Mahkeme, Kürtçe savunmayı reddetti
 İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada mahkeme heyeti, sanık ve sanık avukatlarının talepleriyle ilgili verdiği ara kararı açıkladı.


''Kürtler azınlık değil, kurucu unsur''

Kararda, 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması'nda, ''Azınlıkların Korunması'' başlıklı maddesindeki ''Türkçe'den başka dil konuşan Türk uyruklarına, mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır'' hükmünün Türkiye'nin Müslüman olmayan azınlıkların haklarına ilişkin olduğu belirtilerek, asil kurucu vatandaş olan Kürtlerin azınlık statüsüne alınmamaları ve Lozan Antlaşması'ndaki koruma önlemlerinin yalnızca Müslüman olmayan azınlıklarla sınırlı tutulduğu ifade edildi.
Lozan Antlaşması'ndaki söz konusu hüküm Müslüman olmayan azınlıkları ilgilendirdiği için bu davadaki somut olaya uygulanamayacağı aktarılan kararda, antlaşma hükmüne uygun olarak CMK'nın 202/1. maddesiyle gerekli düzenlemenin yapıldığı vurgulandı.

''Mahkemelerde kişilerin ırkı, dini, inancı ve mezhebi sorulmamakta ve sorgulanmamakta olup, bu konuda herhangi bir önyargı da mevcut değildir. Mahkemeler, yargılama faaliyetini yasalarla belirlenmiş kurallar çerçevesinde sürdürmektedirler'' ifadesi kullanılan kararda, sanıkların Türkçe dilini anlamak ve konuşmakta bir engellerinin bulunmadığı, meramlarını anlatabilecek ölçüde Türkçe bildiklerinin anlaşıldığı, anadilde savunma yapma ve bir tercüman yardımından faydalanma talebinin hiçbir yasal temelinin olmadığı ve hukuki bir ihtiyaca dayanmadığı belirtildi.

Mahkeme, tüm bu gerekçelerle sanıkların ''Kürtçe savunma yapma ve tercüman yardımından faydalanma'' taleplerinin reddine karar verdi.

Sanık avukatlarının müvekkilin yanında oturma, Anayasa'ya aykırılık, duruşma salonunun fotoğrafının çekilmesi, duruşmanın ses ve görüntü kayıtlı yapılması, dün verilen ara karardan dönülmesi, iddianamenin iade edilmesi ve hukuka aykırı elde edildiği iddia edilen delillerin dosyadan çıkarılması taleplerinin reddine de hükmeden heyet, duruşmanın güvenliği ve inzibatının sağlanması açısından dün verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğunu ifade etti.


Avukatlar duruşma salonunu terk etti

Bu kararların açıklanmasının ardından tüm sanıklar adına söz alan avukat Sinan Zincir, ''Burada yargılanan Kürt halkı ve Kürt basınıdır. 12 Eylül'ün yıl dönümünde, 12 Eylül hukuku devam etmektedir. Bizler burada hukuki figürandan öte bir şey değiliz. Bu nedenle bugün itibariyle duruşmadan ayrılıyoruz. Yarın yine gelip görevimize devam edeceğiz'' diye konuştu.
Sanıklardan Çağdaş Ulus'un avukatı Hüseyin Ersöz'ün haricinde tüm sanık avukatlarının salondan ayrılması sırasında, Ulus haricindeki tüm sanıklar da, mahkeme heyetine arkalarını dönerek ağızlarını siyah bant ve bezlerle kapatıp, heyete alkışlı protestoda bulundu. Bunun üzerine Mahkeme Heyeti Başkanı Ali Alçık da salonun boşaltılması talimatını verdi.
Sanık avukatlarının toplu halde salonu boşaltması sırasında sanıklardan Çağdaş Ulus'un avukatı Hüseyin Ersöz'ün salondan çıkmadığı görülürken, bu durum başkan Alçık tarafından duruşma tutanağına geçirildi.
 
Bir sonraki duruşma Silivri'de

Ara kararın okunmasının ve sanık avukatlarının duruşma salonunu boşaltmasının ardından yeni bir ara karar hazırlayan mahkeme heyeti, sanıkların duruşmanın yapıldığı 3 gün boyunca tavırları ve duruşma salonunun yetersizliğini göz önüne alarak, yargılamanın Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda değil, Silivri Yerleşkesi'nde bulunan duruşma salonunda yapılmasına karar verdi.

Sanıkların tutukluluk durumlarının daha sonra dosya üzerinden değerlendirileceğini kaydeden heyet, duruşmanın 12 ile 16 Kasım 2012 tarihleri arasında 5 gün boyunca yapılmasına karar verdi.

BDP milletvekillerinin açıklamaları

Duruşmanın sona ermesinin ardından, salondan çıkan avukatlar ile sabah saatlerinde alınan ara karar gereği duruşma salonuna alınmayan BDP milletvekilleri Sebahat Tuncel, Hasip Kaplan, Ertuğrul Kürkçü adliye önünde, verilen kararla ilgili basın açıklaması yaptı.
Hasip Kaplan, bu mahkemelerin 12 Eylül darbe dönemi mahkemelerini aratmadığını ve mahkemenin hiç gereği yokken aleniyet ilkesini ihlal ettiğini belirterek, milletvekili olarak duruşma salonuna alınmadıklarını ve bu durumun aynı zamanda denetleyici görevi olan milletvekillerinin bu görevlerinin engellenmesi sayılması gerektiğini savundu.

Mahkemelerin siyasallaşarak milletin adına değil iktidar adına yargılama yaptıklarını da öne süren Kaplan, bu durumu kınadıklarını ve meclise taşıyacaklarını da sözlerine ekledi.
Milletvekili Sebahat Tuncel de mahkemede gazetecilerin geleceği ve onurlarının yargılandığını savunarak, bu tür davaların Türkiye'nin demokratikleşmesi sorunuyla ilgili olduğunu iddia etti.
Ortak açıklama yapan avukatlar da duruşmanın 2 ay sonrasına ertelenmesi ve duruşmalarda yaşananlar nedeniyle reddi hakim talebinde bulunacaklarını ve mahkemeyi Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na (HSYK) şikayet edeceklerini söyledi.



AA
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.