28 Şubat'taki yargı temelli mağduriyetler
ADNAN KÜÇÜK  
Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi

Askeri bürokrasinin diğer bazı etkili çevrelerle işbirliği içinde demokratik sistemi etkisizleştirdiği müdahalelerinden birisi de 28 Şubat sürecidir. Her ne kadar askerler, bu süreçte doğrudan yönetime el koyarak demokratik düzene son vermedi ise de, siyasi iktidara yönelik dayatmalarla yönetimi fiilen güdümüne aldı. Mesele sadece siyasi iktidarı güdümüne almakla sınırlı kalmamış, başta yargı ve YÖK olmak üzere çeşitli kamusal kurumlar da askeri vesayetin yoğun etkisi altına girmiştir. Bu vesayetçi uygulamalar neticesinde, ülke genelinde idari işlemler ve yargısal kararlar vasıtasıyla çok sayıda dindar kamu görevlileri, değişen ölçülerde mağduriyetlere maruz kaldılar. Bu kapsamda dindar kesimde yer alanların bir kısmına kadro verilmedi, bir kısmı meslekten atıldı, bir kısmına da daha başka disiplin cezaları verildi. Bu dönemde yaşanan mağduriyetlerin bir kısmı çıkarılan af kanunları ile kısmen de olsa izale edildi ise de, bazıları hiçbir hak elde edemediler.

Bunun iki sebebi mevcuttur. Birincisi, o dönemin vesayetçi baskısının etkisi altında verilen ve ideolojik tarafgirlik kokan yargı kararlarıdır. Bu kararlar varlığını sürdürdükleri müddetçe, bu dönemde yaşanan bu tür mağduriyetler ilânihaye devam edecektir. İkincisi, çıkarılan af kanunlarının, bu dönemde yaşanan yargı temelli mağduriyetleri gidermeyecek şekilde düzenlenmiş olmasıdır. Bu kanunlarda öyle ifadeler kullanılmıştır ki, bu kanunlar yüz kere de çıkarılsa, 28 Şubat döneminde yaşanan yargı temelli mağduriyetlerin giderilmesi mümkün değildir. Meseleyi daha somut olarak ifade etmek gerekirse, “Memurlar ile Diğer Kamu Görevlilerinin Bazı Disiplin Cezalarının Affı Hakkında” çıkarılan bütün kanunlarda af kapsamı dışında kalan suçlardan bir kısmı şu şekilde belirtilmektedir: “Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlarla basit veya nitelikli zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı veya “şeref ve haysiyet kırıcı suçlar… (md: 1/1)”. Burada daha başka suçlar da mevcut ise de, ben bu kadarla yetindim. Bu maddede belirtilen suçları işledikleri gerekçesi ile haklarında “meslekten çıkarma” cezası verilenler af kapsamına dâhil edilmemektedir. Burada en sorunlu suç kesimi “şeref ve haysiyet kırıcı suçlar”dır. Bunlar üç grup suçlardan oluşmaktadır: (1) Kanunun 1/1. maddesinde belirtilen fiillerden mahkûm olan, beraat eden ya da haklarında takipsizlik kararı verilenler. Burada sayılan suçlardan herhangi birisi sebebiyle adlî yönden yargılanan bir kişi hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ise, aynı suça istinaden bu kişi hakkında disiplin cezası da verilebilir. Aynı suç sebebiyle hakkında takipsizlik veya hakkında açılan ceza davası neticesinde suçu sabit görülmeyerek beraat kararı verilmesi halinde, bu kamu görevlisine, aynı suç nedeniyle disiplin cezası verilemese de, bu fiil çok kolay bir şekilde “şeref ve haysiyet kırıcı suçlar” kapsamına dâhil edilerek, cezai mahkûmiyet hükmü de aranmaksızın disiplin cezası verilebilmektedir. (2) Kanunun 1/1. maddesinde belirtilmeyen sair suçlar (mahkûm olsun veya olmasın). (3) Ceza hukuku anlamında suç oluşturmayan ama kamu kurumu düzenini bozucu nitelikte olduğu düşünülen bazı fiiller.

28 Şubat döneminde mağduriyete sebep olan meslekten çıkarma cezalarının tamamı “şeref ve haysiyet kırıcı suçlar” kapsamına dâhil edilmiştir.  “Şeref ve haysiyet kırıcı suçlar”, kanunlarda açıkça tanımı yapılmadığı için, büyük oranda belirginlikten uzaktır. Buna tabiri yerindeyse “torba suç”lar da denilebilir. Bu kapsama girdirilmeyecek fiil çok azdır. Çünkü bu tür fiillerin ne olduğu kanunda açıkça belirtilmediği için, bunların kapsamını ve oluşup oluşmadığını belirleme yetkisi, disiplin organları ile yargısal denetim halinde yargı mercilerine ait bulunmaktadır. İçeriği belli olmadığı için, çoğu kereler kamu veya kurum düzenini bozucu nitelikte olmadığı halde, yukarıda sözü edilen hallerde, birçok fiil, vesayetçi etkilemeler neticesinde, idare tarafından cezalandırılmakta, yargı organlarınca da bu işlemler hukuka uygun bulunmaktadır. Bu tür disiplin suçları ile çoğu kereler, disiplin organlarının, çok kolaycı bir şekilde, siyasi, dini veya şahsi sebeplerle, kamu görevlilerini cezalandırabilmelerinin yolu aralanmaktadır. Kısaca burada cezalandırılan kişilerin aykırı görülen siyasi veya dini temelli düşünceleri olmaktadır.  Birçok kamu görevlisi bu kapsamda çok ağır cezalara maruz kaldıkları halde, bunların af kapsamına dâhil edilmemesi mağduriyetin boyutunu en üst düzeye çıkarmaktadır. Ben burada bu dönemde Anayasa tarafından teminat altına alınan din ve vicdan hürriyetini dibe indiren iki yargı kararına kısaca yer vereceğim.

