1960 darbesinin bilinmeyenleri: 27 Mayıs sabahı Köşk’te neler yaşandı?

Bugün AKP ile ittifak içindeki ulusalcıların ‘devrim’ diye kutsadıkları 27 Mayıs, her yönü ile iyi planlanmış ‘başarılı’ bir darbeydi. Ülkeyi yeniden dizayn eden 1960 darbesinin üzerinden 56 yıl geçmesine rağmen bazı sırları ise hala açığa çıkmadı. Çankaya Köşkü’nde darbe sabahı neler yaşandı? Kim tarafından ve ne zaman kurulduğu bilinmeyen ‘Sekreterya’ örgütünün görevi neydi?

27 Mayıs 1960 sabahı, DP iktidarı son anlarını yaşıyordu. Bir avuç cuntacı hükümeti devirmek için harekete geçmişti.
Daha birkaç gün öncesine kadar yüz binlerce insanın peşinde koştuğu Başbakan Adnan Menderes Eskişehir’de tutuklandı.
Yaprak bile kıpırdamadı.
Ankara’daki kilit noktalara operasyonlar düzenlendi.
Tankların yönü Çankaya Köşkü’ne çevrilmişti.
Gözaltına alınmak üzere olan Cumhurbaşkanı Celal Bayar, son Osmanlı Mebusan Meclisi’ne Saruhan Sancağı milletvekili olarak giren bir ittihatçıydı. Kurtuluş Savaşına “Galip Hoca” takma adıyla katılmıştı, İstiklal madalyası vardı. Atatürk zamanında bakanlık ve 1937-1939 yılları arasında başvekillik yapmıştı.
Tecrübeli devlet adamı, 10 yıllık cumhurbaşkanlığı döneminin sonuna geldiğini anlamıştı. Ancak bir darbe ile indirilmeyi içine sindiremiyordu.
Direnecekti.
Silahını hazırladı. Muhafız Alayı Komutanı’nı, Köşk’ü koruması için göreve çağırdı. Bilmediği, Osman Köksal da darbeciydi.
Sözünü dinletemedi!
Son bir hamle yaptı. ‘Gitmiyorum; beni öldürün: ben komiteciyim!..” dedi, ancak beklemediği bir cevapla karşılaştı: “Biz sizin katil polisleriniz değiliz! Kan dökmeyeceğiz.”
Bu kısa konuşma DP iktidarında ülkenin nasıl bir uçurumun kenarına geldiğinin özetiydi.
27mayis
GÜÇ ZEHİRLENMESİ VE KAÇAN FIRSAT
1950’de seçimlerle iktidara gelen DP, özellikle 1957’den sonra adeta güç zehirlenmesi yaşadı. Demokratik yoldan saptı. Muhalefet ve basın üzerindeki baskılar arttı. CHP lideri İsmet İnönü, mücadeleyi Anadolu’ya taşıdı. Gerginlik tırmandı. İstanbul ve Ankara’da öğrencilerle polis arasında çatışmalar çıktı. Menderes’in bir ‘dikta rejimine’ doğru gittiği düşüncesi özellikle aydınlar arasında büyük endişe kaynağıydı. DP’li milletvekillerinden oluşan Tahkikat komisyonuna geniş yetkiler verilmesi ve ardı ardına gelen yasaklar ülkeyi yönetilemez hale getirdi.
1954’ten bu yana fırsat kollayan cuntalara gün doğmuştu. Kışlalar hareketliydi. Darbe söylentileri yayılıyordu.
29 Nisan 1960 gecesi Prof. Fuat Başgil, dikkate değer bir tavsiyede bulundu Menderes’e; ‘Tahkikat Komisyonu yetkilerini gözden geçirmek üzere kanunu tekrar Meclis’e gönderin.
