j) Yargılamanın unsuru olan tarafların sorunları ile bilirkişilik kurumunun sorunları arasında neden-sonuç ilişkisi göz ardı edilmeden soruna yaklaşılmalı ve buna bağlı olarak çözüm önerilmelidir. Taslakta, yargılamanın unsurları ve sorunları göz ardı edilmiş, bilirkişilik tüm bu sorunlardan bağımsız bir şekilde ele alınarak hatalı bir değerlendirme yapılmıştır. Hakimlik mesleğinde uzmanlaşma maalesef yoktur. Günümüzde iş mahkemesi hakimi olarak görev yapmak isteyen hakim sayısı, diğer mahkemelerde görev yapmak isteyen hakim sayısıyla mukayese edilemeyecek noktadır ve oldukça azdır. İş mahkemeleri yoğun ve yorucu bir mahkemedir. Bırakın hakim bulmayı, bu mahkemede kalem personeli dahi görev yapmak istememektedir. Yetişmiş katip kaçmak istemekte, meslektaşlarda mahkemeden bir an önce ayrılmayı tercih etmektedir. Geride idealist, emeği ve vicdanı ile baş başa kalan, ailesine ve kendisine zaman ayıramayan iş hakimlerinin, mesai mefhumu olmadan çalışması dışında bir şey kalmamaktadır. Şayet iş mahkemelerinin çalışma düzeni ve şeklini iyi yapalım derken tedbirli olunmadığı takdirde çalışma işleyişi yap-boz tahtasına dönerse sistem çöker. Sosyal patlamalar yaşanır ve ülke kaosa döner.


Öncesinde İş mahkemelerinde görev yapan meslektaşların kesinlikle bir psikolojik eğitime tabi tutulması, testten geçirilmesi zaruridir. Yıllarca sürekli aynı işi yapmak, sürmenaj ve Alzheimer tehlikesiyle kendilerini baş başa bırakmaktadır. Bu mahkemelerde dava içinde taleplerin yığılması, benzer olması, dikkat gerektirmesi, görev yapan hakimlerin algı, anlayış ve yargılarında zaman içerisinde negatif sonuçlara fırsat vermektedir. Bilirkişilerin bu iş yükü altındaki hakimlerin bir nevi yardımcısı olduğunu görmezden gelerek yargıçların tükenmelerine ve hastalanmalarına yol açabilecek yasal düzenlemeler sıkıntıları artıracaktır. En sonunda bu mahkemelerde çalışacak nitelikli hakim bulunamayacaktır. Çünkü taslağın değiştirilen ve yürürlükten kaldırılan hükümler MADDE 18/ (4) de 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 65 inci maddesinin ikinci fıkrasına

(h) bendinden sonra gelmek üzere yeni bent eklenmiştir. “ı) Bilirkişi seçimi ve görevlendirmesi sırasında kanunlarla belirlenen kurallara uymamak,” durumunda hakime KINAMA CEZASI verileceği belirtilmiştir.


