1908-2011 aralığında oy vermek

Eser Karakaş

Meseleye çok farklı zaman dilimleri boyutunda bakılabilir; 12 Eylül 2010 referandumu sonrası AK Parti'nin performansı olarak bakılabilir, bu performansın çok başarılı olduğunu söylemek iddialı olabilir. 2002 sonrası AK Parti'nin performansı olarak da bakılabilir ama bu kez de karşınıza son derece başarılı, muhtemelen de Cumhuriyet tarihinin en başarılı iktidar dönemleri gelecektir. 2002-2011 dönemini iki iktidar dönemi diye ayrıştırsanız bile yine karşınıza farklı açılardan da olsa birincisine çok başarılı, ikincisine de başarılı diyebileceğiniz iki dönem çıkıyor. Birinci dönemde AB ile katılım müzakerelerinin açılması ve bu doğrultuda gerçekleştirilen büyük, çok önemli hukuk reformları dönemin çok başarılı bir dönem olarak nitelenmesi için yeter de artar bile; ikinci döneme, yani 2007-2011 dönemine damgasını vuran saçma sapan, utanç verici bir kapatma davasına rağmen, sivil-demokratik otorite-asker ilişkilerinde gerçekleşen "de facto", fiilî iyileşmeler, kurumsal düzenlemelere çok büyük ölçüde girilmemiş olmasına rağmen ülkenin demokratik geleceği için yaşamsal önemi haiz. Tüm eksikliklerine rağmen, 12 Eylül referandum sürecinde gerçekleşen anayasa değişiklikleri de AK Parti'nin başarı hanesine yazılması gereken çok önemli bir merhale.

Tüm bu mülahazalar çok yakın döneme, 2002 sonrasına ilişkin mülahazalar; ancak, AK Parti meselesine 2002'den çok öncelere, yani AK Parti kurulmadan on yıllarca geriye giderek de yaklaşılabilir ve kanımca bu yaklaşım çok daha sağlıklı sonuçlar üretmeye yönelik bir yaklaşımdır.

Bazı okurlar aşağıdaki yaklaşımı çok toptancı bir yaklaşım olarak değerlendirebilirler ama bendenizin kanaati bu değildir; 1908 II. Meşrutiyet günlerinden günümüze siyaset iki ana gövde üzerinden yürüyor. Bunlardan birincisi İttihat ve Terakki, CHP geleneği, ikincisi ise Hürriyet ve İtilaf, Serbest Fırka, Demokrat Parti, Adalet Partisi, ANAP, AK Parti geleneği. Bu süreç, bu gövdelerin gelişimi, davranışları doğal olarak homojen değil, dönem dönem, mesela 1977 seçimlerinde olduğu gibi, farklılaşmalar olabiliyor ama uzun dönemde çizgilerin temel özelliklerini koruduğu kanısı çok kişide yaygın bir kanaat, yerleşik bir siyasî görüş ve bendeniz de bu görüşün, en genel çizgileriyle doğru olduğunu düşünenlerdenim.

12 Haziran Pazar günü de oylarımızı AK Parti'ye, CHP'ye ya da MHP'ye, bağımsızlara değil, en azından 1908'den günümüze süregelen iki ana gövdeden, iki ana süreçten biri lehine kullanacağız ve bendenizin temel tercihi de hiç ama hiç kuşkusuz Hürriyet ve İtilaf, Demokrat Parti, ANAP, AK Parti geleneği ve çizgisidir. Tekraren ifade ediyorum, Hürriyet ve İtilaf Fırkası, Demokrat Parti değildir, Demokrat Parti ANAP değildir, ANAP da AK Parti değildir, Recep Tayyip Erdoğan, Menderes değildir, Özal değildir ama bu partilerin, söz konusu liderlerin, konjonktürel farklılıklar bir kenara bırakılır ise çok ciddiye alınması gereken ortak paydaları da mevcuttur. Benzer bir biçimde Enver Paşa, Mahmut Şevket Paşa değildir; Mustafa Kemal, İnönü değildir; İnönü, Ecevit değildir; Ecevit, Baykal değildir; Baykal, Kılıçdaroğlu değildir ama bu liderlerin de ortak paydaları farklılıklarından çok daha baskındır.

12 Haziran seçimlerinde kullanılacak oylarımız da, meseleye daha geniş bir pencereden bakabilir isek, iki ortak payda kümesi arasında bir tercih olacaktır, oylarımız ya Menderes, Özal, Erdoğan ortak paydasına, ya da İnönü, Ecevit, Baykal, Kılıçdaroğlu ortak paydasına yönelecektir.