Bilhassa gençliğe karşı çok sert tedbirler almamalısınız.” Prof. Dr. Başgil, ilerleyen saatlerde Menderes ve Bayar’la baş başa görüşmesinde de hükümetin istifası ve yeni bir koalisyon kurulmasıyla krizin aşılabileceğini söyledi. Menderes, darbeye ihtimal vermiyordu ama endişeliydi. Cumhurbaşkanı Bayar ise geri adım atmadı; “Ben hiçbir şekilde bu görüşe katılmıyorum. Bilakis, son derece sert davranmak ve tahrikçileri, nümune-i imtisal olmak suretiyle cezalandırmak lâzımdır. Hükümet makamlarının çalışma tarzı, şimdi böyle olmalıdır…” diyerek Başgil’in önerilerini reddetti. Bir fırsat kaçırılmıştı. Sıkıyönetim ilan edildi. Gazetelere yayın yasakları geldi.
6 Mayıs’taki Harp Okulu yürüyüşü ise darbenin habercisiydi. Ordu içindeki bir grup bütün hazırlıklarını tamamlamıştı. Önemli mevkilere tayinler yaptırıldı. Ankara’ya kuvvet kaydırılmasını son anda önlediler. Cunta için en kritik nokta Çankaya Köşkü’ydü. Cumhurbaşkanı Muhafız Alayı elindeki asker ve silahlarla direnirse darbe başarıya ulaşamayabilirdi. Ancak onu da hesap etmiş, tedbirlerini almışlardı.
27 Mayıs sabahı Cumhurbaşkanı’nı tevkif eden subaylar tarafından hazırlanan ‘rapor’, Celal Bayar ile cuntacıların karşı karşıya geldiği anı dakika dakika anlatıyordu. Raporda cuntada sadece birkaç kurmay subayın bildiği gizli bir yapılanma olan ‘Sekreterya’nın Müdürü Kurmay Albay Selim Işıner’in de imzası bulunuyordu:
27mayis1
İŞTE O RAPOR: SİLAHLAR ATEŞE HAZIR!
Mayıs 1960 Cuma. Saat: 04.15…
1-Harp Okulu giriş kapısının önünde alınan inzibat tedbirlerine rağmen, mahşeri bir kalabalık mevcut; gözler sevinçten parlıyor; parmaklar, temizlenmiş silahların tetiklerinde; her an ateşe hazır.
Subaylar ve Genç Harbiyeliler, gruplar halinde bulunuyor. Ortadaki grupta iki general, (Harp Okulu Kumandanı Tuğg. Sıtkı Ulay ve Veteriner Tuğg. Burhanettin Uluç) durumu görüşmekteler…
Saat: 05.05’dir; bu grubun yanına, seferi teçhizatlı Piyade Binbaşısı Dursun Soysal gelerek, şu haberi veriyor:
– Muhafız Alayı’ndan geliyorum; her şey tamam; vakit geldi; planı tatbike koyabiliriz; harekatı desteklemeyen bir jandarma taburu var; ihtiyatlı hareket şart!..
2 – Durum, bir kaç dakika içinde, muhakeme edilerek, yeni takviye Kıt’aları alınmasına karar verildi; bu esnada emre hazır bulunan iki açık jeep, yolun ortasında harekete hazır bulunmaktalar.
3- Saat: 05.15. Hareket’ten bir kaç dakika evvel şu haber alındı:
-Ankara şehrinde, Cumhurbaşkanlığı Köşkü hariç, hiç bir yerde mukavemet yoktur; Çankaya, ateşsiz mukavemete devam ediyor…
4- Köşk istikametinde hareket eden kumandan jeepinin ani durması ile, bunu takip eden arkadaki jeep çarpışıyor ve Kurmay Albay Selim Işıner, sağ yanak ve sol kolundan ve Kurmay Yarbay Cevdet her iki ayağından yaralanıyor; fakat, herkes son damla kanına kadar vazifeye devam azmindedir.
5- Köşk Nizamiye Kapısına yaklaştığımız sırada, Tümgeneral Muharrem Kızıloğlu’nun, bir taburla, Köşk’ün gerisini kuşatmak üzere hareket ettiğini öğrendik.