k) Tasarının temel ilkeler başlıklı 3. maddesinde; “bilirkişi, raporunda çözümü, uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukukî nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz; uyuşmazlığın esasını çözecek nitelikte hukukî sonuçlar çıkaramaz” şeklindedir. Ancak ibraz edilen bilirkişi raporlarının birçoğunda hukukçu bilirkişi olduğu açıktır. Bilirkişi raporlarında zaman zaman hukuki değerlendirme yapmak zorunda kalmaktadırlar. Zira Hesap bilirkişileri olarak mali müşavirler iş yargısının en önemli delil ve ispat sistemi kabul edilen takdiri deliller ve karineler hususunda değerlendirme yapma noktasında herhangi bir birikime ve tecrübeye sahip değillerdir. Bu noktalarda hukukçu bilirkişilerin değerlendirmeleri ve hukuki sonuç çıkarmaları zorunlu ve kaçınılmazdır. Bunun yanında hesaplamanın unsurları ücret ve hizmet süresidir. Ülkemizde kayıt dışılık yaygın olması nedeniyle hesaplama yapabilmek için raporlarda buna uygun bazı değerlendirmelerde bulunulması gerekmektedir. Şöyle ki bir işçinin işçilik alacaklarını talep ettiği davada tarafların beyanları ve mevcut kayıt yada delillerine göre hizmet süresi, ücret miktarı, çalışma saatleri, günleri ve şekli noktasında uyuşmazlık olduğunda bilirkişi hukuki değerlendirme yapmasın denilirse taraf iddiasınca yaklaşık 10 ihtimalli bir hesapla karşılaşılabilecektir. Bu hesabı yapabilecek ne bilirkişi ,ne de bu hesaplamalara göre karar verecek hakim bulunmaktadır. Bilirkişi ilke, yasa ve içtihat doğrultusunda hukuki değerlendirme yapacak ve buna uygun bir rapor tanzim edecektir. Şayet Hakim raporu hatalı veya eksik görür ise tarafların bu konudaki beyanlarını da gözeterek ek rapor alma yoluna gidebilecektir. Nasıl ki Hukuk fakültelerinde her bir hukuk anabilim dalında ayrı bir kürsü var ve her bir kürsü kendi alanında yetkin ise genelde ceza hakimlerinden tercih edilen iş hakimlerinin de hesaplamalara, değerlendirmelere vakıf olması beklenmemelidir. Aynı husus Sağlık Bakanlığında da görülmektedir. Dahiliye Anabilim dalında görev yapan doktorun, cilt hastalıklarında yâ da ortopediye ilişkin rahatsızlıklarda uzman olması beklenmez ise teknik bir alan olan, iş yükü diğer mahkemelere göre çok fazla olan İş mahkemelerinde görev yapan hakimden geniş ve büyük bir disiplin olan bu alanda bilirkişiden yardım almaksızın karar vermesini beklemek uygulamayı göz ardı etmek demektir. Bu nedenle “bilirkişi (hukuki noktalarda) açıklama yapamaz; hukukî nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz; uyuşmazlığın esasını çözecek nitelikte hukukî sonuçlar çıkaramaz şeklinde ki düzenleme uygulama alanı olmayacak bir düzenlemedir. Taslaktan çıkartılması gerekir.


l) Taslağın 11/3 maddesinde düzenlenen bilirkişiliğe kabul şartları, hukukçular için ağırlaştırılmıştır. Taslağa göre 11/(3) “Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün konularda hukuk öğrenimi görmüş kişiler bilirkişi olarak görev yapamazlar. Ancak, hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu ve birinci fıkradaki şartları taşıdığını belgelendirdiği takdirde bilirkişi olarak sicile kayıt edilebilirler.”


Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında işçilik alacaklarının hesaplanması noktasında tarafların, hesap bilirkişisi için bilirkişi ücreti yatırmak zorunda olmadığı, bu hesaplamayı hakimin yapabileceği belirtilmektedir. Bu içtihat hayatın gerçeklerinden uzak, ütopik ve uygulaması 1/1000 oranında görülebilen bir amaca hizmet etmektedir. Ülkemiz gerçeğinde var olan iş yükü, bırakın hakimin hesaplama yapmasını, gerekçeli karar yazacak zaman bulmasına yetmemektedir. Gerçekten de hesap yapabilmek oldukça zor, sabır ve dikkat gerektiren bir iştir. İş hakimleri hesap bilirkişisi olarak hukuk mezunu olan, hesap yapabilme konusunda yetenekli, ilgili ve başarılı avukatlara muhtaç durumdadır. Kaldı ki iş hakimleri arasında da bir istatiksel ölçüm yapılsa bırakın hesap yapmayı, hesabı dikkatli ve doğru şekilde denetleyebilen hakim sayısı oldukça azdır. Denemesi oldukça basittir. Aynı dosyayı 10 ayrı bilirkişiye verin ve rapor alın. Bu bilirkişi raporlarını 10 ayrı iş hakimine denetlettirin ve çıkan sonucu merakla bekleyin.10 ayrı sonuç çıkması halinde tebessüm etmemek kaçınılmazdır. İşte bu gerçek, iş hukukunu iyi bilen, dikkatli, dosyaya fazlasıyla zaman ayırabilecek, teknik hesaplamanın tüm detaylarına haiz avukat bilirkişilerin İş mahkemelerinde hesap bilirkişisi olarak görevlendirilmelerini vazgeçilmez kılmaktadır. Buna göre Yargıtay hesap yapabilmeyi Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün konu olarak değerlendirdiğinden hesap bilirkişisi olarak artık hukukçulardan yararlanılamayacağını anlıyoruz. Bunun dışında Avukatlar hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu nasıl kanıtlayacaklardır? Hesap bilirkişiliğine yönelik ayrı bir eğitim mi verilecektir. Verilecekse bu eğitim ne kadar sürecektir? Zira hesap yapabilmek oldukça tecrübe gerektiren, teknik, üzerinde uzun yıllar fiilen çalışılmış , sabır ve dikkat isteyen bir iştir.


