GEÇİCİ KÖY KORUCUSU, KURUMA BİLDİRİLMEYEN ÇALIŞMALARIN TESPİTİ
T.C. 
10.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2007/14922
KARAR NO: 2008/16270
KARAR TARİHİ: 18.12.2008

HİZMET TESPİTİ DAVASI - KURUMA BİLDİRİLMEYEN ÇALIŞMALARININ TESPİTİ - DAVACININ KÖY KORUCUSU OLARAK ÇALIŞIP ÇALIŞMADIĞI - GEÇİCİ KÖY KORUCUSU OLARAK İSTİHDAM EDİLMENİN MEVCUDİYETİ - SİGORTALILIK SÜRESİNİN DAVA TARİHİ İLE SINIRLANDIRMA YAPILMAMASI

ÖZET: Davacının 442 sayılı Köy Kanunu'na göre köy korucusu olarak çalıştığı belirlendiği takdirde, görev yaptığı köy tüzel kişiliğine karşı husumet yöneltilerek dava açılabilmesi amacıyla davacı vekiline uygun süre tanınmalı, açıldığı takdirde davalar birleştirilmen, anılan davalının göstereceği bilgi ve belgeler toplanmalı, tüm kanıtlar değerlendirildikten sonra davalı T.C. İçişleri Bakanlığı'na ilişkin istem, taraf sıfatı (pasif husumet) yokluğu nedeniyle reddedilip, diğer davalılar yönünden elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır. 

Davacının, geçici köy korucusu olarak istihdam edildiği saptandığı takdirde ise, dava reddedilmelidir.

(506 S. K. m. 2, 3, 4, 79) (442 S. K. m. 13, 16, 17, 19, 68, 69, 70, 72, 73, 74, 75, 81, 82, Ek m. 15, 16, 17) (4857 S. K. m. 8) (818 S. K. m. 313, 354) (2709 S. K. m. 15, 119, 120, 121, 128) (3713 S. K. Ek. m. 1) (1086 S. K. m. 185, 187, 202, 389) (Köy Korucuları Yönetmeliği m. 6, 7, 8, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17)

DAVA: Davacı vekili, davacının 12.08.1991 tarihinden itibaren, davalı T.C. İçişleri Bakanlığı'na bağımlı, hizmet akdine dayalı, köy korucusu olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece istem aynen hüküm altına alınmıştır.

Hükmün, davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (devredilen Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı) vekili ile davalı T.C. İçişleri Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Davacı vekilinin, sigortalılık sürelerinin saptanması istemini içeren davasını 506 sayılı Kanun hükümlerine dayandırdığı, iş mahkemesince yürütülen yargılama sonunda, anılan Kanun'un 79. maddesinin onuncu fıkrasına göre istemin yerinde bulunarak, davacının sigortalılık sürelerinin hüküm altına alındığı anlaşılmaktadır.






Bu konudaki diğer düzenleme; 442 sayılı Kanun'a dayanılarak İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve amacı, sözü edilen Kanun'un 70. maddesine göre ihtiyar meclisince tutulan köy korucularının işe alınması, görev alanlarının belirlenmesi, görevleri, sorumlulukları, eğitimleri ve işten çıkarılmaları ve diğer özlük hakları ile ilgili esas ve yöntemleri düzenlemek olan Köy Korucuları Yönetmeliği'dir. Yönetmeliğin 6. maddesinde, ihtiyar meclisince belirlenen korucuların adlarının muhtar tarafından kaymakama bildirileceği ve kaymakam onayı ile işe alınma işleminin tamamlanacağı, işe alınan koruculara kaymakamlıkça düzenlenen kimlik cüzdanı verileceği; 7. maddesinde, işe alınma işlemi tamamlanan köy korucusuna, ihtiyar meclisince silah, mühimmat ve teçhizat, elbise, araç, gereç ve diğer eşyaların zimmetle teslim edilerek göreve başlatılacakları; 8. maddesinde, köy korucularının görevli oldukları köyün sınırları içinde kalan bölgede görev alanına sahip oldukları, gerektiğinde mülki amir tarafından, bu sınır dışında da görev alanlarının genişletilebileceği; 11. maddesinde, köy korucularının idari bakımdan köy muhtarına bağlı olup, onun gözetim ve denetimine tabi oldukları, mesleki yönden ise görev yaptıkları köyün bağlı olduğu Jandarma Komutanının emir ve komutası altında bulundukları, İlçe Jandarma Komutanının köy korucuları teşkilatının eğitim ve özlük haklarını yürütmek, görevlerini etkin bir biçimde yapmalarını sağlamak ve denetlemekle mülki amir adına sorumlu olduğu; 12. maddesinde, köy korucularının taşıyacakları silah, mühimmat ve teçhizatın temin giderlerinin İçişleri Bakanlığı bütçesinden, bu silahların bakım ve onarım giderlerinin ise köy bütçesinden karşılanacağı; 13. maddesinde, köy korucularına, hizmetin devamı süresince ödenecek ücretin, o köy ihtiyar meclisince belirlenip köy bütçesinden karşılanacağı, görevde bulundukları süre içinde yaralanmaları, sakatlanmaları veya ölümleri durumunda 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanacağı; 14. maddesinde, köy korucularının kıyafet ve silahlarının şeklinin İçişleri Bakanlığınca belirleneceği, elbise paralarının köy gelirinden yılda bir kez verileceği, ellerine verilen koruculuk kimlik kartını sürekli üzerlerinde bulunduracakları; 15. maddesinde, köy korucularına otuz gün yıllık izin dışında, mazeretleri nedeniyle yılda toplam on beş günü geçmemek üzere ilgili köy muhtarının onayı ile izin verileceği; 17. maddesinde, görevinde kayıtsızlığı ve tembelliği görülen veya yönetmeliğin 16. maddesinde sayılan yasak işleri yapan koruculara, ihtiyar meclisi tarafından önce uyarma, ikincisinde kınama cezası verilip, üçüncü defasında işten çıkarılacakları, ayrıca izinsiz veya özürsüz olarak görev yerine iki günden fazla gelmeyen veya görev yerini terk edenlerin, silahını ve cephanesini kayıtsızlığı yüzünden kaybeden veya isteğiyle başkasının eline geçmesine neden olanların da işten çıkarılacakları belirtilmiştir.