6- İhtiyati bir tedbir olmak üzere, General Burhanettin Uluç tarafından, Süvari Taburu’ndan bir bölük, icabında yaya muharebesine katılmak için ileriye alındı; muvakkat bir zaman için, oradaki yaya birliklerin kumandası, Kurmay Albay Selim Işıner’e verildi; herhangi bir baskına uğramamak için birlikler mevziie sokuldu ve tedricen ilerleme emri verildi.
7- Alınan diğer tedbir ve tertipleri şöyle hülasa etmek mümkündür:
a) Tuğgeneral Burhanettin Uluç, Muhafız Alayı’ndan bir bölük kumandanına, Kurmay Albay Osman Köksal’ı çağırması söylendi.
b) Yakın emniyet sağlamak için tanklar, iç bahçeye celp edildi.
c) Topçu Binbaşı Abdullah Tardu, kapı polisine, Celal Bayar ve genel sekreteri görmesini, Bayar’ın şahsi emniyetini sağlamak maksadıyla içeri girilmek istenildiği söylenildi.
Bir iki dakika sonra Muhafız Alay Kumandanı Kurmay Albay Osman Köksal geldi:
“ -Bu, İnkılap mı?..” diye sordu.
Kumanda kademesinde olanlar:
“ -Evet, İnkılap!..”diye cevap verdiler ; o esnada bir jandarma üstçavuş gelerek :
“ -Bu da onlardandır…” diyerek, Osman Köksal’ın tabaca ve fişeklerini aldı.
Kurmay Albay Selim Işıner: “ – O mert ve namuslu bir askerdir; silahını geri ver!..” dediği duyuldu.
General Buhanettin Uluç:“ – Albayım, her şey bitmiştir; boş yere kan dökülmesin; kıt’alarınızı geri çekin!..” emrini verdi.
Alay Kumandanı Köksal: “ – Birliklerin çekilmesi emrini verdi;
“-Giriş yollarını tutan jandarma birliklerini ikna edemediğini; her an ateş ihtimalinin mevcut olduğunu…” tekrarladı.
d) Bu esnada, içeri gönderilen kapı polisi avdet etti:
“ – Yalnız General’ın içeri girebileceğini!..” bildirdi.
Tank kumandanına şu emir verildi:
“-Kumanda heyeti, topluca içeriye girecek; şayet biz 5 dakikaya kadar geri dönmezsek, irtibat aranacak ve silah sesi duyulduğu takdirde, evvela havaya, sonra, Köşk’e ateş açılacaktır!..”
e) Köşk kapısına takriben 10 metre mesafede iken, Sakıt Cumhurresi’nin Sekreteri Münir Faik Ozansoy koşarak geldi ve General’e hitaben:
‘-Yalnız siz içeri girebilirsiniz!..’ dedi, fakat kumanda heyeti, bu itiraza ehemmiyet vermeksizin, topluca ilerlediler .
f) Baş Yaver Mustafa Tayyar, silahsız olduğu halde, cüzi bir mukavemet göstermiş ise de çekilmeye mecbur edildi.
g) General Burhanettin Uluç, Celal Bayar’ın nerede olduğunu sordu. Yaverler odasının yanındaki salonda olduğu öğrenildi.
h) Kurmay Yarbay İsmet Özbudak ve diğer bir arkadaş, kapının tül perdesini tabanca namlusu ile aralayarak açtılar.
– Salonda görülen manzara şöyle idi:
a) Sakıt Cumhurbaşkanı, bilardo masasının yanında, ayakta duruyordu; grubun içeri girmesi ile, O’nun da ilerlemesi aynı zamanda oluyor; benzi uçuk, heyecanını gizler bir hali vardı; sert bir sesle:
“- Benden ne istiyorsunuz?..” dedi.