m) Bilirkişiler güncel yasal düzenlemeleri, ilmi ve yargısal içtihatları takip edip yılların deneyimi ile birleştirerek Mahkemelere yardımcı olan özverili insanlardır. Bilirkişinin bilgi ve deneyiminin yanında en önemli özelliği “dürüst ve güvenilir” olmasıdır. Hâkimlerin bir kişinin bilgisi, deneyimi, dürüstlüğü ve güvenilirliği hususunda kanaat sahibi olabilmesi kolay değildir. Bilirkişilerin Ankara’dan kurul tarafından belirlenmesi, dosya sınırlaması yapılması halinde hâkimlerin tanıdığı, bildiği ve güvendiği bilirkişilerin mahkemelerden uzaklaştırılması, bütün bu niteliklerin göz ardı edilmesine, az dosya alıp çabuk yazan, fakat yukarıda sıraladığımız özelliklerin hiçbirini taşımayan bilirkişilerin ortaya çıkmasına ve giderek etik ve yasa dışı uygulamaların kural haline gelmesine neden olabilecektir.


Deneyimli bilirkişilerin dosya adedi ile sınırlandırılmaları yeterli deneyim ve uzmanlığa sahip olmayan kişileri bilirkişi olarak görevlendirilmesine ve giderek hatalı raporlar düzenlenmesine, hatalı ve yetersiz raporlar nedeniyle ek rapor ve başka bilirkişilerden rapor alınmasına ve sonunda deneyimli bilirkişilerden rapor alınması ihtiyacı yerel mahkemelerce uzun süre karar verilememesine, deneyimsiz/uzman olmayan bilirkişilerin hatalı raporları nedeniyle kararların Yargıtay’ca da bozulması üzerine yargılama süreçlerinin daha da uzamasına yol açacaktır. Bu durumda, yargı reformundan amaçlanan (çabuklaştırma) gerçekleşmemiş olacaktır.


n)Bilirkişinin dosya sayıları ile sınırlandırılması, çeşitli sürelerle ve yaptırım baskısı altında tutulması uzman ve deneyimli bilirkişilerin kısa süre içinde yüce yargıya hizmet noktasında yılmalarına ve bu önemli görevden uzaklaşmalarına neden olacaktır. Böyle bir sonuç yargılamanın kalitesine, adaletin gerçekleşmesine ve çabuklaşmasına hizmet etmeyecektir.


o)Taslakta Bilirkişilik Kurumu, Adalet Bakanlığı bünyesinde, Adalet Bakanlığı Müsteşarının başkanlığında bir idari birim olarak öngörülmüştür. Taslakta öngörülen kurumsal yapı oluştuğunda, bilirkişilerin, sicil, denetim, performans ölçümünün Adalet Bakanlığınca yapılıyor olması, bağımsız olması gereken bilirkişilerin bağımsızlıklarını yitirmeleri ve memur statüsüne everilmesine neden olacaktır. Memur olan bilirkişiden de bağımsız olması ve tarafsız rapor sunması beklenmemelidir.