Şu durumda açıklanan düzenlemeler karşısında; 442 sayılı Köy Kanunu ve ilgili Yönetmeliğin yukarıda ayrıntıları ile belirtilen maddelerine dayanılarak çalıştırılan köy korucularının işvereninin, görev yaptıkları köy tüzel kişiliği olduğu, taraflar arasında hizmet akdi ilişkisinin kurulduğu ve giderek köy korucularının hukuki statülerinin 506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olarak tanımlanması gerektiği, dolayısıyla, köy korucuları tarafından yetkili iş mahkemelerine, 506 sayılı Kanun'un 79. madde hükmü gereğince, işveren konumundaki ilgili köy tüzel kişiliği ve hak alanını ilgilendirdiğinden Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (devredilen Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı) aleyhine husumet yöneltilerek, sigortalı hizmetlerin saptanmasına yönelik dava açılabileceği sonucuna varılmaktadır.



Söz konusu 3175 sayılı Kanunla yapılan bu düzenlemenin Anayasa'nın ilgili maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle, yeterli sayıdaki Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerince, dava yolu ile kendisine başvurulan Anayasa Mahkemesi, gerekli incelemeyi yaparak 10.12.1985 gün ve 1985/5-23 numaralı karar ile iptal istemi konusunda hüküm kurmuştur. Yüksek Mahkeme, Resmi Gazete'de yayımlanan gerekçeli kararında; mahalli idarelerin en küçük birimini oluşturan köylerde asayiş ve düzeni koruma görevinin Devlete olduğu kadar köy tüzel kişiliğini temsil eden muhtara ve onun emrindeki köy korucularına da ait olduğunu, birbirinden oldukça uzak mesafelerde bulunan köy ve mezraların tümünde Devletin jandarma karakolu bulundurmasının güçlüğünün ortada bulunduğunu, 442 sayılı Kanun'da, köylerde mevcut köy korucularının sayılarını belli koşullarda artırma olanağını öngören hükümler bulunmakta ise de, bunların, ortaya çıkan yeni durumlarda gereksinimi karşılamaya elverişli olduğunun söylenemeyeceğini, Kanun'un 74. maddesindeki köy korucularının sayılarının artırılması nedenlerinin, maddeye eklenen ve iptali istenilen fıkralarda öngörülen sebeplerden farklı olduğunu, iptali istenilen düzenlemelerde hangi koşullarda köy zabıtasının takviye edileceğinin gösterildiğini, sayıları artırılacak köy korucularına sağlanan mali olanakların belirtildiğini ve bunların özlük haklarının düzenlendiğini, bu değişiklik ile köylerde var olan köy korucularının, kimi koşulların gerçekleşmesi durumunda, geçici köy korucuları ile takviye edilmesinin amaçlandığını, olağanüstü hallerde Anayasa'nın 15. maddesinin öngördüğü, temel hak ve özgürlüklerin kullanımının kısmen veya tamamen durdurulabilmesine veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı önlemler alınabilmesine olanak veren hükümler içermediğini, iptali istenen düzenlemenin, olağanüstü yönetim usullerini düzenleyen, tabii afet ve ağır ekonomik bunalım sebebiyle olağanüstü hal durumuna ilişkin 119., şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması sebebiyle olağanüstü hal ilanı ile ilgili 120., olağanüstü hallerle ilgili düzenleme başlıklı 121. maddeyle ilişkisinin bulunmadığını belirtmiş, Kanunun sekizinci faslında yer alan 68. ve onu izleyen maddelerinde köy korucularının atanmaları, nitelikleri, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülüklerine ilişkin hükümlerin bulunduğunu, iptal konusu düzenlemeye göre köylerde görevlendirilecek olan geçici köy korucularının da bu yönden köy korucularına ilişkin hükümlere tabi olacaklarında kuşku bulunmadığını, geçici köy korucularının yerine getirecekleri görevlerin, genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken sürekli görev niteliğinde olmadığını açıklamış ve 74. maddeye eklenen fıkraların Anayasa'nın 15, 119, 120, 121 ve 128. maddelerine aykırı olmadığı gerekçesiyle iptal davasını oybirliği ile reddetmiştir.




