Anayasa Mahkemesi'nden plakaya ceza yazmaya vize
Tire Sulh Ceza Mahkemesi yargılamasını yaptığı bir dava nedeniyle, ‘sürücülerin arkadan ceza yazma uygulamasına’ imkân veren yasa maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

Anayasa Mahkemesi, iptal başvurusunu reddetti. Mahkeme ret gerekçesinde şu değerlendirmede bulundu: Mahkeme“İtiraz konusu kuralın, kişilerin can ve mal güvenliğini korumak, toplumun refah, huzur ve mutluluğunu etkileyen trafik kazalarının önlenmesini sağlamak ve böylece kamu düzenini korumak amacıyla öngörüldüğü anlaşılmaktadır” dedi.

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
 
Esas Sayısı    : 2013/44
Karar Sayısı : 2013/59
Karar Günü : 2.5.2013
 
                  
                   İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN :Tire Sulh Ceza Mahkemesi
 
                         İTİRAZIN KONUSU :13.10.1983 günlü, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 116. maddesinin, 31.10.1990 günlü, 3672 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile değiştirilen birinci fıkrasının Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi istemidir.
 
                         I- OLAY
 
                         Tescil plakasına yazılan idari para cezasının iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
 
                         II- İTİRAZIN GEREKÇESİ 
 
                         Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
 
                         “
                        
                         Anayasa Mahkemesi’nin yerleşmiş hukuk devleti tanımına göre; hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
 
                         Hukuk devletinde ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde olduğu gibi idari yaptırımlar açısından da Anayasa’ya ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla hangi eylemlerin kabahat sayılacağı, bunlara uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsü, yaptırımın ağırlaştırıcı ve hafifleştirici nedenlerinin belirlenmesi gibi konularda kanun koyucu takdir yetkisine sahiptir. Deyiş yerinde ise, bu ceza siyasetine ilişkin bir meseledir. Devletin kendi kurallarını, farklı hukuk dallarına ait kurallarla düzenleme hakkı vardır(KUHNE, Hans-Heiner; İdari Ceza Hukuku Sempozyumu, Seçkin Yayınevi, Ankara 2009, s. 112).
 
                         Anayasa Mahkemesinin son yıllardaki yerleşik ve doktrinde kabul görmüş uygulamasına (15/03/2012 tarih ve 2011/105 Esas-2012/38 Karar Sayılı; 20/10/2011 tarih ve 2010/28 Esas, 2011/139 Karar Sayılı; 29/11/2012 tarih ve 2012/106 Esas, 2012/190 Karar Sayılı Kararları) göre, Anayasa’nın 38. maddesinde idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından idari para cezaları da bu maddede öngörülen ilkelere tâbidir. Öğretide Anayasanın 38. maddesinin “kabahat” türünden olan cezalar yönünden uygulanmayacağını düşünen yazarlar dahi “cezaların kişiselliği” kuralının kabahatler yönünden de uygulanması gerektiğini belirtmişlerdir(SANCAKDAR, Oğuz; İdari Ceza Hukuku Sempozyumu, Seçkin Yayınevi, Ankara 2009, s.83). Başka ve daha açıklayıcı bir deyişle, bu konuda gerek uygulamada gerekse de öğretide fikir birliği vardır.
                         Adli ceza yaptırımları gibi şüphesiz kabahatler de kişi hak ve özgürlükleriyle ilgilidir. XIV. Uluslararası Ceza Kongresinin İdari Ceza Hukuku ile ilgili kabul ettiği ilkelerden birisi de “İdari Ceza Hukukuna ilişkin suçlarda Ceza Hukuku müeyyideleri gibi, kanunilik ilkesine uyularak belirlenmelidir”. Avrupa Konseyi Bakanlık Komitesi idari yaptırımlarla ilgili olarak yayınladığı tavsiye kararında idari cezaların da kanunla konulması zorunluluğundan bahsetmiştir.
 
                         Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında, “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.”; üçüncü fıkrasında, “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.” denilerek suçun ve cezanın kanuniliği esası benimsenmiş; yedinci fıkrasında ise ceza sorumluluğunun şahsi olduğu belirtilerek herkesin, kendi eyleminden sorumlu tutulacağı, başkalarının suç oluşturan eylemlerinden dolayı cezalandırılamayacağı, başka ve hukuki bir deyişle objektif sorumluluk esaslarına göre kimseye bu anlamda yaptırım uygulanmayacağı kabul edilmiştir.
 
                         Vatandaşların özgürlüklerinin sınırlarını kanunla göstermekle beklenilen bütün faydalar suç sayılan hareketlerin de kanunla gösterilmesini gerektirmektedir. Bu suretle suç sayılan hareketin tespitinde keyfi ve sübjektif davranılmasının önüne geçilebilir. Bunların açık olarak gösterilmesi suretiyle de vatandaşların yasak hareketlerden çekinmeleri sağlanmış olacaktır. Bu ilke, insanlık tarihinde oldukça uzun bir süreçten sonra kabul edilmiştir. Hiçbir kanunun suç olarak kaydetmediği fiillerden dolayı kimse cezalandırılamaz. Belli bir tarihsel süreçten sonra bütün medeni ülkelerin ceza kanunlarına ve anayasalarına giren bu ilke İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve daha sonra da Avrupa İnsan Hakları ve Ana Hürriyetlerini Koruma Sözleşmesine de girmiştir. Bu ilke sayesindedir ki, vatandaşların keyfi olarak cezalandırılmasının önüne geçilmiş, yasak edilen fiillerin önceden gösterilmesi ile suç işlemekten kendilerini alıkoymaları sağlanmıştır. (TOSUN, Öztekin “Suçların Kanuniliği Prensibi Aleyhindeki Cereyan”, İÜHFM, C. XXVII, S. 1-4, 1962, s.46-47)
 
                         Bu maddede belirtilen “kanunilik ilkesi”; suçların kanunla tespiti, cezaların da kanun tarafından belirlenmesi, kişilerin yasak eylemleri önceden bilmelerini sağlayarak hareketlerini düzenleme imkânını tanınır. Bu ilkenin bir parçası olan “ceza sorumluğunun kişiselliği”ne göre ise de, ancak kanunla yapılan düzenlemeler sayesinde, kişiyi işlemiş olduğu fiilden dolayı kusurlu saymak mümkün olabilir.
 
                         Öte yandan, “kişisellik kuralı” gereğince kişi kendi kusurlu eyleminden sorumlu tutulur. Başka bir anlatımla, bu ilkeye göre; kişinin, kusurlu sayılan iradi hareketiyle nedensel bağı bulunan hukuka aykırı fiil neticesinden sorumlu olması gerekir. “Objektif sorumluluk”, “istenmeyen neticeten sorumluluk”, “salt irade nedeni ile sorumlu türleri” “kişisellik kuralı” ile çelişir ve Anayasaya aykırı olur. Anayasamızda ceza sorumluluğunun “cezaların kişiselliği” vurgulanarak ancak kusurlu hukuka aykırı eylemden sorumluluk doğabileceği belirtilmiştir. (ÖZEK, Çetin; 1997 Türk Ceza Yasası Tasarısına İlişkin Düşünceler, İ.Ü.H.F.M., Prof.Dr.Hıfzı Veldet VELİDEDEOĞLU’na Armağan Sayısı, 1998, s. 31.)
 
                         İptali talep edilen kuralda, trafik kurallarına aykırı hareket edilen ancak sürücüsü tespit edilemeyen durumlarda, tescil plakasına ceza tutanağı düzenleneceği belirtilmiş, araç sahibinin kusurunun bulunup bulunmadığı, o esnada aracı süren kişi olup olmadığı, aracı trafik kurallarına aykırı olarak kullanan kişiye bilerek verip vermediği, aracın üçüncü kişilerce sahibinin rızası ile alınıp alınmadığı değerlendirilmeden, idare tarafından yaptırım uygulanmaktadır. Bu durum ise, yukarıda uzun uzadıya açıkladığımız ve ilkel ceza hukukunun kalıntılarından olan “başkasının fiilinden sorumlu olma” anlamına geleceği açıktır. Fiilsiz suç olmaz ilkesi de gözetildiğinde talep konusu kuralda, tescil plakasını sahibinin hangi eyleminin suç sayıldığı açık bir şekilde gösterilmediği gibi (kanunilik ilkesine aykırılık) plaka sahibi ile suç arasında illiyet bağının ne surette oluştuğu da belli değildir. Deyiş yerinde ise, iptali talep edilen madde ile, idare kendi üzerine düşen ispat külfetinden kurtarılarak ispat yükü ters çevrilmek suretiyle vatandaşların yargı organları önünde kusurlu bir fiil işlemediklerini (masumiyetlerini) ispata zorlandığı anlaşılmaktadır. Bir “kanun devleti”nde görülebilecek ve fakat “hukuk devleti”nde olmaması gereken vatandaşların etiketlenmelerine (lekelenmelerine) sebep olacak bu hükmün Anayasamızın 2 ve 38. maddelerine aykırı olduğu açıktır.
 
                         Bu nedenlerle; 13.10.1983 günlü, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 116. maddesinin birinci fıkrasının “Trafiği tehlikeye düşürecek, engel olacak şekilde veya yasaklanmış yerlerde park etmiş araçlara veya trafik kural ve yasaklarına aykırı davranışları belirlenmiş bulunan, karayolları ağırlık kontrol mahallerinde işaret, ışık, ses veya görevlilerin ikazına rağmen tartı sistemine girmeden seyrine devam eden ve sürücüsü tespit edilemeyen araçlara tescil plakalarına göre ceza veya suç tutanağı düzenlenir.” hükmünün, Anayasa’nın 2 ve 38. maddesine aykırı olduğu kanısına varılarak iptali için Yüksek Mahkemenize başvurmak gerekmiştir.
 
                         Açıklanan nedenlerle,
                        
                         1- 2709        Sayılı 1982 Anayasasının 2 ve 38 nci maddelerine aykırılık teşkil ettiği değerlendirilen, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 116/1. maddesinin iptali için Anayasanın 152. ve 6216 Sayılı Kanunun 40. maddeleri gereğince ANAYASA MAHKEMESİ’NE BAŞVURULMASINA,
 
                         2- Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davanın geri bırakılmasına,
 
                         3- Anayasaya aykırılığın değerlendirilmesi için, gerekçeli başvuru kararının aslı, başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ve dava dilekçesi ile dosyanın diğer ilgili bölümlerinin onaylı örneklerinin (Anayasa Mahkemesinin 15.09.2009 tarih ve 145/1170 Sayılı yazısı dikkate alınarak UYAP Doküman Yönetim Sistemi üzerinden) ANAYASA MAHKEMESİ’NE GÖNDERİLMESİNE,
 
                         4- 1982 Anayasasının 152/3. maddesinin amir hükmü gereğince dosyanın Anayasa Mahkemesine gelişinden başlamak üzere 5(beş) ay içerisinde karar verilmesinin beklenilmesine, bu süre içerisinde karar verilmezse davanın yürürlükte Kanun hükümlerine göre sonuçlandırılmasına,
 
                         Dair; yapılan inceleme sonucunda karar verildi.
 
                         III- YASA METİNLERİ
 
                   A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
 
                         2918 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralı da içeren 116. maddesi şöyledir:
 
                         Madde 116- Trafiği tehlikeye düşürecek, engel olacak şekilde veya yasaklanmış yerlerde park etmiş araçlara veya trafik kural ve yasaklarına aykırı davranışları belirlenmiş bulunan, karayolları ağırlık kontrol mahallerinde işaret, ışık, ses veya görevlilerin ikazına rağmen tartı sistemine girmeden seyrine devam eden ve sürücüsü tespit edilemeyen araçlara tescil plakalarına göre ceza veya suç tutanağı düzenlenir.
 
                         Para cezasının ödenmesi gerektiği hallerde trafik kaydında araç sahibi olarak görülen kişiye cezayı ödemesi için posta yoluyla tebligat yapılır, bu şekilde tebliğ edilemeyen tutanaklar ilgili tahsil dairesinin ilân asmaya mahsus yerinde liste halinde ilân edilir, ilân tarihini takip eden otuzuncu gün tebligat yapılmış sayılır ve bu cezalar 114 ve 115 inci maddelerde belirtilen şekilde takip ve tahsil olunur.”
 
                         B- Dayanılan Anayasa Kuralları
 
                         Başvuru kararında, Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine dayanılmıştır.
 
                         IV- İLK İNCELEME
 
                         Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN ve M. Emin KUZ’un katılımlarıyla 2.5.2013 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle on yıllık süre sorunu görüşülmüştür.
 
                         Anayasa’nın “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlığını taşıyan 152. maddesinin son fıkrasında, “Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz.” ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Başvuruya engel durumlar” başlığını taşıyan 41. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da “Mahkemenin işin esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusu yapılamaz.” hükümlerine yer verilmiştir.
 
                         Başvuran Mahkemece 2918 sayılı Kanun’un 116. maddesinin birinci fıkrasının tümünün iptali istenmektedir. 2918 sayılı Kanun’un 116. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…ve sürücüsü tespit edilemeyen…” ve “…tescil plakalarına göre…” ibarelerine yönelik olarak daha önce yapılan itiraz başvurusu, Anayasa Mahkemesinin 6.3.2008 günlü, E.2004/116, K.2008/74 sayılı kararıyla esastan reddedilmiş ve bu karar 1.7.2008 günlü, 26923 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
 
                         Anayasa Mahkemesince işin esasına girilerek, 2918 sayılı Kanun’un 116. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…ve sürücüsü tespit edilemeyen…” ve “…tescil plakalarına göre…” ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verildiğinden, bu konuda yeni bir başvurunun yapılabilmesi için kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı 1.7.2008 tarihinden başlayarak geçmesi gereken on yıllık süre henüz dolmamıştır.
      
