Avukatın müvekkiline karşı sorumluluğunu düzenleyen zaman aşımı ne zaman başlar ?
Tazminat isteklerinde zamanaşımı:
Madde 40 - (Değişik: 02.05.2001-4667/27 md.)
İş sahibi tarafından sözleşmeye dayanılarak avukata karşı ileri sürülen tazminat istekleri, bu hakkın doğumunun öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde zararı doğuran olaydan itibaren beş yıl geçmekle düşer.
Avukatlık Kanunun düzenlemesinde yer alan  "zararı doğuran olaydan itibaren  5 yıl geçmekle düşer"  hükmü lafzıyla   hak düşürücü süre olarak değerlendirilebilirse de   yerleşik uygulama 5 yıllık  sürenin zamanaşımı süresi olduğu yönündedir.
Bir  diğer  husus vekalet ilişkisi devam ederken,     zarara sebep olayın üzerinden 5 yıl geçtiği zaman yasanın lafzına göre  o  konudaki talebin zamanaşımına uğrayıp uğramayacağı meselesidir.
Yargıtay  kararlarına göre  5 yıllık süre vekalet aktinin istifa, azil ve başka sebeple bitmedikçe zamanaşımı işlemeyecektir.
Yine vekalet aktinde vekilin aldıklarını aldıklarını geri verme borcunda zamanaşımı vekilin hesap vermesinden itibaren başlayacağına ilişkin yargısal kararlar bulunmaktadır.
Vekille  müvekkil arasında yaşanan   ihtilafın içeriğinde   ceza hukuku sorumluluğu gerektiren bir  eylemi varsa ceza zamanaşımı uygulanacaktir.
Kısacası  vekalet ilişkisi kurulduktan sonra avukat için  zamanaşımı hükümlerinin işlemesinin    çok düşük bir olasılık olduğunu kabul etmek gerekiyor.

Hukuk Medeniyeti   

ÖRNEK OLAY : 1
Avukatlık Kanununun 40. maddesinde, “iş sahibi tarafından sözleşmeye dayanılarak avukata karşı ileri sürülen tazminat istekleri, bu hakkın doğumunun öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde zararı doğuran olaydan itibaren beş yıl geçmekle düşer” hükmü bulunmakta olup, bu hükümle müvekkilin avukata karşı tazminat isteminin bir ve beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu belirtilmiştir. Mahkemece, ilgili mahkeme kararının kesinleşme tarihi olan 13.9.2011 tarihinde zararın öğrenildiğinden bahisle dava tarihine göre bir yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği kabul edilmiştir. Oysa ki Avukatlık Kanunu’nun 40. maddesinde, bir yıllık zamanaşımı süresinin, tazminat hakkının doğumunun öğrenildiği tarihten itibaren başlayacağı belirtilmiş olup davacı, davalı avukatın davanın seyri ve sonucu hakkında kendisini bilgilendirmediğini, söz konusu davanın aleyhine kesinleşmiş olduğunu, iş bu davayı açmadan hemen önce öğrendiğini, dolayısıyla olayda zamanaşımının söz konusu olmadığını ileri sürmüştür.
Gerçekten de söz konusu davayı, davacıya vekaleten davalı avukatın takip ettiği, tebligatların davalı avukata yapıldığı, davacının, verilen karardan ya da bunun kesinleşme tarihinden haberdar olduğuna ilişkin bir bilgi ve belgenin dosyada bulunmadığı anlaşılmaktadır. Avukatlık Kanunu’nun 40. maddesi gereğince müvekkilin avukata karşı açacağı tazminat davasında zamanaşımı süresinin, bu hakkın doğumunun öğrenildiği tarihten itibaren başlayacağı kuşkusuzdur. Somut olayda davacının zarara uğradığını ve bu nedenle tazminat hakkının doğduğunu, kendisinin ileri sürdüğü (iş bu davadan hemen önce) tarihten önce öğrendiği hususu ispat edilememiştir. Hemen belirtmek gerekir ki bu konudaki ispat yükü, davalı müvekkile aittir. Davalı, davacının, Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesine ait kararın kesinleşme tarihinden ve bu tarihte zarara uğradığından haberdar olduğunu ispat edememiştir. Kaldı ki bu süreçte taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin azil, istifa gibi nedenlerle sona ermediği, dolayısıyla devam ettiği, söz konusu davada tebligatların da davacının vekili sıfatıyla davalıya yapıldığı da anlaşılmaktadır. Esasen taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi devam ettiği sürece zamanaşımı süresinin işlemeye başlamasından da söz edilemez. O halde davada zamanaşımı söz konusu olmadığından, mahkemece işin esası incelenerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