ö) Söz konusu Kanun Tasarı Taslağı bu haliyle bilirkişiliği başlı başına bir meslek olarak ele almakta ve düzenlemektedir. Bilirkişilik ayrı bir meslek olmadığı gibi kişinin icra ettiği meslek, bilirkişi seçiminde temel unsurdur. Bilirkişiliğin, uygulamada meslek olarak kabulünün doğuracağı yozlaşmanın, kurumsal olarak sürdürülmesi de kaçınılmaz olacaktır.


p)Yasa tasarısı taslağında bilirkişinin listeden çıkarılmasını isteyecek olan kişi veya makamın kim olduğunun belirtilmemiş olması uygulamada birçok sıkıntılara sebep olabilir. Bilirkişinin görevden yasaklanması için Kurula başvuracak makamın “ancak görevlendirmeyi yapan mahkeme” olduğunun açık bir şekilde yazılması durumunda tereddütler ortadan kalkacaktır. Aksi halde bu haliyle bilirkişinin daha önce yazdığı raporları beğenmeyen, raporlar aleyhine olan, tabir yerindeyse “önüne gelen herkes” bilirkişiyi olur olmaz yere kurula bildirmesine ve bilirkişinin lüzumsuz yere sık sık savunma vermesine, bilirkişiyi görevlendiren hakimin hiç istemediği ve yasal düzenlemede de yeri olmayan olumsuz sonuçların ortaya çıkmasına neden olabilecektir.


ÖNERİLER:


r)Hesap bilirkişiliği ,hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlık alanı olarak kabul edilmeli ve bu husus normatif hale getirilmeli, avukatlarında son 5 yılda iş davalarına girme sayısı, geçmiş bilirkişilik deneyim süresi gibi kriterler konularak ,etkin ,uzun, bölgesel ve yeterli bir eğitime tabi tutularak bilirkişi sıfatıyla kayıt edilmelerine fırsat tanınması gerekir.


s)Yasa tasarısında bilirkişinin kabul şartları arasında, bilirkişi görevini yapan veya yapacak olanların bilirkişi temel eğitimine tabi tutulmaları ve sınavda başarılı olmaları şartı yanında mesleğinde en az beş yıl fiilen tecrübeli olmaları şartı getirilmiştir. Bugün fiilen yargı sistemi içinde bilirkişilik görevini yapanların bu şartlardan muaf olup-olmayacakları belirsizdir. Zira kazanılmış bir hakkı elde etmişlerdir. İlk defa bilirkişi olacaklara beş yıl kıdem şartı, eğitim ve sınav şartı getirilmesi yerinde bir uygulama olacaktır. Yada bu maddenin uygulama tarihi diğer maddelerden öne alınmalı, eğitimleri tamamlanmış, yeterli sayıya ulaşılmış olması halinde kurulun bilirkişi görevlendirebileceği düzenlenmelidir.


ş) Bilirkişilik sistemi düzenlemeden önce yargının esas unsuru olan hakimlerin görevleri ile ilgili sorunları (iş yükü, uzmanlık, eğitim) ortadan kaldırmak yerinde bir girişim olacaktır. Çünkü Bilirkişilik olgusu yargının tali unsurunu oluşturmaktadır.


t) Taslakta, özel hukuk tüzel kişilerinin (ticari şirketlerin) bilirkişilik yapmasına imkan tanınmaktadır. Özel ve teknik bilgisine başvurulan, bu bilgiye dayalı aydınlatma ve bilgilendirme yükümlülüğünü bizzat yerine getirme mecburiyeti bulunan ve bu yüzden başkasına devredilmemesi gereken bir kamu görevi olan bilirkişiliğin tüzel kişilerce de yapılması bilirkişiliğin bu nitelikleriyle bağdaşmayacağı gibi kanunun diğer maddeleriyle de çelişmektedir. Bilirkişilik kesinlikle uzman gerçek kişi eliyle yapılması gereken bir görevdir. Özel hukuk tüzel kişilerine bu hakkın verilmesi bilirkişiliğin ileride bu amaçla kurulacak şirketlere teslim edilmesi sonucunu doğuracaktır. Özel ve teknik bilgiye sahip bilirkişinin şirket bünyesinde görev yaparken bilirkişilik görevini bağımsız bir biçimde yerine getirmesi mümkün olmayacaktır.


