Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’a 5.4.2012 Tarihinde eklenen Geçici 3. Madde ile koşullu salıverilmelerine 1 yıldan az süre kalanların kalan cezalarının denetimli serbestlik rejimine tabi olarak infaz edilebileceği kabul edilerek başlı başına yeni bir infaz rejimi belirlenmişti. Bu hüküm ile koşullu salıverme tarihinde tahliye edilmelerine  dair yönetmelik ve disiplin hükümleri uyarınca sakınca olmayanların 1 yıl daha evvel cezaevlerinden tahliye edilmelerine neden olacak yeni bir tür infaz rejimi getirilmişti.

5.7.2012 Tarihinde yürürlüğe giren ve 31.12.2017 Tarihine kadar uygulanacak olan 6352 Sayılı Kanun’un Geçici 3/2.a maddesinde ise;

“a) Kasıtlı suçlardan toplam üç yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olanların,
b) Taksirli suçlardan toplam beş yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm olanların,
c) Adli para cezasının infazı sürecinde tazyik hapsine tabi tutulanların,
cezaları doğrudan açık ceza infaz kurumlarında yerine getirilir” hükmü kabul edilerek hükümlülere cezalarının belirli şartlar halinde doğrudan açık cezaevinde infaz edilmesi hakkı tanınmıştır.

Cezanın koşullu salıverme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik rejimine tabi olarak infaz edilmesi ile cezanın açık cezaevinde infaz edilmesi birbirinden bağımsız ve ayrı infaz rejimleridir. Koşullu salıverme tarihine kadar denetimli serbestlik rejimine tabi olarak infaz hakkından yararlanma, cezanın belli bir kısmının infaz edilmesi şartına bağlı tutulmamıştır. 24.01.2013 Tarihinde yürürlüğe giren Geçici Madde 4 ile Geçici Madde 3 de belirtilen koşullu salıverme tarihine kadar denetimli serbestlik rejiminden faydalanabilmek için 6 ay cezaevinde kalma şartının 31.12.2015 Tarihine kadar uygulanmayacağı düzenlenmiştir. Dolayısıyla hükümlülerin cezalarının bir kısmının infaz edilmesi şartı 31.12.2015 Tarihine kadar askıya alınmış olmaktadır. Bu tarihten sonrası için ya yeni bir kanuni düzenleme yapılması gerekecek ya da 6 ay cezaevinde kalma şartı yeniden yürürlüğe girecektir.

Esasen tüm bu düzenlemeler cezaevlerindeki hükümlü sayısının fazlalığı nedeniyle oluşan olumsuz duruma çare olarak düşünülmüştü. Ancak kanun yürürlüğe girmeden evvel cezaevi şartlarının da kanuna uygun hale getirilmesi hükümlü haklarının korunması açısından fevkalade önemli bir husustur. Aksi takdirde fiili imkansızlık nedeniyle kanun uygulanamamış olacaktır.

Herşeyden önce kasıtlı suçlarda 3 yıl ve daha az süreli hapis cezalarının, taksirli suçlarda ise 5 yıl ve daha az süreli hapis cezasına mahkum olanların cezalarının doğrudan açık cezaevinde infaz edilmesi gerektiğinin kanun düzeyinde belirtilmesi idarenin bu kanun hükmüne uygun şekilde yapılanmasını ve cezaevi şartlarının buna göre düzenlenmesini zorunlu kılar. Aksi takdirde infaz rejimi açısından hak ihlallerinin oluşacağı anlaşılmaktadır.

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 14. maddesinde ise “Hükümlülerin açık cezaevine ayrılmalarına ilişkin esas ve usuller yönetmelikte gösterilir” denilmektedir.

Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin “Doğrudan Açık Kuruma Alınacak Hükümlüler” başlıklı 5. maddesinde Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’daki düzenlemeye paralel olarak kasıtlı suçlarda 3 yıl ve daha az, taksirli suçlarda ise 5 yıl ve daha az süreli hapis cezasına mahkum edilenlerin cezasının doğrudan açık cezaevinde infaz edileceği düzenlenmiştir.

Normlar hiyerarşisi açısından kanun ile çatışması mümkün olmayan yönetmelikte bu hükmün olması normaldir.

Ancak aynı yönetmeliğin 6/a maddesinde toplam cezalarının beşte birini iyi halli olarak geçiren hükümlülerin açık cezaevine nakledilebileceği hükmü uygulamada birçok yanlışa neden olabilmektedir.

Kanun uyarınca kasıtlı suçlarda 3 yıl ve daha az süreli hapis cezasına mahkum olan doğrudan açık cezaevine alınabilecektir. Yönetmelik de bu hükme paralel olarak hukuka ve özellikle normlar hiyerarşisine uygun hüküm taşımaktadır.

Uygulamada koşullu salıverme tarihine 1 yıldan az süre kalanların cezalarının doğrudan denetimli serbestlik tedbirine tabi olarak infaz edilmesi hakkının bulunmasına rağmen Cezaevi Müdürlüklerinin İnfaz Hakimliklerini yanlış yönlendirmesiyle de hükümlünün cezasının beşte birinin infaz edilmediği gerekçesiyle denetimli serbestlik rejimine tabi olmak kaydıyla tahliye talepleri reddedilebilmektedir.

Açık Cezaevi şartları uygun olmadığı için kapalı cezaevine zorunlu olarak nakledilenler hakkında cezalarının doğrudan denetimli serbestlik tedbirine bağlı olarak infaz edilmesi şartı var ise bunun derhal uygulanması gerekecektir. Zira kanun bu haktan faydalanmak için cezanın infaz edilmesi ile ilgili herhangi bir şart aramamıştır.

Yönetmeliğin kanuna üstün tutulamayacağı, kanun ile yönetmelik arasında bir çatışma olması halinde mahkemelerin öncelikle kanunu uygulaması gerektiği, infaz rejimi açısından ise hükümlünün lehine olan kanun hükmünün derhal uygulanmak zorunda olduğu tartışma konusu dahi edilemez.

İnfaz rejiminin tüm ülkede aynı şekilde uygulanması ve bu hususta hükümlüler hakkında farklı sonuçlar doğuracak uygulamalardan titizlikle kaçınılması gerektiği açıktır. İnfaz rejiminin hukuka uygun şekilde uygulanmamasından kaynaklanan hak kayıplarının manevi tazminat hakkı doğurduğu da kanaatindeyim.

İnfaz rejiminin hukuk ve hakim denetimine tabi olması bu dönemde hükümlülerin temel hak ve özgürlüklerinin garanti altına alınmasını zorunlu kıldığı gibi kanunların tam, eşit ve eksiksiz bir şekilde uygulanmasını da içermektedir.


(Bu köşe yazısı, sayın Av. Feyzullah CİHANGİR tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.