ÖRNEK OLAY 2 

Dava, vekalet sözleşmesine dayanılarak yapılan taşınmaz satışından kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkin olup davalının, davacının hissesinin bulunduğu taşınmazı vekaleten 05/08/1993 tarihinde üçüncü kişiye sattığı anlaşılmaktadır.
Vekalet sözleşmesinin en önemli unsurları arasında, vekilin hesap verme borcu gelmektedir. Vekil, yaptığı işin hesabını vermeye ve müvekkili nam ve hesabına edindiği her şeyi iade etmeye, iade edinceye kadar da almış olduğu şeyleri saklamaya mecburdur. Vekilin hesap verme borcu, vekalet sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte doğup, işin vekil tarafından yürütülmesi sırasında ve sona ermesinde de devam etmektedir. Bu nedenle de vekilin aldıklarını geri verme borcunda zamanaşımı vekalet sözleşmesi sürdükçe işlemez. Bir başka deyişle iade borcunda muacceliyet, vekilin hesap vermesi veya sözleşme ilişkisinin bitmesi ile başlar. (Bkz. Hukuk Genel Kurulunun 2011 tarih ve 2011/13-161 esas ve 2011/276 karar sayılı ilamı da bu yöndedir.) Dava konusu olayda, davalının, müvekkili olan davacıya hesap verdiği, vekalet ilişkisinin istifa, azil, ölüm gibi sebeplerle sona erdiği iddia ve ispat edilmediğinden zamanaşımı süresinin başladığından ve sürenin dolduğundan söz edilemez. O halde, zamanaşımı süresinin dava tarihi itibariyle henüz başlamadığı gözetilerek mahkemece işin esası incelenip, sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. 


ÖRNEK OLAY 3 

Vekalet sözleşmesinin en önemli unsurları arasında vekilin talimata uygun hareket etme borcu, özen borcu ve hesap verme borcu gelmektedir. Vekalet sözleşmesinde vekilin hesap verme borcu, vekalet sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte doğup işin vekil tarafından yürütülmesi sırasında ve sona ermesinde de devam etmektedir. BK’nun 392.maddesi hükmü gereğince vekil, talep üzerine yaptığı işin hesabını vermeye ve müvekkili nam ve hesabına edindiği her şeyi iade etmeye, iade edinceye kadar da almış olduğu şeyleri saklamaya zorunludur.Bu nedenle de vekilin aldıklarını geri verme borcunda zamanaşımı, vekilin hesap vermesi ile işlemeye başlar. Öte yandan dava açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununun 126.maddesi uyarınca vekalet sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda 5 yıllık zamanaşımı öngörülmüştür.

hukukmedeniyeti
 
Anahtar Kelimeler:
AvukatlıkZamanaşımı
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yusuf Coşman 6 ay önce

Örnek Olay 1 başlıklı örnekte yazılı yargıtay kararında "davacının, verilen karardan ya da bunun kesinleşme tarihinden haberdar olduğuna ilişkin bir bilgi ve belgenin dosyada bulunmadığı anlaşılmaktadır." denilmiş. Demekki haberdar olduğuna ilişkin bir bilgi ve belge bulunduğu takdirde zamanaşımı buna göre hesaplanacaktır.