AYM: Hakikat ışığı fikirlerin çarpışmasından doğar
Anayasa Mahkemesi, bir köşe yazarının ifade özgürlüğüne yönelik bireysel başvurusunda, ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun temellerinden biri olup toplumun gelişmesi ve bireyin kendini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi için vazgeçilmez koşullar arasında yer aldığını belirtti. Yüksek Mahkeme gerekçeli kararında, "Hakikat ışığı fikirlerin çarpışmasından doğar. Bu bağlamda toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Aynı şekilde birey özgün kişiliğini düşüncelerini serbestçe ifade edebildiği ve tartışabildiği bir ortamda gerçekleştirebilir. İfade özgürlüğü, kendimizi ve başkalarını tanımlamada, anlamada ve algılamada, bu çerçevede başkalarıyla ilişkilerimizi belirlemede ihtiyaç duyduğumuz bir değerdir" değerlendirmesinde bulundu.

>> AYM: Şiddet çağrısı veya nefret söylemi yoksa hapis verilmemeli
 
Anayasa Mahkemesi'nin ifade ve basın hürriyetinde hak ihlaline ilişkin gerekçeli kararı Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı. Emin Aydın, yerel bir gazetede yazdığı, "ucuz Olmak" ve "Motosikletli zibidiler" başlıklı köşe yazılarında Çine ilçe emniyet müdür vekili H.Y.'nin kişilik haklarına saldırıda bulunduğu iddiasıyla hakkında soruşturma açılarak Çine Asliye Ceza Mahkemesi tarafından hakaret ve iftira suçlarından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle ifade ve basın hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürerek tazminat talebinde bulundu. İfade özgürlüğünün sadece "düşünce ve kanaate sahip olma" özgürlüğünü değil aynı zamanda sahip olunan "düşünce ve kanaati açıklama ve yayma" buna bağlı olarak "haber veya görüş alma ve verme" özgürlüklerini de kapsadığının anımsatıldığı gerekçede, ifade özgürlüğünün bireylerin serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına geldiği kaydedildi. İfade özgürlüğünün, demokratik toplumun temellerinden biri olup toplumun gelişmesi ve bireyin kendini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi için vazgeçilmez koşullar arasında yer aldığının ifade edildiği gerekçede, "Hakikat ışığı fikirlerin çarpışmasından doğar. Bu bağlamda toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Aynı şekilde birey özgün kişiliğini düşüncelerini serbestçe ifade edebildiği ve tartışabildiği bir ortamda gerçekleştirebilir. İfade özgürlüğü, kendimizi ve başkalarını tanımlamada, anlamada ve algılamada, bu çerçevede başkalarıyla ilişkilerimizi belirlemede ihtiyaç duyduğumuz bir değerdir" denildi.

DÜŞÜNCEYİ AÇIKLAMA, YAYMA VE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ DEMOKRASİ İÇİN YAŞAMSAL ÖNEMDE

İfade özgürlüğüne ilişkin AİHM kararlarına da atıfta bulunulan gerekçede, Anayasayla sadece düşünce ve kanaatler değil, ifadenin tarzları, biçimleri ve araçları da güvence altına alındığı vurgulandı. İfade özgürlüğünün Anayasa'da güvence altına alınan diğer hak ve özgürlüklerin önemli bir kısmı ile doğrudan ilişkili olduğunun belirtildiği gerekçede, basın özgürlüğünün, gazete, dergi, kitap gibi araçlar ile düşünce ve kanaatleri açıklama, yorumlama, bilgi, haber ve eleştirilerin yayını ve dağıtımı haklarını kapsadığı ifade edildi. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanmasının, açıklanan düşünceye paydaş sağlanmasının, düşünceyi gerçekleştirmek ve gerçekleştirme konusunda ikna etmenin çoğulcu demokratik düzenin gereklerinden olduğunun altı çizilen gerekçede, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile basın özgürlüğünün demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemde olduğu vurgulandı. Demokratik bir sistemde, kamu gücünü elinde bulunduranların yetkilerini hukuki sınırlar içinde kullanmalarını sağlamak açısından basın ve kamuoyu denetiminin en az idari ve yargısal denetim kadar etkili bir rol oynadığının belirtildiği gerekçede, "Halk adına kamunun gözcülüğü işlevini gören basının işlevini yerine getirebilmesi özgür olmasına bağlı olduğundan basın özgürlüğü, herkes için geçerli ve yaşamsal bir özgürlüktür" denildi.

