Kürtçe, adaleti ikiye böldü!


Mahkemelerde görülen bazı davalarda Türkçe bilmediğinden Kürtçe konuşan insanlar için tutulan tutanakların bir kısmında Kürtçe'nin açık bir şekilde yazılması, bazılarında ise bunun yerine 'Bilinmeyen bir dil' ifadesinin kullanılması hukuk ve adalet sistemini ikiye böldü şeklinde yorumlara neden oluyor. Bu tür çelişkilerin ülkeye hiçbir fayda sağlamayacağını belirten Diyarbakır Baro Başkanı Avukat M. Emin Aktar, bir kısım savcı ve hakimin bunu bilinçli, diğer bir kısmının ise bilinçaltına yerleşen refleksten dolayı yaptığını söyledi. Aktar, "İşin doğrusu bilinçli olarak yapılanlar var. Ama bir kısmı da aslında ne yazık ki hakim ve savcılarımızın bilinçaltını ele veren bir durumdur. Yıllar yılı bu ülkede Kürt yoktur, Kürtçe diye bir dil yoktur denildi ve insanlar böyle eğitildiği için bir kısım insanlar buna inandı. Diğer bir yandan Kürt ve Kürtçe demenin bölücülük olarak nitelendirildiği bir cezalandırma gerekçesi yapıldığı süreçler yaşadık. Bu açıdan da bakıldığında mahkemeler aslında bilinçaltında bu tür bir inkar refleksi geliştirdi. Bu refleksin sonucu olarak da bilinmeyen dil ifadesi kullandılar. Ama tabi ki bu değişimin ve gerçekliğin farkında olan hakimlerimiz çok doğru bir şekilde bu dilin Kürtçe olduğunu, Türkçe bilmeyenlerin Kürtçe konuştuğu, Türkçe'yi yeterince bilmediği için Kürtçe bilen bir tercüman ile ifadesine başvurulduğunu tutanaklara kaydetti. İşin doğrusu da bu zaten. Yani duruşma tutanakları aslında duruşma safahatlarını bize açık şekilde resim eden tutanaklardır. O anda duruşmada ne olup bittiğini anlamamızı kolaylaştıran evraklardır. Bu nedenle de duruşma sırasında meydana gelen olayın, duruşma zaptına doğru geçilmesi gerekiyor. Eğer tanık, sanık ya da şüpheli, mağdur, müşteki her neyse, hangi sıfatta olursa olsun, yargılamaya katılan kişi yeterince Türkçe bilmiyorsa, kendini iyi ifade edebilecek derecede bunu kullanamıyorsa ve Kürtçe konuştuğu mahkemece biliniyorsa, bunun doğru bir şekilde zapta geçilmesi gerekir. Şahsın Kürtçe konuştuğu ve bu nedenle sözlerinin anlaşılması için kendisine tercüman tayinine karar verildiği şeklinde tutanak tutulması gerekiyor. Ama ne yazık ki bir kısmı bilinç altı refleksle reddeden, inkar eden anlayışın sonucu olarak bunu 'Bilinmeyen dil' olarak kullanıyor, bir kısmı da kasıtlı olarak kullanıyor. Yani ülkede Türklerin dışında yaşayan kimsenin olmadığı, başka dilin olmadığından hareketle bu tür bir ırkçı yaklaşımı gösteren hakim ve savcılar var. Bunun örnekleri ve bununla ilişkin duruşma tutanakları da var" dedi.