Geçtiğimiz günlerde oyunu AK Parti lehinde kullanan bendeniz II. Meşrutiyet döneminde yaşamış olsa idim, İttihat ve Terakki'ye asla oy vermez idim; benzer bir biçimde yaşım Demokrat Parti-Menderes yıllarında oy vermeye yetse idi, oyumu CHP'ye değil, mutlaka DP-Adnan Menderes yönünde kullanırdım. Aynen 1965 senesinde oy kullanabilse idim, Adalet Partisi'ne oy vereceğim gibi. Nitekim 1983 sonrası oylarımı daima aynı doğrultuda kullandım, 12 Haziran 2011'de de oyum AK Parti'ye.

Bu süreçte ana gövdeler arasında önemli kaymalar da yaşanmadı değil; 1965-1969 döneminin Süleyman Demirel'inin 1993 sonrası Milli Güvenlik Kurulu'nu yöneten Demirel'den çok farklı bir Demirel, 1977'nin Ecevit'inin Merve Kavakçı olayında TBMM'de kürsüye çıkıp o ünlü (!) tiradı atan Ecevit'ten farklı bir Ecevit olması gibi.

Siyasî süreçlere kısa ve orta vadede baktığınızda çok büyük zikzaklar, iniş çıkışlar görebiliyorsunuz, partilerden, liderlerden dönem dönem beklemediğiniz, sizi şaşırtan, oy verme tarzınızı gözden geçirme ihtiyacı hissettiren çıkışlar, değerlendirmeler duyabiliyorsunuz; ancak, Türkiye gibi siyaseten hâlâ kapalı toplum görüntüsü veren bir ülkede uzun vadede, uzun vade derken de on seneyi geçmiyorum, siyasî davranış kalıplarının yukarıda en genel çizgilerini verdim, iki ana gövdeye indirgendiğini, geri döndüğünü görüyorsunuz.

Hürriyet ve İtilaf-Demokrat Parti-ANAP-AK Parti geleneğinde kısa vadede en tehlikeli muhtemel gelişme, çevrenin desteğiyle iktidar olan güçlerin bir biçimde merkezle, merkezin değerleriyle yani İttihat ve Terakki, CHP değerleriyle yakınlaşması ve çevreyle bağlarının gevşemesi; ancak bu durumda dahi, umarım ve temenni ederim AK Parti bu klasik tuzağa düşmez, çevrenin gücü yine galebe çalıyor ve CHP'leşen, merkezleşen, Ankaralılaşan eski çevre hareketlerinin yerine çok daha güçlü yeni çevre hareketlerini üretiyor. Adalet Partisi bu tuzağa düştü ama yerini ANAP aldı, ANAP da mesela SS (sürgün ve sansür) kararnamelerini çıkardığında yerini tıpış tıpış AK Parti'ye devretti. Ama bu arada Türkiye, demokratikleşme, AB süreci, sivil-asker ilişkilerinin normalleşmesi gecikiyor, bundan da Türkiye zarar görüyor ama mutlaka ve mutlaka su çatlağını buluyor ve yoluna devam ediyor. Bu arada, bu kısa yorum yazısını noktalamadan BDP hakkında da bir-iki şey söylemek gerekebilir; BDP siyasî hareketinin yerinin Hürriyet ve İtilaf kökenli siyasî çizgi olduğuna hiç kuşku yok ama son dönemlerde bu çizgiden daha farklı sesler, eylemler görüyoruz, işitiyoruz. Benim naçiz kanaatim, BDP siyasî çizgisinin, mesela Prens Sabahaddin'in adem-i merkeziyetçi çizgisi geleneğinden farklılaştığı ölçüde zarar göreceği istikametinde; Prens Sabahaddin çizgisinin de İttihat ve Terakki çizgisi olabileceğini düşünmek bile abesle iştigal.

Önümüzdeki dönem bu iki ana geleneksel gövdenin, siyasî hareketin daha da netleşeceği bir dönem olacak; BDP'nin de, oluşmasında büyük fayda mülahaza edilen şiddet dışı demokrasiye daha yakın çizgisinin kendi doğal çizgisine yakınlaşacağını tahmin ediyorum.

Bu iki ana gövdenin Türkiye'nin siyasî hayatında daha ne kadar belirli olacağı sorusu gündeme gelebilir; benim kanaatim, Türkiye-AB ilişkileri çok daha gelişip, tam üyelik aşamasına kadar söz konusu iki geleneksel çizgi Türkiye'nin siyasî kaderini tayin etmeye devam edeceklerdir.

Pazar günü oylarınızı Erdoğan'a, Kılıçdaroğlu'na, Bahçeli'ye değil ama muhtemelen bilincinizde, gönlünüzde ya da bilinçaltınızda yerleşik değerlere göre iki ana siyasî akımdan biri doğrultusunda kullanacaksınız.(Zaman)



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.