Zeki Müren, MİT adına istihbarat toplamış
Kitapta, DHKP-C’nin tarihsel sürecine, yapısına, bugün geldiği noktaya değinen Köseli, canlı bombaları, Sabancı cinayetinin bir numaralı ismi Fehriye Erdal’ı ve DHKP-C’ye dair birçok konuyu anlattı.

Kitaptan bazı çarpıcı bölümler:

DHKP-C’nin yeniden dirilmesini devlete mi bağlıyorsunuz?

Örgütün merkez komitesinde bile MİT’e çalışanlar olduğu iddialarını düşününce, bu soruya ‘evet’ demek kaçınılmaz oluyor. Eğer biz 90’ları yaşamasaydık, Sovyetler çöktükten sonra şeffaflaşma konusunda Batı’ya daha iyi entegre olsaydık, 90’lı yıllarda militanlara cezaevinde işkence yapılmasaydı, örgüt evleri basılıp militanlar yargısız infaza kurban gitmeseydi militanlar bu kadar radikalleşip, devlet düşmanı olmazdı. Bunu bizzat devletin güvenlik kanatlarından dinledim. Pişmanlık içinde şunu anlattılar: ‘Özellikle kadın militanların çantalarına doğum kontrol hapı ve prezervatif atıyorduk.’ Bu, siyasi davadan tutuklanan biri için fevkalade onur kırıcı bir durum. Mesela bunu, DHKP-C’nin üst düzey militanlarından tıp öğrencisi Gülnihal Yılmaz’a yapmışlar. Gülnihal, bir albayın kızıydı ve 2002 yılında ölüm orucunda öldü. Muhtemelen, çantasına konan haplar onurunu kırmıştı.

Anladığım kadarıyla örgütün en aktif olduğu yıllar 90’lar. Sonra ise duruluyor…

Bu durumu, 90’ların özel şartları içinde değerlendirmek gerekiyor. Belki de kitabın en önemli bölümlerinden birisi Dursun Karataş’ın kaçış hikâyesi. Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı, Karataş’ın kaçacağını tam 10 gün önce acil koduyla tüm birimlere yazıyor. Tam da bu sırada, MİT İstanbul bölge müdürlüğü devreye giriyor ve Karataş’a, ‘Bize çalışırsan sana yol veririz.’ diyor. O dönemde, MİT İstanbul ve Ankara bölge müdürlükleri arasında ciddi bir rekabet var. Ankara, İstanbul’a, ‘Biz Çatlı’yı devşirdik. Çatlı bize çalışıyor.’ diyor. Bir manada hava atıyor. İstanbul da, ‘Bize çalışır mısın?’ teklifini TİKKO’cu Baba Erdoğan ve Dursun Karataş’a yapıyor. Benim edindiğim bilgilere göre, ikisi de kabul ediyor ama kaçar kaçmaz MİT’e büyük bir gol atıp, bağlantılarını kesiyorlar. Tabii sonrasında Devrimci-Sol’un işlediği onlarca önemli cinayet hâlâ bir şaibe. 90’lardaki terörle mücadele yöntemi, 2000’lerin başıyla birlikte yerini daha insani yöntemlere bırakıyor. Emniyet içindeki terör-istihbarat polisleri, militanlara önce insan olarak baktı. Gözaltına alınanlarla ilgilendiler, yemeklerini paylaştılar. İşkence 2000 sonrasında terör ve istihbarat birimlerinde yasaklandı. ‘Militana bir tokat bile atan olursa kovulur’ şeklinde brifingler verildi.

Dursun Karataş’ın bu yasağı delmeye yönelik bir planı olduğunu okuyoruz kitapta...

O dönemde örgütün iç yazışmalarında Dursun Karataş’ın geçtiği bilgi notları da var. ‘Polis yani ‘düşman’ yeni bir strateji uyguluyor. Artık militanlara işkence yapmıyor. Militan kadroda ciddi bir çözülme var.’ şeklinde bir not gönderiyor örgüt Karataş’a. O da ‘Yoldaşlar ne yapıp etsin düşmanın (polis) zor kullanmasını sağlasın…’ notunu gönderiyor.İşkenc,e örgütün bir diğer varlık ve motivasyon sebebi. Sokağa yeni bir sempatizanı çıkardığınızda, orada polis şiddetiyle karşılaştığında devlet düşmanı oluyor.

Örgütün yeni eylem yapması bekleniyor mu?

Örgüt, son dönemlerdeki açıklamalarında adı yolsuzluklara karışan bakan ve çocukları hakkında bildiriler yayınlıyor. Bu, pek alışkın olmadığımız bir dil aslında. Bu konuda devletin güvenlik birimlerinin teyakkuzda olması gerekiyor. Örgüt, muhtemel bir suikast planı üzerinde çalışma yapıyor olabilir.

Kitaptaki Zeki Müren’in MİT’e istihbarat topladığına dair bilgiler şaşırtıyor...

Zeki Müren’in plandan ne kadar haberi var bilmiyorum. 1967’de MİT’çi Mustafa Hiram Abas, Yunanistan’a gönderiliyor. Türkiye’nin Kıbrıs meselesinden dolayı Yunanistan ile arası gergin. Mustafa Hiram Abas, iki askeri kendine angaje ediyor ve Yunan ordusuyla ilgili ciddi bir istihbarat alıyor. Sonra Yunanlı bir sanatçı, Abas’a Zeki Müren ile tanışmak istediğini söylüyor. Abas, hemen organize ediyor, Zeki Müren kabul ediyor. Bu iki sanatçı bir hafta boyunca Yunan adalarını yatla geziyor. Bu tabii sadece bir yat gezisi değil. MİT, sanatçıların yanına bir koruma/fotoğrafçı veriyor. Bütün Yunan adalarının, füze rampalarının, askeri noktaların, mühimmatın fotoğrafları çekiliyor. Teknolojinin hayli sınırlı olduğu bir dönemde ciddi bir sınır ötesi operasyon yapılmış oluyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.