                         Açıklanan nedenlerle, 13.10.1983 günlü, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 116. maddesinin birinci fıkrasının;
 
                         A- “…ve sürücüsü tespit edilemeyen…” ve “…tescil plakalarına göre…” ibarelerine yönelik itiraz başvurusunun, Anayasa’nın 152. maddesinin son fıkrası ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE,
                         B- “…ve sürücüsü tespit edilemeyen…” ve “…tescil plakalarına göre…” ibareleri dışında kalan bölümünün esasının incelenmesine,
 
                         OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
 
                         V- ESASIN İNCELENMESİ
 
                         Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Murat ARSLAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
 
                         Başvuru kararında, “ceza sorumluluğunun şahsiliği” ilkesi gereğince bireyin sadece kendi eyleminden sorumlu olması gerektiği, oysa itiraz konusu kuralla uygulanan yaptırımın “başkasının fiilinden sorumlu olma” anlamına geleceği, bu kuralla ispat yükü ters çevrilmek suretiyle kişilerin yargı organları önünde suçsuzluğunu kanıtlama yükümlülüğü altına sokulduğu, bu nedenle itiraz konusu kuralın Anayasa'nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
 
                         2918 sayılı Kanun'un 116. maddesi, trafik kural ve yasaklarına aykırı davranışları belirlenen ancak sürücüsü tespit edilemeyen araçlara, trafik zabıtasınca tescil plakasına göre ceza veya suç tutanağı düzenleme olanağı tanıyan bir kuraldır.
 
                         İlk inceleme kararında, itiraz konusu kuralda yer alan “…ve sürücüsü tespit edilemeyen…” ve “…tescil plakalarına göre…” ibarelerine yönelik itiraz başvurusunun, Anayasa’nın 152. maddesinin son fıkrası ve 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince reddine karar verilmesi nedeniyle esas incelemesi yapılan kural şu şekildedir:
 
                         “Trafiği tehlikeye düşürecek, engel olacak şekilde veya yasaklanmış yerlerde park etmiş araçlara veya trafik kural ve yasaklarına aykırı davranışları belirlenmiş bulunan, karayolları ağırlık kontrol mahallerinde işaret, ışık, ses veya görevlilerin ikazına rağmen tartı sistemine girmeden seyrine devam eden … araçlara … ceza veya suç tutanağı düzenlenir.”
 
                         Kural bu hâliyle trafik kurallarının ihlali durumunda, araçlara ceza veya suç tutanağı düzenleneceğine ilişkindir. 2918 sayılı Kanun’un 1. maddesinde, Kanun’un amacı, karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanması ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemlerin belirlenmesi olarak ifade edilmiştir. Kanun’un tamamında, belirlenmiş olan trafik kuralı ihlallerine nasıl bir ceza verileceğine ilişkin hükümler mevcuttur.
 
                         Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
 
                         Kanun koyucu, kamu düzeninin korunması amacıyla ceza hukuku alanında düzenleme yaparken Anayasa’ya ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak şartıyla toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı ve suç sayılan bu eylemlerin hangi tür ve ölçüde cezai yaptırıma bağlanacağı konusunda anayasal sınırlar içinde takdir yetkisine sahiptir. Bu yetki, idari yaptırımlar bakımından da geçerlidir.
                        
                         İtiraz konusu kuralın, kişilerin can ve mal güvenliğini korumak, toplumun refah, huzur ve mutluluğunu etkileyen trafik kazalarının önlenmesini sağlamak ve böylece kamu düzenini korumak amacıyla öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Bu düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu açıktır. Kanun koyucunun, anayasal sınırları aşmadan takdir yetkisini kullanarak düzenlediği kural, hukuk devleti ilkesine aykırılık taşımamaktadır.
                        
                         Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
 
                         Kuralın, Anayasa’nın 38. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
                        
                         VI- SONUÇ
 
                         13.10.1983 günlü, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 116. maddesinin, 31.10.1990 günlü, 3672 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile değiştirilen birinci fıkrasının “Trafiği tehlikeye düşürecek, engel olacak şekilde veya yasaklanmış yerlerde park etmiş araçlara veya trafik kural ve yasaklarına aykırı davranışları belirlenmiş bulunan, karayolları ağırlık kontrol mahallerinde işaret, ışık, ses veya görevlilerin ikazına rağmen tartı sistemine girmeden seyrine devam eden…araçlara…ceza veya suç tutanağı düzenlenir.” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 2.5.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
 
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Üye
Mehmet ERTEN
 
 
 
 
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
 
 
 
 
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
 
 
 
 
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
 
 
 
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Zühtü ARSLAN
Üye
M. Emin KUZ
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.