u-Taslakta bilirkişinin bölge kurulu kararıyla bilirkişilikten yasaklanmasına karar verileceği belirtilmiş olup bu madde de yasaklamayı istemeye sadece ve sadece görevlendirmeyi yapan mahkemece istenebileceğinin vurgulanması gerektiği kanaatindeyim.


ü)İş davalarında dava dosyasının bilirkişiye gitmesi, rapor tanzimi, ıslah, zamanaşımı defi, ek rapor alma gibi işlemler yargılama sürecini uzatmaktadır. Bu yönüyle davaların karara bağlanma ve kesinleşmesi ortalama 3 ve 5 yıl arasında olması nedeniyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru kapsamında manevi tazminat talebi altında devlete aleyhine çok sayıda dava açılmaktadır. Yine dava dosyasında alınan harç miktarları, hüküm fıkrasında bunların hesaplanması, dosyanın bilirkişide uzun süreli kalması, bilirkişinin hukuki değerlendirmelerde bulunması, hakimin maddi hukuk dışında bilgi sahibi olmadığı gelir vergisi, damga vergisi, vergi matrahları, SSK prim oranları, işsizlik prim oranları, ücret tarifeleri, tavan miktarları vb. gibi teknik hesabı ilgilendiren konularla uğraşmaması, bilirkişi raporunun ibrazı, tebliği, ıslah, ıslahın tebliği, zamanaşımı, ek rapor alınması gibi olgu ve yargılama işlemlerinin devre dışı kalması için işçilik alacaklarında hesap bilirkişiliği kurumunun kaldırılmasını öneriyoruz. Şöyle ki işçilik alacakları davasının artık sadece tespit davası şeklinde maktu harca tabi bir dava olarak yargılamasının yapılabileceğinin yasal düzenlemeye kavuşturulması halinde bu davada hakim sadece hizmet süresi, ücret miktarı, çalışma saatleri ve günleri, fesih sebebi, feshin kim tarafından ne şekilde yapıldığı, haklı veya geçerli nedene dayanıp-dayanmadığı hususunda hukuki bilgisini konuşturarak sadece buna yönelik tespit şeklinde hüküm kurması yeterli görülecek. Bu karar temyize tabi olacak. Kesinleşen karar İŞKUR bünyesinde yada mali müşavirlerin kurumsallaştığı kurumlarda hesap büroları tarafından yargıç tarafından belirlenen hesaplama unsurları gözetilerek hesaplama yapılabilecek, itiraz halinde oluşturulan üst kurul tarafından itirazlar sonuçlandırılacaktır. Dikkat edilirse ne ilk derece mahkemesi olarak hakim nede temyiz mercii olarak Yargıtay hesap-kitapla zaman kaybetmeyecek, farklı raporlar ve uygulamalarla karşılaşılmayacaktır. Yargılama kısa sürede sonuçlanacak, icra müdürlüklerinde yargı sürecinin uzaması nedeniyle tahsil edilmeyi bekleyen on binlerce işçi alacağı dosyasıyla karşılaşılmayacaktır.


Yukarıda yer verdiğim görüşler bir çok yazar, hukukçu, kurum ve kuruluş tarafından da öngörülen ve ileri sürülen hususlar olup sıkıntıyı bizzat yaşayan ve yasanın bu haliyle kabul edilmesi halinde daha çok mağduriyetin görülebileceğini öngören bir iş mahkemesi hakimi olarak kurumların ve kamuoyunun doğru bilgilenmesi adına bu çalışma düzenlenmiştir. Umarım faydalı olur.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.