Hakaret suçlarında ağırlaştırıcı nedenler fikir ve ifade özgürlüğü ile din ve vicdan özgürlüğünü koruma ve garanti altına alma kuralına paralel olacak şekilde düzenlenmiştir. Kişinin “Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı” hakarete uğraması ve hakaret suçunun “Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi halinde” cezanın alt sınırı 1 yıldan aşağı olamayacaktır. Bu düzenleme ile kişilerin dini değerlerine ve düşüncelerine, siyasi ve felsefi yönelişlerine yönelik hakaret suçunun, suçun temel şekline nazaran daha ağır şekilde cezalandırılması amaçlanmıştır. Türk Ceza Kanunu’nun 125. Maddesi uyarınca hakaret suçunu bu şekilde işleyen kişiler alt sınır olarak belirlenen 1 yıl ile üst sınır olarak belirlenen 2 yıl arasında bir hapis cezasına mahkum edilebilecektir.

Örneğin kişiye mensubu olduğu bir mezhep veya tarikat nedeniyle hakaret edilmişse ve kullanılan ifadelerde bu mezhebe mensubiyet nedeniyle hakaret edildiği anlaşılıyorsa suçun nitelikli hali gerçekleşmiş olacak ve kişi en az 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılabilecektir. Mesela “Pis A mezhebi mensubu seni” şeklinde bir sözün kullanılması, “A partisi mensupları alçaktır” denilmesi gibi… Suçun bu şekilde işlenmesi esasen birden fazla mağdur yaratmaktadır. Örneğin “Tüm A partisi mensupları şeref yoksunudur” denilmek suretiyle hakaret suçu işlenmesi halinde suçun mağduru olduğunda tereddüt olunmayan kişilerin şikayet hakkının bulunduğu varsayılmalıdır. Bu durumda fail hakkında T.C.K.m.43/2 uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılacaktır.

Ülkemizde hakaret suçunun nitelikli hallerinin gerçekleştiği vakıaların toplumda infial yaratan olaylara neden olduğuna rastlanmaktadır. Siyasi hayatın ve buna paralel olarak fikir ve ifade özgürlüğünün hukuk devletine yakışacak şekilde sürdürülebilmesi kişilerin onur ve saygınlığının korunmasını, buna bağlı olarak kişilerin dini, siyasi ve felsefi tercihlerine karşı saygılı olunmasını da gerektirmektedir. Bu nedenle bu gibi zeminlerde hakaret suçunun hoş görülmesi beklenmemelidir. Hakaret suçu niteliği itibariyle başka suç tiplerini tahrik eden tehlikeli bir nüveye sahiptir. Hakaret suçu hem kişilerin hem de aynı algıya mensup toplulukların, sosyal grupların tahrik olmasına neden olabilmekte ve bu da daha ağır suç tiplerinin oluşmasına neden olabilmektedir.

Hiçbir fikir veya inanç bir başkasına hakaret etmeyi haklı kılmaz. Hukuk düzeni fikir ve ifade özgürlüğünü ancak başkalarının onur ve saygınlığının rencide edilmediği müddetçe korur ve gözeri. Hukuki düzlemde kişilerin fikir ve ifade hürriyetine sahip olması herhangi bir fikrin, inancın veya kanaatin hakaret edilerek aşağılanmasına izin vermemektedir. Modern eleştiri ne kadar sert olursa olsun hakaret olarak kabul edilmemelidir. Hakaret suçlarında kullanılan üsluptan ziyade tercih edilen kelime, şekil, verilmek istenilen mesaj doğru şekilde tespit edilmelidir.

Kamu görevlisi aleyhine işlenen hakaret suçları dışındaki diğer suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlıdır. Kanun koyucu kamu görevlilerine yönelik hakaret suçlarının soruşturulmasını ve kovuşturulmasını şikayete bağlı tutmayarak devlet otoritesini ve itibarını korumak istemiştir. Özellikle kamu görevlisinin devlet adına eylemde bulunması ve bunun karşılığında hakarete maruz kalmasının dolaylı olarak devlet itibarını da zedelemesi nedeniyle bu suçlar doğrudan soruşturulacak ve kovuşturulacak suçlardandır.

Aynı soruşturma ve kovuşturma mecburiyeti kuralının kişilerin inançları, siyasi görüşleri, felsefi inanışları ve mensup oldukları etnik veya dini kimlik nedeniyle hakarete maruz kalmaları halinde de geçerli olması için yasal düzenleme yapılması gerektiği düşüncesindeyim.

Özellikle siyasetçilerin birbirlerine karşı bazen yüz kızartacak şekilde bir üslup kullanmaları ve bununla siyasi itibar arayışına girmelerine seyirci kalınmamalıdır. Milletvekillerinin dahi kullandıkları üslup ceza hukuku yönünden kovuşturma konusu edilebilmelidir. Zira bu suç tipi yalnızca hakarete maruz kalan siyasetçiyi değil, herhangi bir siyasi partiye gönül veren ve bir bağlılık hisseden toplumun birçok ferdini karşı karşıya getirebilmekte, ülkeye kin ve nefret tohumlarının ekilmesine neden olabilmektedir.

Hiçbir siyasal başarı toplumsal dokunun çürümesinden daha değerli değildir.

 
(Bu köşe yazısı, sayın Av. Feyzullah CİHANGİR tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.