Çocuğun geleceğine 'dokunmak'
Sevgi Özkan (Sosyolog) 

Çocuk haklarını yaşama yansıtma örnekleri

Medyanın, çocuk hakları için toplum bilincinin yükselmesindeki işlev ve sorumluluğu tartışılmaz. İnsan hakları ve çocuk haklarının ihlal ve istismarında medyaya düşen görevi kavrayanlar, olumlu veya olumsuz her çocuk haberinin, tüm meslek alanlarındakiler için dikkat arttırıcı olması gerektiğinin de ayrımında olmalılar. 10 Mayısta Radikal’de “Profesöre ‘bekâret kontrolü’ davası ve madalya takmak yerine dava açtılar!” başlıklarıyla işlenen olay da bu açıdan önemli bir örnek. 

Edirne Kız Yetiştirme Yurdu’nda kalan 10, 12, 13 yaşlarında üç kız çocuğunun cinsel istismara uğradıkları gerekçesiyle savcılığın mahkeme kararıyla oluşturulan iç beden, dış beden muayenesi talebinin yerine getirilmemesi. Muayene yapacak adli tıp doktoru profesörün itiraz nedeni ‘çocukların buraya neden getirildiklerini sorduğunda bilmediklerini söylemeleri ve muayene olmak istememeleri’ne dayanıyor. 

Hipokrat yemini, hasta hakları ve çocuk hakları doğrultusunda bu çocuklara zorla muayene yapmaya kalkarsa onlarda ruhsal bir travma açacağını çok iyi bildiği için muayene yapmıyor. Aslında tecavüz diye çocukların bekâretlerini kontrol etmek amacıyla yapılmaya kalkılanın, yasal dayanaklar açısından haklılık veya haksızlık olarak tartışılması her şeyden önce yasaların nasıl farklı yorumlandığını gösteriyor.

Doktorların zorla muayene etmesinin Hipokrat yemininin ihlali anlamına gelmesi ve çocukların ayrı bir travma yaşamasını önlemek için kullandığı inisiyatifin hukuk dışına çıkma olarak görülerek doktora dava açılması, çocuğun yüksek yararı için her yetişkinin kendi inisiyatifiyle doğru davranmasının önemini çok iyi gösteriyor. Bu işlemde profesör, insani ve mesleki sorumluluğunu çocuk haklarından yana kullandığı için kutlanması gerekirken yasaların da bu açıdan düzenlenmesi gerektiğini açığa çıkarıyor. Gazetenin olayın üstünde durması ve ertesi gün de ön sayfada tam boy çizgi resimle vermeye devam etmesi ise çocuk hakları açısından sorumlu medya yaklaşımını olumluyor. Hukukçuların fiziki delile ağırlık verirken olayın bütün safhalarıyla çocuk istismarına girecek biçimde yürütülmesinin yanlışlığını da söz konusu eden profesör ve bu tür haberleri ısrarla gündeme taşıyan medya, toplum bilincini yükseltme sorumluluğunda bütünleşiyor. Gösterdikleri bu sorumluluk da önemli iki örnek oluşturuyor. 

Tanzer Gezer (Raportör, Yön. Uzm.)

Çocuğun yüksek yararının hukuka üstünlüğü

Çocuğa yönelik cinsel istismar olguları, sadece mağdur çocuğu değil tüm çocukları ilgilendiren, bizzat mağdur çocuğun cinsel sağlık, üreme sağlığı ve ruhsal sağlığını da ilgilendiren aslen bir halk sağlığı sorunudur. Mevcut hukuksal düzenlemelerle çocuk ve hasta haklarının çeliştiğine dair tartışmalarsa yeni değildir. Tartışmalar, farklı uzmanlıklar arasında sürerken aynı uzmanlık dalı mensupları arasında da sürmektedir. Bir taraftan, fail açısından yargılamayı fiziki bulgulara dayandırmak önemlidir. Aksi, adil bir yargılama olmaktan çıkar, failin haklarının ihlali anlamına gelir. “Çocuk doğruyu söyler” karinesine sığınılması vahimdir. Çocuğa yönelik istismar nedeniyle yargılanıyorsunuz, siz işaret edildiniz ve çocuk muayeneden utandığı ya da korktuğu için muayene olmak istemiyor. Muayenenin tek amacı istismarı belgeleyen fiziki bulgulara ulaşılması ise tartışma son bulmaz. Failin hakları ve kamunun yararı açısından istismar mağduru olduğu iddia edilen çocuğun fiziksel ve ruhsal muayenesinin mutlaka yapılması gerekir. Suçun varlığının kanıtlanması ve suça uygun ceza tesisi hukuk devletinin esasını oluşturur. Yargının eli kolu bu yönden hukuken (CMK’nın 76. maddesi) bağlı olduğu kadar vicdanen de bağlıdır. Peki, failin anayasal hakları var da mağdurun yok mu denilebilir? Elbette var. Söz konusu olayda, mağdur olduğu iddia edilen çocukların iki türlü ancak birbiriyle çelişen hakkı var. Birincisi, fizik bütünlüğü kapsamında çocuğun muayeneye onay vermeme hakkıdır -bunun tıpçası ve hukukçası ‘aydınlatılmış onam’dır. Ancak çocuğun gördüğü zarardan dolayı tedavi görmesi de diğer bir anayasal hakkıdır. Fizik muayene, sadece suçun vuku bulduğunun tespiti için değil, çocuğun zarar gördüğü anlaşılırsa, tedavisinin yapılması için de gereklidir. Çocuk gebe kalmış olabilir. Çocuğun yüksek yararı gereği, çocuğun, muayene ve gerekli görüldüğünde tedavisi hakkında ve tedavi uygulanmazsa olabilecekler üzerine bilgilendirilmesi ve muayeneye katılımının teşvik edilmesi esastır. Çocuk buna rağmen muayeneyi reddediyorsa yüksek yararı gereği ikna edilmesi temin edilmelidir. Bunun için cinsel istismar mağduru olduğundan şüphe edilen çocuğun mutlaka aynı anda hem bir jinekolog hem de adli tıp uzmanı tarafından bir çocuk psikiyatrı eşliğinde fiziki muayenesinin yapılması önemlidir. Muayenesi gerçekleşmeyen çocuğun tedavisi mümkün olamaz. Bu durum ileri yaşlarında çocuğa çok daha büyük zararlar verebilir. 