"MAHKEMELERİN BİLİNMEYEN DİL YERİNE O DİLİN NE OLDUĞUNU YAZMASI GEREKİR"
Devlet eliyle kurulan bir televizyon kanalında 24 saat Kürtçe yayın yapıldığını belirten M. Emin Aktar, buna rağmen vatandaşların hala aracıyla seyahat ederken polis noktasına girdiğinde, bilinç altı bir refleksle müziği kapatmaya yeltendiğini dile getirdi. Aktar, "Bugün devlet kanalıyla açılan ve 24 saat Kürtçe yayın yapan bir televizyon var, bu televizyona ait radyo var. Ama bizler yıllar yılı Kürtçe müziği gizli dinledik. Kendi aracımızda Kürtçe müzik dinlerken bir polis noktasına gittiğimizde bilinçaltı refleksle sesi kapattık. Polisin Kürtçe müzikten dolayı bizi gözaltına alacağı, bir dava açacağı, tahribata uğrayacağımız şeklinde endişeler taşıdık. Bugün Kürtçe dinlemek serbest olmasına rağmen hala o alışkanlıklarımız devam ediyor. Bu ülkede bu tür yasaklarla toplum tevdi edilmeye çalışılınca haliyle toplum artık zaman zaman bilinç altına yerleşmiş hareketleri yapmaya devam ediyor. Bu bir süreçtir. Bunu aşacağımıza inanıyorum. Mahkemeler de artık duruşmalara bilinmeyen bir dilden öte o dilin ne olduğu ve duruşma safahatının doğru yansıtacak şekilde tutanakları tutar. Şunu görmek gerekir, ben dilin Kürtçe olduğunu bilmiyorum diyen savcı ve hakimler olabilir. O dilin Kürtçe olmadığını bilmiyorlarsa neden Kürtçe tercüman yerine Arapça, İngilizce, Fransızca bilen bir tercüman değil de Kürtçe bilen bir tercüman getiriliyor. Demek ki o dilin Kürtçe olduğu biliniyor. Bu inandırıcı bir savunma değil. O zaman doğru yapmak gerekiyor. Adı neyse onu koymak gerekiyor. Kürtçe'ye Kürtçe demek gerekiyor. Kürtçe'ye bilinmeyen bir dil denilmemelidir. Bu yapıldığında aslında yıllarca inkar ile karşı karşıya kalmış bir halkın aşağılanmış olduğu anlamına gelir" şeklinde konuştu.

"DİLLER BİRBİRİNİN RAKİBİ OLAMAZ"
Dillerin birbiriyle yarışmadığını, aksine birbirlerine zenginlik kattığını dile getiren Aktar, kendisinin de iki dil bildiğini ama bunların beyninde hiç kavga etmediğini söyledi. Aktar, "Sonuçta diller birbirinin rakibi olamaz. Diller birbiriyle yarışmaz aksine birbirlerine zenginlik katar. Ben iki dil birden biliyorum. Türkçe ile Kürtçe hiç kavga etmiyor beynimde. İnanıyorum ki birden fazla dil bilen hiçbir insanın beyninde, dilinde, ağzında yazdığında diller kavga etmez, dillerin suçu yok. Onları suçlayan bizleriz. İşte mesele burada. Bizim önerimiz insanların dilini, etnik kimliğini her türlü siyasal ve dinsel inanışını yargılamaktan vazgeçmeleri gerekiyor. Onları bir sıralama, bir değerlendirmeye, bir hiyerarşiye tabi tutmaktan vazgeçmeleri gerekiyor. Büyük bir nüfus Kürtçe'yi kullanıyorsa o hakla saygı göstermek ve bu yönde hareket etmek gerekir" ifadelerini kullandı.

"FARKLI DİL, DİN VE FARKLI KİMLİKLER KABUL EDİLMELİ"
Diyarbakır Baro Başkanı M. Emin Aktar, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Sonuçta iyi bir yasal düzenleme de getirilse bunu insanlar uygulayacak. Burada önemli olan yargı mensubu hakim ve savcıların bir dönüşümü yaşamaları, bu ülkede farklı kimlik, farklı diller, farklı inanışların olduğu kabul edilmelidir. Buna tahammül etmeleri değil bunu kabul etmeleri gerekiyor. Çünkü tahammül etmediklerinde bir çatışma meydana gelir. Bu açıdan baktığımızda toplumda herkesin bir dönüşüme ihtiyacı vardır".



İHA


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.