General Burhanettin Uluç:
“ – Bunun böyle olmasını istemezdik; bizi siz mecbur ettiniz; yapılan her türlü ikazlara aldırış etmediniz; ve Ordu, sizi istemiyor; bir kaç gün Harp Okulu’nda sizi misafir etmek üzere, almaya geldik; buyrun!..” dedi,
Bayar: “ – Gitmiyorum; ben, Millet’in İradesi ile giderim; hangi sıfatla beni götürmek istiyorsunuz?..”
General: “ – Gitmeniz şahsi emniyetiniz için zaruridir; götürmek mecburiyetindeyiz!..”
Celal Bayar: “ – Gitmiyorum; beni öldürün: ben komiteciyim!..” dedi.

b) Dakikalar geçtikçe; konuşma sert bir safhaya girmiş ve etraftan ayak sesleri duyulmaya başlamıştı. Bilhassa holden girişte sağdaki odada bazı kimselerin toplandığını gören Kurmay Albay Selim Işıner, Kumanda Heyeti’nin emniyetini sağlamak için, odada bulunan 6 kişinin üzerlerini aradı; bunlardan biri de, Munis Faik Ozansoy idi; hiç birinde silah bulunmadı; geri çekilmeleri söylendi.

c) Celal Bayar’ın son sözü, bütün arkadaşların itirazı ile karşılandı:
“ – Bizler katil polisleriniz değiliz; bizler Türk efkarı umumiyesinin arzusunu yerine getirmek için buraya gelmiş, Hürriyet Aşığı Ordu Subaylarıyız; asla katil olmayacağız!..”
Celal Bayar: “ – Beni buradan ancak Milli İrade çıkarır ; götüremezsiniz!..”
Yarbay Kemal Tüfekçi: “ – Milli İrade’yi çiğneyen bir kimsenin yeri burası olamaz!..” .
Binbaşı Tardu: “ – On senelik kötülüklerinize yenilerini eklemek için mi burada kalmak istiyorsunuz ? Bizim vazifemiz, sizi, layık olduğunuz yere sevk etmektir!..”

Kurmay Albay Selim Işıner: “- Vakit tamam ; acele edin; tehlike var!..” deyince, Celal Bayar, sağ cebinden çıkardığı, üzeri nikelajlı bir tabancayı karşısındaki subaylara tevcih etti. Nefis müdafaası ve fena bir neticeyi önlemek üzere, aşağıda isimleri yazılı subaylar kollarını zapt etmeye çalışmış; bu defa da tabancayı kendi şakağına götürerek, kendi cezasını kendi vermek; Kansız İnkilabımızı lekelemek istemiş; fakat, Kurmay Yarbay İsmet Özbudak’ın müdahalesi ile bu da önlenmiştir.
Sağ tarafında: Cevdet ve Kemal; sol tarafında: Kurmay Yarbay İsmet Özbudak ve Binbaşı Abdullah Tardu, Bayar’ın menfi hareketlerini kontrola çalışmaktadır; bütün gayretlere rağmen gitmediğini gören, Kurmay Albay Selim Işıner, Bayar’ın ceketinin arka yakasından çekerek yere devirmek mecburiyetinde kalmıştır. ( ULUS Gazetesi, Ankara – 28 Haziran 1960, Sayfa: 1, İçişleri Bakanlığı’na verilmek üzere, harekata katılan 7 kişi tarafından hazırlanan ‘Tarihi Rapor’)