5443 sayılı Kanun'la ilgili olarak; İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanıp Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gönderilen kanun tasarısı, genel gerekçe ve madde gerekçeleri; gerekli incelemeyi yapan TBMM İçişleri Komisyonu'nca düzenlenen rapor; sonrasında hazırlanan TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu birlikte değerlendirildiğinde bazı sonuçlara ulaşılmaktadır. Bu belgelerde; halen Adıyaman, Ağrı, Ardahan, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Gaziantep, Hakkari, Iğdır, Kahramanmaraş, Kars, Kilis, Malatya, Mardin, Muş, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak, Tunceli ve Van olmak üzere yirmi iki ilde toplam 65.809 geçici köy korucusu kadrosu olup, bu kadroların 57.860'ının dolu olduğu, bu kişilerin öncelikle sağlık ve tedavi güvencesine kavuşturulması amacıyla gerekli yasal düzenlemeye gereksinim duyulduğu, bağımsız çalışmadıkları için Bağ-Kur Genel Müdürlüğü ile bağlantı kurularak sosyal güvence altına alınmalarının sağlanamadığı, 5434 sayılı T.C. Emekli 'Sandığı Kanunu kapsamına alınmalarının, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda yer alan koşulları taşımamaları nedeniyle yerinde olmayacağı, daha önce hiçbir sosyal güvenlik kurumuyla ilişkilendirilmediklerinden Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı ile bağlantılarının yapılıp sağlık ve tedavi güvencesine kavuşturulmalarının da uygun görülmediği, bu nedenle görevdeki geçici köy korucuları ile bunların eşlerinin ve bakmakla yükümlü oldukları anne, baba ve çocuklarının tedavilerinin, 3816 sayılı Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanun'da öngörülen koşullar aranmaksızın bu Kanun esaslarına göre sağlanmasının daha uygun olacağı, düzenlemeyle bu kişilere yeşil kart verilmesinin sağlanacağı, geçici köy koruculuğu sistemi üretici bir kesimi ortadan kaldırıp tüketici bir kitle oluşturduğundan, sistemin bir bütün olarak ele alınması ve bu konuda ayrıntılı düzenleme yapılması gerektiği, bu kişilerin önemli bir bölümünün başka sosyal güvenlik kurumlarına bağlı oldukları ve bir bölümünün halen yeşil kart sahibi olduğu, diğer bir kısmının ise sağlık güvencesi olmadığı gibi yeşil karttan da yoksun bulunduğu, İçişleri Bakanlığı'nca yapılan, geçici köy korucularının sorunlarına ve meslekten ayrılmaları durumunda güvenliklerinin sağlanmasına yönelik çalışmaların tamamlanmak üzere olup, gerekli düzenlemeleri içerecek tasarının Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulacağı görüş ve tespitlerine yer verildiği görülmektedir.




