İhtilalin de hukuku vardır...” Birer seyyar ölüm mangası mahiyetinde çalışan İstiklal Mahkemelerinin istikrar adına alelacele gerçekleştirdiği yargısız infazlara isyan ederken böyle söylemişti 1. Meclis’in Erzurum mebusu Hüseyin Avni Bey... “Türkiye Büyük Millet Meclisi yönetim yetkisini “üç adamın aklına” terk etmiştir, oysa fevkaladenin de bir hukuku vardır” diye itiraz ediyordu. Sinop mebusu Hakkı Hami Bey’in feveranı ise; “ idam cezası, tavuk öldürmek değildir. Bunlar tavuk değildir, hayat çok yüksektir” şeklinde yükseliyordu...

Ahmet Turan Alkan’ın Ötüken’den çıkan; “İstiklal Mahkemeleri, Sivas’ta Şapka İnkılabı Duruşmaları” adlı kitabını okuduktan sonra, siz de bu içler acısı cümleyi bir kez daha tekrar edeceksiniz eminim: “Hayat, çok yüksektir...”

***

Olağanüstü haller’in konuşlandırdığı özel yetkili mahkemeler, sadece bizim tarihimizde değil, dünya tarihinde de hukukun kontrolünde olmaktan çok, siyasetin güdümünde olmak babından eleştirilir. Hukuk değil, istikrar amacıyla kurulduklarından, muhakeme güvenliğini sağlayacak en önemli kriterlerden birisi olan “doğal yargıç” ilkesini ihlal ederler bu halleriyle.

1920-1949 yılları arasında, bazen yerleşik bazen gezici olarak görev yapan “üç adamdan mürekkep” İstiklal Mahkemeleri dosyasının açılması konusunu ne zaman konuşacağız? İstiklal Mahkemeleri kaç kişiyi idam etmiştir? İdam edilenlere müdafaa ve adli müzaheret hakkı tanınmış mıdır? İdam kararı verilenler temyiz hakkını kullanabilmişler midir? Yaprakları arasından kan ve cerahat sızan bu ağır dosya, bugünkü “anayasa” tartışmalarımızın üzerinde bile en ağır gölgeyken, yakın hukuk tarihimizle yüzleşmeyi göze alabilecek siyasetçilerimiz kimlerdir?

İstiklal Mahkemeleri, aynı zamanda Cumhuriyetin kurucu gücünü tanımak açısından çok önemli bir mevzudur. 1930’larda Sivas Hükümet Binası’nın girişindeki yazı pek manidar: “Yaşasın Demir Kollu Cumhuriyet”... Cumhuriyetin demir kolları şeklinde iş gören İstiklal Mahkemeleri hakkında Falih Rıfkı Atay şöyle diyor; “yeni rejimin otoritesi, İzmir ve Ankara sehpaları üstünde tutundu. Bu kesin tasfiye, her türlü aleyhtarlığın ve gericiliğin bütün cesaretlerini kırdı. Mustafa Kemal’e başladığı inkılabı, tamamlamak fırsatını verdi.” (Çankaya)

1920’deki başlangıcında asker kaçaklarını ve firarileri önlemek amacıyla ihdas edilen İstiklal Mahkemeleri, daha sonra Şapka Kanunu’nun kabulü, Şeyh Sait isyanının bastırılması ve İzmir Suikastının soruşturulması gibi rejim aleyhtarlığının bastırılması mevzularında aktif iş gördü. Daha en başından firar edenleri yakalayıp asmak suretiyle iş görmeye başlayan gezici mahkemenin asıl gayesi “düzen ve istikrar sağlamak”... İskilipli Atıf Efendi’yi, Şapka Kanunundan iki yıl önce yazdığı bir kitap sebebiyle, üstelik savcının hapis cezası talebiyle sunduğu iddianameye rağmen asması da “düzen ve istikrar” babından. Bugün karar veriliyor, avukat hakkı tanınmadığı gibi temyiz hakkı da yok, ertesi gün alelacele asılıyor. İşte cumhuriyetin demir kolları!


YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ. STAR

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner138