“Bir dava için ölmeyi göze almayan insan, yaşamaya da layık değildir”
                         Martin Luther King 


Ülkemizde hukuk diye bir kurum kalmadığı için artık bu saatten sonra Anayasadan, hukuktan bahsetmenin bir anlamı kalmadığını düşünüyorum. Birkaç gündür Anadolu insanını gözlemleme imkanım oldu. Kasıtlı bir şekilde kutuplaşma siyasetinin bir sonucu olarak tarafgirlik hastalığına tutulan insanlara belli konuları izah etmenin mümkün olmadığını düşünüyorum.

Kolaylıkla manipüle edilebilen bu yığınlara bir şey anlatmak mümkün değil. Çünkü kendilerini dinlemeye tamamen kapatmışlar.  

Bu insanların psikolojileri fanatik bir takım taraftarından farksız. Bu tipler bahsimizin dışında. 

Benim asıl ortaya koymaya çalıştığım kitle “iyiniyetli ortayolcular”. Aslında şöyle bir etrafınıza baktığınızda bu tiplerin çok örneklerini görebilirsiniz. İsimleri herkes tarafından bilinebilecek olan bu kişilerin sadece vasıflarını ve ruh hallerini ortaya koymaya çalışacağım. Bu tipler bu toplumun içinden çıkıyorlar. Kendi kültür mirasını tam kavrayamamış, batı demokrasileri için verilen mücadeleyi de tam anlayamayan bu toplumun içinden çıktı bu ortayolcular. Anne babaları onları “aman oğlum-kızım sakın tam olarak bir yere angaje olma, başına bir iş gelmesin, sen kendi işlerine bak” sözleriyle büyüttü. Demek istedikleri şuydu aslında; “Değer sahibi olmak iyidir ama sen onlar için bedel ödemek gerektiğinde çok da ön saflarda yer alma”.

Bu ortayolculara bir taraftan kızıyor, bir taraftan da acıyorum. Bu tipler “yahu ne gerek var kavgaya gürültüye güzel ülkemizde barış içinde yaşıyoruz” diye düşünüyorlar. Aslında onlar da bazı olayların yolunda gitmediğinin farkındadırlar, fakat bu kötülüklerle mücadele edecek azim ve kararlılıkları olmadığı için böyle konuşurlar. 

Yoksa gözünün önünde meslektaşı tutuklanırken sesini çıkaramayan polisi, hakimi, savcıyı nasıl izah edeceksiniz? Kutu kutu, kasa kasa istiflenen paralar faiziyle beraber iade edilirken bu paraları kasaları oraya polisler koydu yalanına inanan insanları nasıl izah edeceksiniz? Kastettiklerim cahilliğinden dolayı bunlara inananlar da değil. Sadece bunları farkettiği halde mücadele azmini ortaya koyamayanlar.

Bu prototipin toplumda karşılığı olduğu gibi her meslek gurubunda her coğrafyada karşılığını bulmak mümkün. Ortayolcular bazen bir kişi bazen bir cemaat bazen de belli bir coğrafya olarak karşınıza çıkabilir. 

Ortayolcular çoğunluk itibarıyla, kolay ve rahatlıkla elde edilebilen zevklerin kucağına atlamakta, gayret ve samimiyet isteyen, meşakkat ve zorluklarla kazanılan büyük ve sürekli nimetlerden kendilerini mahrum etmektedirler. Bu öldürücü düşünce ile, gününü gün etmek isteyen bu tipler hayatlarını hep iniş aşağı yaşamak ister, bir kerecik olsun herhangi bir zorlukla karşılaşmayı istemezler. Yüreksiz, günübirlikçi ve menfaatlerine düşkün olduklarından, bütün bir hayat boyu başkalarının dümen suyuna göre hareket eder ve onların kopyası olarak yaşarlar. Bu itibarla da durmadan yer değiştirir kalıptan kalıba girerler. 

Bazıları her kesime yaranmaya çalışmak suretiyle de karşınıza çıkar. Sadece kendi popülaritesini arttırmaya çalışan bu ortayolcular da bahsimizin dışında. 

İslam inancı bireyi bir bütün olarak ele aldığı için bağımsızlığı, sadece bireyin dış etkenlere karşı bağımsızlığı olarak değil, aynı zamanda kişinin kendi nefsinin de kötülüklerinden korunması olarak tarif eder ve ele alır. Bu perspektiften hak ile batılın mücadelesi hiç bitmez, kıyamete kadar devam eder. Dolayısıyla bu tekamül (değişim) bir ömür boyu devam edecektir.

Mücadeleden korkan ortayolcular ise bu uzun yolculuktan çekindikleri için bunu göze alan insanları anlayamamışlardır. Bu değişimi hem kendiniz hem de insanlık adına sağlayabilmeniz için “değer yargılarınız” yani prensiplerinizin olması gerekir. Bu değerler aynı zamanda sizin yol haritanızdır. Hayat bir bakıma, baştan başa çalışma, gayret ve mücadele demektir. 

Çalışmak için güce, gayret için ümide ve kavga için de maddi-manevi hazırlıklı olmaya ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacı hesaba katmadan hayatın çok çetin ve zikzaklı labirentlerinden geçmeye çalışan ortayolcular, ya dökülür yollarda kalırlar ya da başkalarının gölgesi gibi hep onları takip etmek zorunda kalırlar. Her iki halde de zelil, derbeder, ve tutarsızdırlar. Arasıra yalancı bir saadet elde edip onunla aydınlığa ermiş görünseler bile hemen her zaman zillet ve sefalet içindedirler. 

Yüce değerleriniz için gün gelir hapislere atılırsınız, gün gelir canınızı bile vermekten çekinmezsiniz. Siyasi ve politik görüşleriniz farklı bile olsa bu değerler için ortaya konan gayret sizin tutarlı olmanızı sağlayacaktır. 

Peki bu kavgalar ne zaman biter? Ortayolculara kötü bir haberim var; hiçbir zaman . Çünkü insanoğlunun var olduğu günden beri iyi ile kötünün mücadelesi devam etmektedir. Kıyamete kadar da devam edecektir. Şurası muhakkak ki bu ortayolcuların; kötülüğün sembolleri kabul edilen Firavunlar, Nemrutlar, Ebu Cehiller, Ebu Süfyanlar, Hitler, Stalin kadar akılda kalan bir temsilcileri yoktur. O tarihteki rolünü hep aynı şekilde oynamıştır; uzaktan izlemek ve sessiz kalmak. Dolayısıyla geçmişlerinde hiçbir iz bırakmamışlardır.

Tam da bu noktada ortayolcularda hakta sebat etmenin bir eksiklik olarak karşımıza çıktığını düşünüyorum. Bedel ödemeyi göze alacakları değerleri olmadığı için bu tiplere bir bakarsınız “Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk” gibi davalarla mücadele ederken görürsünüz. Sonra bir de bakmışsınız bu davaları yürüten insanlara karşı yürütülen mücadelenin aparatı olarak kullanılmaktadırlar. Bir bakarsınız milletin yanındadırlar bir de bakmışsınız Perinçek’in koltuk değneği olmuşlardır. Kendilerine hiç şunu sormazlar “ne oldu da dün savunduğumuz fikirlerin bugün tam karşısında mücadele ediyoruz?” Bunları kendilerine soramazlar. Çünkü; karşılaştıkları hadiseleri mihenge vuracak sağlam bir fikir dünyaları yoktur. Böyle düşündükleri için de her mücadeleyi militanlık olarak değerlendirip bir anlam veremez ve kötülüklerin karşısında sıradağlar gibi duran dava adamlarını kendilerine sunulduğu şekliyle anlama kolaycılığına kaçarlar. 

Bu prototip için toplumun başına gelen bela ve musibetlerin şahsi ve ailevi musibetler karşısında zerre kadar değeri yoktur. Bir yönüyle bencildir ama farkında değildir.

Bu tiplerin temsilcilerine bakıyorsunuz kanal kanal gezip sağduyu ve teenni tavsiye ediyorlar. İyi de “insanın güzelleşmesi” adına siz ne yaptınız? Hangi fedakârlıklara katlandınız? Ne bedel ödediniz? Tarlaya tohum saçmadan topraktan bir şeyler beklemek abes olduğu gibi; iyiliğin kazanması için bazı fedakârlıklara katlanmadan hedefe ulaşmaya imkan yoktur. Etrafınızda gördüğünüz bu ortayolcuların maddi-manevi bir fedakarlık yaptığını hiç gördünüz mü? Cevap koca bir hiç.

Fakat onlar aslında sessiz kalmak ve bahaneler üretmek suretiyle kötülüklerin kazanmasına hep zemin hazırlamışlardır.

Kanaatimce bugün de bu mücadelenin belirleyicisi bu sessiz kitleler yani ortayolculardır. Bazen sessiz kalarak bazen de başkalarının gündeminin peşine takılarak savunduğunun tam tersi bir yerde durmak suretiyle misyonlarını ifa etmektedirler.

Umarım bir gün bu ortayolcular, insanlık için haksızlığa uğramak kadar ağır gelen bir şey olmadığı gibi ona karşı koymanın da en az onun kadar asil bir davranış olduğunu anlarlar. Yoksa “olan bitenin bizimle bir ilgisi yok” tavrıyla durumu kurtaramazlar. Tarih önünde ve gelecek nesiller nezdinde hesaba çekilmekten kurtulamayacaklar. İnsanlık tarihinde bu hep böyle olmuştur. 

Av. Mehmet KASAP

(Bu köşe yazısı sayın tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.) 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.