 ÖZELLİKLE SİYASETÇİLER DAHA FAZLA ELEŞTİRİYE TAHAMMÜL ETMELİ

Basın özgürlüğünün, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü gibi mutlak ve sınırsız olmadığının belirtildiği gerekçede, basının özgür olması kadar sorumluluk bilinci ile hareket etmesinin şart olduğu kaydedildi. Geniş halk kitlelerinin düşünce ve kanaatleri üzerinde etki yapan ve onları harekete geçirebilen basının basın etik kurallarına uyması, bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınması gerektiğinin ifade edildiği gerekçede, ifade ve basın özgürlüğüne yönelik sınırlamalar konusunda devletin ve kamu makamlarının takdir yetkisine sahip olduğu, bu takdir alanının da Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi olduğu anımsatıldı. İfade ve basın özgürlüğüne yapılacak müdahalenin haklılığı konusunda "hedef alınan kişinin kimliği ve ifadenin içeriği" üzerinde durulması gerektiğinin kaydedildiği gerekçede, müdahalenin demokratik toplumlarda gerekliliği konusunda sade vatandaşlarla, kamuya mal olmuş kişileri, kamu görevlileriyle siyasetçileri birbirlerinden ayırarak değerlendirmeler yapmak gerektiği belirtildi. Gerekçede, "Kamuya mal olmuş kişilerin özellikle siyasetçilerin ve gazetecilerin şöhreti söz konusu olduğunda toplumun bu kişilerle ilgili olarak haber alma hakkı da dikkate alınarak daha fazla eleştiriye tahammül etmeleri gerektiği ve bu alanda basın özgürlüğünden daha geniş olduğu, kamu görevlileriyle ilgili haber ve yorumlarda kamu görevlilerinin görevlerini layıkıyla yerine getirebilmeleri için kamu güvenine sahip olmaları gerektiği, bunun ise kamu görevlilerinin asılsız suçlamalara karşı korunmakla sağlanabileceği gözden uzak tutulmamalıdır" denildi.

 MÜDAHALE ÖZE DOKUNMAMALI

Gerekçede, ifadelerin içeriği konusunda ise sarf edilen söz, yazı, resim ve benzeri şeylerin olgusal iddia ya da değer yargısı olup olmadığına göre bir incelemenin yapılması gerektiği, değer yargısı ifade eden görüş ve yorumların kanıtlanmaya elverişli olmadığı, gazetecilerin insanların kişilik haklarına saldırı niteliği taşıyan olgular isnat ettiğinde bu iddialarını desteklemek için güvenilir delil sunmaları gerektiği, basın etik kurallarına uygun biçimde davranarak doğru ve güvenilir bilgi vermek için iyi niyetli hareket etmeye yönelik ödev ve sorumluluklarının olduğunun unutulmaması gerektiği belirtildi.
İlke olarak demokratik toplumda şiddet çağrısı veya nefret söylemlerinin varlığı hâlinde kamu makamlarınca meşru amaç ve araçlarla ve ölçülü olmak kaydıyla ifade ve basın özgürlüğüne müdahalede bulunulabileceğinin belirtildiği gerekçede, nefreti ve şiddeti teşvik eden hatta meşru sayan her türlü ifadeye yaptırım uygulanmasının ve bunların önlenmesinin gerekli olduğu ifade edildi.
 Müdahalenin hakların özüne dokunulmaması ve ölçülü olması gerektiğinin vurgulandığı gerekçede,
 "Hakkın amacına uygun şekilde kullanımını son derece zorlaştıran, ciddi suretle güçleştiren, örtülü bir şekilde kullanılamaz hale koyan ve etkisini ortadan kaldıran sınırlamalar öze dokunur niteliktedir" denildi.

