Ekim 1945’te insanlık ve hukuk tarihi bakımından önemli bir olay yaşanmıştır; insanlığa ve barışa karşı suç işledikleri gerekçesiyle Nazi Almanya’sında aktif görev alan 24 sanık ve 6 organizasyon Nürnberg’te kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanmış ve bu sanıkların birçoğu ölüme mahkum edilmiştir. Bu mahkemenin yargılama sırasında uyacağı ilkeler Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından belirlenmiştir.

Yargılama tüzüğünde yer alan;

“Bir şahsın amiri ya da hükümetinin emrine uygun davranması, ahlakî irade bir şahıs için her zaman bir olanak olduğundan, uluslararası hukuk önünde sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.”

ilke kabul edilmiştir. Nürnberg Mahkemesi’nde birçok sanık üstlerinin emirlerini yerine getirdikleri savunmasını yapsalar da bu ilke doğrultusunda bu savunmalara itibar edilmedi ve birçoğu ölüme mahkum edildi. 
Gerçekten bu yargılama insanlık ve hukuk tarihi açısından çok önemli bir başlangıç olmuştur. Artık bundan sonra özellikle kamu görevi ifa edenler, amirlerinin emirlerini yerine getirdikleri gerekçesiyle suç işleme özgürlüğüne sahip olamamışlardır.

Daha sonra bu ilke ülkelerin iç hukuklarında da benimsenmiştir;

T.C Anayasası’nın 129. maddesine göre ”memurlar ve diğer kamu görevlileri anayasa ve diğer kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.“

Yine anayasanın 137. maddesinde “Konusu suç teşkil eden emir hiç bir surette yerine getirilmez ve yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz” demek suretiyle bu uluslararası ilkeyi tam olarak benimsemiştir. 
Aynı şekilde Devlet Memurları Kanunu’nun 11. Maddesi’nde bu durum tekrar edilmiştir; 

“Devlet memuru amirinden aldığı emri, Anayasa, kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Amir emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, memur bu emri yapmağa mecburdur. Ancak emrin yerine getirilmesinden doğacak sorumluluk emri verene aittir.

 Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.”

Görüldüğü gibi hukuk sistemimiz uzun deneyimlerden sonra evrensel hukukun geldiği son noktayı, anayasa ve kanunlarımıza yansıtmıştır. 

Uygulamada bu durumun en tipik örneklerinden birisi de, mahkeme kararlarının uygulanmaması ya da mahkeme kararlarının şeklen uygulanmak suretiyle etkisiz hale getirildiği durumlardır. 
Danıştay 1. Daire’si 2006 yılında verdiği bir kararında mahkemece iptal edilmesine rağmen İznik Gölü etrafının Bakanlar Kurulu kararıyla imara açılması konusunda Bursa Valiliğini sorumlu tutmuştur. Yüksek Mahkeme “mahkeme kararının uygulanmamasını” konusu suç teşkil eden bir fiil kabul etmiştir. Davalının Bakanlar Kururulu’nun yazılı emri üzerine mahkeme kararının uygulanmamak zorunda kalındığı savunmasını, konusu suç teşkil eden bir   emrin yerine getireni sorumluluktan kurtarmayacağına hükmetmiştir.(Danıştay 1. Daire 26/01/2006 tarih ve E. 2005/1377 K. 2006/83) Ayrıca mahkeme kararlarının uygulanmamasını Türk Ceza Kanunu kapsamında “Eziyet” suçu kapsamında değerlendirenlerin sayısının azımsanmayacak kadar çok olduğunu da belirtmemiz gerekir.

Özellikle bugünlerde “layüsel” ya da “dokunulmaz” gibi görünen kamu görevlileri kendilerine bu talimatları veren siyasiler ortadan kaybolduklarında bu hesaplaşmayla yüzyüze kalacaklarını unutmamalıdırlar. 
Daha bu günlerde bu endişenin yaşandığı da izahtan varestedir. Memurun mahkeme kararlarının uygulanmaması ile ilgili olarak sorumluluğu düzenleyen 28. Madde defalarca değiştirilmiştir. Bu da aslında yapılan hukuksuzluklardan bir gün hesap sorulucağı endişesinden kaynaklanmaktadır. 1980 yılında yapılan bir darbenin sorumluluların Anayasa’da “yargılanma muafiyeti” konulmasına rağmen 30 yıl sonra hesap vermek zorunda kaldıklarını hatırlatmaya bile gerek yoktur. 

Başta söylendiği gibi “ahlaki irade bir şahıs için her zaman mümkün olduğundan” amirlerimin emirleriyle bu fiilleri gerçekleştirdikleri savunmalarına itibar edilmeyecektir. 

Anayasanın açık hükümlerini, kendi amirlerinin ya da meslek kurallarının altında gören bir anlayış ülkemizde hukuk devleti ilkesinin yerleşmesi önünde aşılması gereken en büyük engeldir.

(Av. Mehmet KASAP)

(Bu köşe yazısı sayın tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.