Ek 17. maddede ise; elli beş yaşını doldurup on beş yıldan az hizmeti olan veya elli beş yaşını doldurmamış olan geçici köy korucularından; sağlık ve idari nedenlerle görevine son verilenler ile ölenlere (elli beş yaşını doldurmamış olmakla birlikte on beş yıl veya daha fazla hizmeti bulunanlardan görevleri ile ilişikleri devam etmekte iken yaşamını yitirenler dışında), belli miktarda tazminat ödeneceği, elli beş yaşını doldurmadan kendi istekleri ile görevlerinden ayrılan geçici köy korucularına da hizmet sürelerine bakılmaksızın belirli tutarda tazminat ödemesi yapılacağı, hayatını kaybeden geçici köy korucularının hak ettiği tazminatlarının yasal mirasçılarına verileceği, ek 16. madde uyarınca aylık bağlanan veya disiplin hükümlerinin uygulanması sonucu görevlerine son verilen geçici köy korucularına bu madde hükümlerine göre tazminat ödenmeyeceği, geçici köy korucularından görev süresi içinde yaşamını yitirenlerin eşine ve çocuklarına, bunlar yoksa anne ve babasına, bunlar da yoksa kardeşlerine, belli miktarda herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın ölüm yardımı ödeneceği, geçici köy korucularından sakatlananların kendilerine, ölenlerin ise dul ve yetimlerine 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanmak suretiyle malullük veya dul ve yetim aylığı bağlanmış olması durumunda; bu madde hükümlerine göre ayrıca tazminat ödenmeyeceği, önceden bu madde hükümlerine göre tazminat ödenmiş olanların almış oldukları tazminat tutarının 2330 sayılı Kanun hükümlerine göre ödenmesi gerekecek nakdi tazminat tutarından düşüleceği, ek 16 ve ek 17. madde kapsamındaki ödemelerin, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılacağı ve ödeme gününü izleyen iki ay içinde Hazine'den tahsil edileceği açıklanmıştır.

Geçici köy koruculuğu sistemine ilişkin olarak çıkarılacak yeni yönetmelik hakkında hüküm içeren ek 15. maddede de; geçici köy korucuları ile korucu başlarının; görevlendirme şekilleri, göreve alınmalarında aranacak koşullar, görevleri, uygulanacak disiplin cezaları ve görevlerine son verilmesini gerektiren durumlar, disiplin amirleri, yararlanacakları giyim eşyaları ile bunların şekli ve verilme zamanları, eğitim ve denetim yöntem ve esasları, sicil ve izinleri, ilk başvurularında sahip olmaları gereken sağlık şartları, başka bir işte çalışma hakları ile bu Kanunda yer alan diğer hususlara ilişkin uygulamaların Milli Savunma Bakanlığı ve Maliye Bakanlığının görüşü üzerine İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanıp Bakanlar Kurulu'nca çıkarılacak bir yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir.

Tüm bu yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında yapılan değerlendirme sonunda; 1985 yılında kabul edilip yürürlüğe giren 3175 sayılı Kanunla ihdas edilen geçici köy koruculuğu sisteminin asli unsuru niteliğindeki geçici köy korucularının, kanun koyucu tarafından bilinçli bir seçimle, ülkemizde örgütlenmiş sosyal güvenlik kurumları ve kabul edilmiş sosyal güvenlik kanunları kapsamı dışında bırakıldığı, anılan kişilere farklı ve özel statü tanınarak özlük ve benzeri haklarının 442 sayılı Köy Kanunu ile bu Kanunun yollamada bulunduğu Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında 2330 sayılı Kanun ve Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında 3816 sayılı Kanun hükümlerinde düzenlendiği, buna göre, valinin önerisi ve İçişleri Bakanı'nın onayı ile görevlendirilerek, bir anlamda ataması yapılan geçici köy korucularının sigortalılık için aranan ve yukarıda tanımlanan koşulları taşımamaları karşısında 506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olarak kabul edilemeyecekleri, istihdam edildikleri İçişleri Bakanlığı ile aralarında hizmet akdi ilişkisinin kurulmadığı belirgindir.


Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu istemin aynen hüküm altına alınması isabetsizdir.

Diğer taraftan, kurulan hükme yönelik olarak bir hususun daha vurgulanması gerekmektedir. Dava açılmasının maddi hukuk ve usul hukuku bakımından sonuçları, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 185, 187 ve 202. maddelerinde düzenlenmiş olup, usul hukuku yönünden doğurduğu sonuçlardan biri, Kanunda açıkça belirtilmemekle birlikte, her davanın açıldığı tarihteki duruma göre karara bağlanmasıdır. Bir başka anlatımla istem, dava tarihi itibarıyla var olan gerçekleşmiş hakları konu almalı, hüküm de, uyuşmazlığın başladığı tarihten davanın açıldığı güne kadar gerçekleşmiş olayları içermelidir. Aksi durum, özel ve geçerli bir neden bulunmadıkça, yukarıda anılan Kanun'un 389. maddesinde öngörülen ilkelere aykırılık oluşturur. Bu bakımdan; inceleme konusu davaya ilişkin olarak davacı vekilince davanın açıldığı güne kadarki dönem yönünden tespit isteminde bulunabileceğinden, sigortalılık süresi hüküm altına alınırken mahkemece yanılgılı değerlendirme sonucu dava tarihi ile sınırlandırma yapılmaması da usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davalı vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 18.12.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.



kararara.com
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.