ADİL DENGE KURULMALI

Bireylerin maddi ve manevi varlığına üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı etkili mekanizmalar kurma çerçevesinde devletin pozitif yükümlülüğünün, mutlaka cezai soruşturma ve kovuşturma yapılmasını gerekli kılmadığının belirtildiği gerekçede, üçüncü kişilerin haksız müdahalelerine karşı bireyin korunması hukuk muhakemesi yoluyla da mümkün olduğu vurgulandı. Bireyin, üçüncü kişilerce şeref ve itibarına müdahale edildiği iddiasıyla, hukuk davası yoluyla da bir giderim sağlamasının mümkün olduğunun kaydedildiği gerekçede, "Mahkemelerce ifade ve basın özgürlüğüne müdahalede bulunulurken basının düşüncenin iletilmesi ve yayılmasındaki rolü, bireyin ve toplumun bilgilenmesine sağladığı katkı ve bu anlamda çoğulcu demokratik düzenin vazgeçilmez unsurlarından olduğu gözetilerek ifade edilen söz, yazı, resim ve benzeri şeylerin içeriğinde şiddet çağrısı veya nefret söylemi olmadığı sürece kişilerin cezai soruşturmalara maruz kalmamalarına dikkat edilmeli, özellikle hapis cezası vermekten kaçınılarak haksız müdahalelere karşı bireyin korunmasında diğer tedbirlere öncelik verilmelidir" denildi. Devletin bireylerin maddi ve manevi varlığının korunmasıyla ilgili pozitif yükümlülükleri çerçevesinde şeref ve itibarının korunması hakkı ile Anayasa'da güvence altına alınmış olan ifade özgürlüğünden yararlanma hakkı arasında adil bir denge kurması gerektiğinin belirtildiği gerekçede, denge kurulurken sınırlı nedenlerle ve meşru amaçlarla, demokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilerek, sınırlama amacı ile aracı arasında ölçülü bir dengenin gözetilmesi ve hakkın özüne dokunulmaması gerekliği kaydedildi.

 CEZA ÖLÇÜLÜ DEĞİL

Başvurucunun hakkında yazdığı köşe yazıları nedeniyle mahkumiyet kararı verildiği, ortada ifade ve basın hürriyetine mahkeme kararı yoluyla yapılan müdahale bulunduğu belirtilen gerekçede, "ucuz olmak" başlıklı köşe yazısında bazı kamu görevlilerinin yetkilerini kullanma biçimine yönelik eleştiri amacı taşıdığı kaydedildi. Gerekçede, "Yazının bütünü dikkate alındığında genel bir kamusal eleştiri amacı taşıdığı görülmekle birlikte bu eleştirinin sözü edilen kamu görevlilerini itibarsızlaştırma yoluyla yapıldığı anlaşılmaktadır. Şikayetçinin kamu yetkisini kötüye kullanarak özel plaka aldığı için "ucuzlar" sınıfında olduğu, dolayısıyla diğer ucuzlar sınıfı gibi şahsiyetsiz, açgözlü ve dünya hırsına sahip biri olduğu, bu durumda annesinin bir kabahatinin olmadığı gibi ifadelerin kamuoyunun bilgilendirilmesinden ziyade şikayetçinin itibarsızlaştırılmasını amaçladığı görülmektedir. Yazıda yer verilen değerlendirmeler bir olgudan ziyade yazarın değer yargılarını içermektedir. Bu çerçevede yazarından bunları ispatlaması beklenemezse de yazının içeriğinin genel olarak basın etiğine uygun olması beklenmelidir. Gazetecilik mesleğinin belli ölçüde abartı hatta kışkırtıcı yargıları da hoş görebileceği kabul edilmekle birlikte, bu hiçbir şekilde üçüncü kişilerin anayasal haklarının ihlal edilebileceği anlamına gelemez" denildi. Başvurucunun "ucuz olmak" başlıklı yazısında ifade ve basın özgürlüğüne yönelik müdahalenin demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olduğunun belirtildiği gerekçede, "motosikletli zibidiler" başlıklı yazıya yapılan müdahalenin ise haklı ve demokratik toplumda gerekli olduğunun söylenemeyeceği kaydedildi. Müdahalenin amacının şikayetçinin şeref ve itibarının korunması olduğu kabul edilse bile şikayetçinin bu hakkı ile başvurucunun bir gazeteci olarak ifade ve basın özgürlüğü arasında adil bir dengenin kurulduğu sonucuna ulaşılamayacağının belirtildiği gerekçede, "Çine Asliye Ceza Mahkemesi tarafından başvurucuya verilen cezaların ifade ve basın özgürlüğüne ölçüsüz müdahale niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır. İfade ve basın özgürlüğüne yönelik müdahalenin demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olmadığı anlaşıldığından Anayasa'nın 26. ve 28, maddelerinde korunan hakların ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir" denildi. Yüksek mahkeme, ihlal kararını sonuçlarının ortadan kaldırılması için Çine Asliye Ceza Mahkemesine gönderdi. (ANKA)



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.