Birinci karar, iptal davası dosyasının hazırlanmasına bizzat katkı sağladığım bir öğretim üyesi hakkında verilen disiplin cezası ile ilgilidir. Kırıkkale Üniversitesi'nde görev yapmakta olan bir profesör, 17 Ağustos 1997 tarihinde gerçekleşen Marmara depremi üzerine, depremzedelere taziye ziyaretinde bulunur. Taziye evinde mevlit okunur, Kur'an-ı Kerim tilavet edilir, bir de Bediüzzaman Said-i Nursi'nin Risale-i Nur Külliyatı'na dâhil olan bazı kitapları okunarak dini sohbet yapılır. Bu esnada Jandarma baskın düzenler ve diğer bazı kişilerle birlikte bu öğretim üyesi de tutuklanır. Daha sonra söz konusu eylemin siyasi nitelikte olduğu belirtilerek dosya İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne (DGM) intikal ettirilir. DGM savcısı, önüne gelen dosyayı inceledikten sonra, “suçun oluşumu için gerekli suç unsurları teşekkül etmediğinden” bahisle “takipsizlik kararı” verir. Jandarma tarafından Rektörlüğe yapılan ihbar üzerine, YÖK Yüksek Disiplin Kurulu, açmış olduğu disiplin soruşturması neticesinde, bu kişi hakkında “kamu görevinden uzaklaştırma” cezası vermiştir. Bu işleme karşı açılan iptal davası üzerine, Malatya İdare Mahkemesi, bütün hayat hikâyesini anlattıktan sonra bu öğretim üyesinin Nur cemaatine mensup bir kişi olduğundan bahisle irticai faaliyetlerde bulunduğunu belirterek davayı reddetti. Daha sonra bu karar, Danıştay 8. Dairesi tarafından ilk derece mahkemenin gerekçelerine atıf yapılarak onandı. Şimdi bu kişinin tek suçu, Nur cemaatine mensup olmaktır. Oysa hiçbir cezai normda, hukuk dışı şiddet eylemlerine müracaat etmeyen herhangi bir cemaate mensubiyeti suç sayan hüküm mevcut değildir. Kısaca bu kişi sırf dini inancından dolayı en ağır yaptırıma maruz bırakılmıştır. Merak ediyorum, yargı kararı temelli bundan daha büyük mağduriyet ne olabilir ki?

İkinci karar. Bir biyoloji profesörü, “Yaratılış Modeli” diye bir kitap yayımlar ve bu kitabı diğer temel kaynaklarla birlikte lisans öğrencilerine tavsiye eder. Sen misin bunu tavsiye eden; derhal hakkında disiplin soruşturması açılır. Yapılan soruşturma neticesinde, bu kitaptaki bilgilerin ilmi bir değeri olmadığı; tamamen çağdışı bilgileri içerdiği; bu vesileyle bu kitabın öğrencilere tavsiye edilerek okutulamayacağı; ayrıca bu kitabın basılması esnasında üniversite yönetiminden izin alınmadığı belirtilerek, bu öğretim üyesinin görevine son verilir. Yapılan idari işlem hakkında açılan davanın akıbeti de birinci kararla aynı olmuştur. Kısaca sırf bilim adamı sıfatıyla yazmış olduğu ve dini referanslı olduğu düşünülen bu kitaptaki bilgilerden dolayı bu bilim adamı en ağır yaptırımla cezalandırılmıştır.

Bu iki karar, sadece denizde damla kabilindendir. Bu dönemde, çeşitli dini referanslı gerekçelerle sayısını bilemediğimiz kadar kamu görevlisinin görevine son verildi. Çıkarılan af kanunları, bu dönemde yaşanan yargı temelli mağduriyetlerin giderilmesi için kâfi olmamıştır. Bu vesileyle mutlaka yeni bir af kanunu çıkarılmalı ve bu kanunun muhtevası da, 28 Şubat döneminde yaşanan her türlü yargı kararı temelli mağduriyetleri giderici yönde bir içeriğe sahip olmalıdır. Aksi takdirde 28 Şubat sürecinin yargılanıyor olmasının tek başına bir anlamı olmayacaktır. Asıl olması gereken, bu dönemin külli olarak tasfiye edilmesidir. Yapılması gerekli bir diğer iş de, mevzuattaki her türlü suiistimale açık olan “şeref ve haysiyet kırıcı suçlar” kısmının kaldırılması, yönetmeliğin daha belirgin hale getirilmesidir.



Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.