KAMULAŞTIRMASIZ EL KOYMA KAVRAMI VE YARGITAY HGK 2010/5-662 E-2010/651 K. * SAYILI KARARININ ORTAYA ÇIKARDIĞI YENİ DURUM
Kamulaştırmasız el atma; Bu güne kadar hep “İdarenin, bir kamu hizmetinin görülmesi için kendisine gerekli olan gayrimenkulü, kamulaştırması gerekirken bunu yapmayıp fiilen bu gayrimenkule el koymak suretiyle kamu hizmetine tahsis etmesidir.” Şeklinde tanımlanmıştır.
Nitekim Yargıtay kararlarında da kamulaştırmasız el koyma “Kamulaştırma yapmaya yetkili devlet, kamu tüzel kişileri, kamu kurumları veya kamu yararı bulunması halinde adlarına kamulaştırma yapılacak gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri, Anayasa ve yasalara uygun bir kamulaştırma işlemi yapmaksızın, bir kimsenin mülkiyetinde bulunan taşınmaz malına sahiplenme kastı ile ve kalıcı olarak el koyup, taşınmaz üzerine bir tesis veya bina yapar yahut da o taşınmaz malı bir hizmete tahsis ederek mal sahibinin taşınmaz üzerinde dilediği gibi kullanma hakkını engellerse, kamulaştırmasız el koymuş sayılır.” şeklinde tanımlanmıştır.
Bu tanım doğru olmakla birlikte, eksik ve uygulamada mağduriyete sebebiyet veren bir tanım olup, fiili el koymanın olmadığı ancak İmar Planında okul yeri, yeşil alan, park ve rekraeasyon alanı, spor tesisi alanı, sağlık tesisi alanı vs. gibi kamu hizmetine ayrılan ya da SİT alanı ilan edilerek malikinin (sahibinin) tasarruf hakkının sınırlandığı taşınmazları kapsam dışında bırakmakta idi.
Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, biraz da yerel Mahkemenin eski kararında direnmesi ile istemeyerek de olsa bu hukuksuzluğa ve sebebiyet verdiği mağduriyetlere son veren çok önemli bir karara imza atmıştır. İstemeyerek dememizin sesebi ise karara mesnet teşkil eden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Sporrong ve Lönnroth kararlarının 1982 yılında verilmiş olmasına rağmen türk yargısının bu kararları 29 yıl boyunca görmezlikten gelmiş olmasıdır. Bu süreç içinde bazı yerel mahkemelerce el atma olgusu kabul edilmişse de, verilen kararlar "fiili el atmanın yokluğu" gerekçe gösterilerek Yargıtay'ca bozulmuştur.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, AİHM'nin bu kararları ışığında verdiği 2010/5-662 E-2010/651 K. Sayılı kararı Kamulaştırmasız el Koyma kavramını daha da genişletmiş ve “Uzun yıllar programa alınmayan imar planının, fiilen hayata geçirilmemesi nedeniyle kamulaştırma ya da takas cihetine gitmeyen davalı idarenin, malikin taşınmaz üzerindeki tasarruf hakkını belirsiz bir süre için kullanılmaz hale getirdiği, dolayısıyla malikin taşınmazdan mülkiyet hakkının özüne uygun şekilde yararlanma olanağı kalmadığı, taşınmaz malikinin hukuksal bir nedene dayanılmadan idarece engellendiği kuşkusuzdur.” demek sureti ile fiilen el konulmamış olsa bile, okul alanı, yeşil alan, park alanı, rekreasyon alanı, spor tesisi alanı, her türlü SİT alanları vs. olarak imar planı ile kamu hizmetine ayrılmış ya da malikinin tasarruf hakkı kısıtlanmış gayrimenkullerin uzun süre kamulaştırılmaması ya da imara açılmamasını da kamulaştırmasız el koyma kapsamına almıştır.
Yargıtay’ın bu son kararı ile artık, kısaca “Hukuki El Koyma” diye nitelendirebileceğimiz bu durum karşısında da “Kamulaştırmasız el koymadan doğan tazminat davası” açılabilmektedir.