Necdet Neydim (İÜ Öğretim Üyesi)

Çocuğun geleceğini mıncıklayamamak

Genel bir özelliğimizdir. Açık ya da kapalı alanlarda minik bir çocuk görsek “Aman da ne şirin şeysin sen!” deyip onu okşar, öper ve de –çok severiz- mıncıklarız. Pek hoş gelmeyecek ama daha baştan çocuğa karşı bir taciz eyleminin gerçekleştiğini ve çocuğun süreç içinde bunu içselleştirmek zorunda bırakıldığını da görürüz. Oysa aynı çocuk kendisi aynı eylemi yaparsa onu ‘ayıp’ sözcüğüyle uyarmaktan da geri durmayız. Çelişkimizdir. Bir çocuğun bedenine dokundurmama hakkı vardır. O ifade edemese de vardır. Bunun ayrıca yazılı bir kural olması da gerekmez. İnsanoğlunun en değerli varlığıdır o. Ama kimi zaman onun bu evrensel dokunulmazlığına kıyabilenler de çıkabilir ve bu kırılgan varlık dışa yansıtamasa da travmalar içinde kıvranır. 

Hangi çocuğun, hangi ortamda, hangi biçimde, kim tarafından taciz veya tecavüze uğradığını sorgular, sorumluları arama, bulma, sorumlulandırma ve de cezalandırma yol ve yöntemlerini ararken; temel amacın 
a- Sorumlunun cezalandırılması, 
b- Bu cezanın muhtemel eğilimleri engelleyici olması, 
c- Mağdurun iç huzuru hissedebilmesi ve geleceğe güvenle bakabilmesi gerekir. 

Bu ayaklardan birinin eksik olması durumunda sonucun kalıcı bir çözüm getirici olması düşünülemez. 

Bu sürecin gerçekleşmesinde farklı disiplinlerin eşit ve eşdeğer işbirlikleri önemli bir varlığın yaşama yeniden dönmesinde ve onun içinde sağlıklı biçimde durmasında çok etkin bir rol oynayacaktır. Ancak bu işbirlikleri gerçekleşmez ve bir ayağı bile eksik kalırsa, süreç, bu insanın yararına oluşmayacak ve travma kalıcılaşacaktır. Bu travmanın ileriki yaşamına nasıl yansıyacağını, onu ve çevresini nasıl etkileyeceğini saptamak zorlaşacaktır. Süreci etkileyecek disiplinler, adli tıp, psikiyatri, sosyoloji, eğitim bilimleri, hukuk, sosyal hizmetler, yazılı ve görsel medya olarak ele alınabilir. Bunlar kendi kesişim kümelerini bulmaz ve soruna bilimsel bir dille ve çocuğun yararı açısından yaklaşmazlarsa çözümler her alanın kendi anlayışı ve kendi içindeki haklılığıyla halledilmeye çalışılacak, bu da hep bir yanı açık kalmış binada soba yakıp ısınmaya çalışmaya benzeyecektir. 

Ve bizler içimiz üşüyüp neden diye sorduğumuzda bir duvarın (ya da duvarların) eksikliğini görmezden gelmek durumunda kalacağız. Oysa gerçek bütün çıplaklığıyla yansıttığı alevlerle bizi üşütmeye devam edecektir.

Radikal

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.