mayis1
27 Mayıs 1960 darbesini basın, ve üniversite gençliği sevinçle karşılamıştı.
“SEKRETERYA’YA GELİNCE…
27 Mayıs, her yönü ile iyi planlanmış başarılı bir darbedir. Üzerinden 56 yıl geçmesine rağmen bazı noktalar açıklığa kavuşmamıştır. Bunlardan biri de kimin tarafından ne zaman kurulduğu bilinmeyen “Sekretarya”dır. Cemal Gürsel ve Alpaslan Türkeş dışında Milli Birlik Komitesi üyeleri bile bu gizli örgütün varlığından haberdar değildir. Kurmay Binbaşı Avni Elevli, örgütün nasıl çalıştığını şöyle anlatıyor:
“O gün, (27 Mayıs 1960 Günü) Komite’nin faaliyetlerini kolaylaştırmak üzere, bir muvakkat ‘Sekreterya’ kuruldu; Sekreter, Kurmay Albay Selim Işıner’di; ben ve diğer 4 kurmay subay burada çalışmak üzere görevlendik. İlk işimiz, radyo yayınlarının muntazam yapılmasını tanzim etmek oldu; Radyoevi, PTT ve Anadolu Ajansı (AA) bize bağlandı; her birine ilgili hizmetlere göre, muhabere subayları verildi. Böylece, bütün vilayetlerle irtibatımız, kısa zamanda oldu; ve Milli Birlik Komitesi’nin kararlarını her vilayete süratle ulaştırabilmek imkanı hasıl oldu; bu husus, bir saat içinde ikmal edilmişti…
Burada, PTT mensuplarının hizmet ve yardımlarını tekrar etmek isterim; geceli gündüzlü, aksaksız, cansiparane çalıştılar; ve bütün hizmetlerin noksansız yürütülmesinde çok büyük rol oynadılar. Bu ‘Teşkilat’ içindeki, muhtelif kademelerde görevlendirilmiş Muhabere Subayları, kısa zamanda, duruma ve hizmete intibak ettiler; mekanizma, eski devirdekilerden çok daha muntazam ve mükemmel çalışıyordu. Bu üç teşkilatta (PTT -Radyo – Anadolu Ajansı) 60’a yakın Muhabere Subay çalışıyordu; Sekreter Kurmay Albay Selim Işıner, Muhabereci olduğu için, işlerin yürütülmesi çok iyi planlanıyor ve en ufak bir aksama görülmüyordu.
Milli Birlik Komitesi’nin kararlarına uygun olarak 10 gün (27 Mayıs 1960 – 06 Haziran 1960) bütün ‘Teşkilat’, hiç uyumadan, gece gündüz aynı hummalı faaliyet göstererek, milli vazifesini yaptı; böylece, her vilayetteki Askeri Teşkilat’ın bütün suallerini, bütün imkansızlıklarını ve bütün müşkillerini karşılamak ve cevaplamak imkanı elde edildi.
‘Sekreterlik’in, muhafız, haber hizmetleri ve ani baskınlarla ilgili (Ankara Kumandanlığı ile müşterek) hizmetlerini gören ve ‘Sekreterlik’ içi düzeninde kurulu muhabere cihazlarını çalıştıran dört muhabere subayının hizmetleri unutulmayacak kadar mükemmeldi. Büromuza, halktan namütenahi müracaatlar oluyor; ihbarlar yapılıyor; ve hepsi: ‘- Lütfen bize vazife veriniz!..’ diyorlardı; bu, hem bizi mesut ediyor ve hem de işlerimizin kolayca yürütülmesinde çok büyük yardımlar yapmalarına imkan veriyordu. Bilhassa, tevkif edilmek üzere bulunan Sabıklar’ın (Demokrat Partililerin) yakalanma ve evrak kaçırmalarını önleme gibi vesair hususlardaki yardımları, küçümsenemeyecek kadar çoktu.” ( “Hürriyet İçin” , Avni Elevli (Top. 1944 – 6) , Yeni Desen Matbaası, Ankara – 1960 , Sayfa : 43 – 47)
27 Mayıs, kamu kurumlarındaki tasfiyelerle devleti yeniden biçimlendirdi. Toplumsal mühendislik yaptı. Darbeciler yargı karşısına çıkarılamadı. Bugün “27 Mayıs bir devrimdir” diyen Ergenekoncular ve “Ulusalcılar”ın iktidardaki AKP ile işbirliği içinde ülkeyi yönetiyor olması bu darbe sırlarını az çok bilenler için şaşırtıcı değildir…

İdris Gürsoy - Yeni HAYAT

Anahtar Kelimeler:
1960 DARBESİ
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.