Tapulu bir taşınmaza gerek fiilen el konulmuş olsun, gerekse yukarıda açıklandığı gibi hukuki bir el koymadan söz edilsin, buna karşı açılan kamulaştırmasız el koyma davaları daha önce hiç bir yasa metninde yer almayan ve uygulamadan doğan bir dava türü iken, ilk kez 2942 sayılı Kamulaştırma Yasasına 5999 sayılı yasa ile eklenen geçici 6. madde ile yasa metnine girmiş ve Kamulaştırmasız el koyma eylemine karşı malikin başvurabileceği yollar yasada sıralanmıştır.
Buna göre, davanın açılmasından önce ilgili İdareye başvurularak uzlaşma talebinde bulunma mecburi olup bu bir dava şartıdır. Bir başka deyişle uzlaşma talebi gerçekleşmedikçe dava açılması mümkün değildir.
5999 sayılı yasa ile getirilen bu düzenleme ilk yapıldığında 09.10.1956 ile 04.11.1983 tarihleri arasında yapılmış olan kamulaştırmasız el koymaları kapsamakta iken, kamuoyunda "torba yasa" olarak bilinen 6111 sayılı yasanın geçici 2. maddesi ile tarih aralığı olmaksızın tüm kamulaştırmasız el koymaları kapsar hale getirilmiştir..
Ancak, Yargıtay 5.Hukuk Dairesi son verdiği 2011 / 17580 E - 2011 / 20948 K. sayılı kararla, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa 5999 sayılı yasa ile eklenen geçici 6.madde ile getirilen "Taşınmazlara malikin rızası olmaksızın fiilen el konulması sebebi ile malik tarafından ilgili idareden tazminat talebinde bulunulması halinde öncelikle uzlaşma yoluna başvurulması esastır." cümlesindeki uzlaşma yolunun esas olması ilkesinin bir dava şartı olmadığını, bu yorumun Yargıtay 16.05.1956 tarih ve 1956/1 E-6K. sayılı kararı ile tanınan "malikin dava açma hakkının" ihlaline yol açacağını belirtmiş ve yerel mahkemenin uzlaşmayı mecburi sayan kararını bozmuştur.
Bu son karardan sonra artık, taşınmazına kamulaştırmasız el konulan malik dilerse uzlaşma yoluna başvurabilecek, dilerse bu yola hiç başvurmadan doğrudan idare aleyhine dava açabilecektir.
Uzlaşma için başvuru yapılması halinde ; İdarenin 6 aylık süre içinde başvuru sahibini 7201 sayılı Tebligat Yasasında belirlenen usullere uygun olarak uzlaşma görüşmesine çağırması ve davet üzerine yapılan görüşmelerin de, davete icabet tarihinden itibaren en çok 6 ay içinde sonuçlandırılması yine aynı kanunun emridir.
İdare ile malik arasında uzlaşma sağlanamadığı taktirde, uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği veya ikinci fıkradaki sürenin uzlaşmaya davet olmaksızın sona erdiği tarihten itibaren üç ay içinde malik tarafından sadece tazminat davası açılabilir.
Yukarıda da belirttiğimiz üzere uzlaşmaya başvurmak istemeyen malik ise (Yargıtay görüş değiştirmediği sürece) doğrudan dava açarak kamulaştırmasız el koyma sebebi ile tazminat talep edebilecektir.
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir, teşekkür ederiz.
YorumlarToplam 3 yorum mevcut
Ahmet Hasoğlu @Merâl ESER 3 ay önce yorumlandı
haksızlığa tokat arslanlar gibi avkat tabiki mağdurlar için bir serinlik, başarılar teprikler r abil alemin ilminizi artırsın masumların duaları sizleri iki cihande sevindirsin.amin ahmet hasoğlu
Av. Serhat Tuğral 4 ay önce yorumlandı
konuyla alakadar olanları yakından ilgilendiren bu teknik detayı paylaştığınız için teşekkür ederiz. elinize sağlık
Merâl ESER 4 ay önce yorumlandı
meseleyi idare hukukundaki özellikle fransız jurisprudansında çokça işlenmiş emprevision kuralı ve şartlarıyla birlikte değerlendirmet gerekir,sanırım.