312 general davası üzerine...


Davanın konusunu kısaca özetlersek; Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman'ın Hürriyet gazetesinde "Kuzey Irak dağlarında Mussogorski'yi damarlarımda hissederim" şeklindeki açıklaması ile 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan'ın "Mehmetçiğin kanını Yemen'de niçin akıttık? Hâlâ soruyoruz" şeklindeki açıklamaları Ağustos 2003 tarihli gazete ve televizyonlarda "vatan-müstemleke" konulu geniş tartışmalara konu oldu.

Vakit gazetesinde "Onbaşı bile olamayacakların General olduğu ülke" başlıklı 25 Ağustos 2003 tarihli yazıda, adı geçen iki generalin açıklamaları belirtilerek Türk generalin Rusların Kars'ı işgali üzerine beste yapmış aşırı Rus milliyetçisi olan Mussogorski'nin bestesine duyduğu hayranlık ile Yemen'in vatan sınırı olduğunun bir general tarafından bilinmemesi, örnekler verilerek, general seçiminde nelere dikkat edilmesi gerektiğini yazar, kendi mizahi üslubu içinde değerlendirmiştir.

Bu karar üzerine Vakit gazetesine kızanlar sevinebilir, ancak ortada ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve hukuk tekniği açısından bir sorun vardır. Yazının içinde kişiliğe hakaret vardır-yoktur ayrı tartışma konusu ancak davanın hepimizi ilgilendiren bir yönüne değinmek istiyorum.

Köşe yazısı iki generali doğrudan hedef almış iken bütün generalleri kapsar şekilde yorumlanması hukuk tekniği açısından bir sorun ortaya çıkarmaktadır. Bir meslek mensubuna karşı yapılan hakaret halinde, o meslek mensuplarının tamamının dava açma hakkının varlığı hukuki bir sorundur. Bir kişinin söylediği bir söz yüzünden veya bir gazete makalesinde yapılan hakaret halinde binlerce kişiye dava açma hakkı tanınmasının yaratacağı sorunlar açıkça gözükmektedir.

Mahkemeye sunduğumuz emsal Yargıtay kararında, bir partiye hakaret edildiği ileri sürülerek partinin üyesi olan kişinin açtığı davada "Uygun illiyet bağı teorisiyle ilgili açıklanan ilkeler göz önünde tutulduğunda, davacının manevi üzüntüsü (zararı) ile davaya konu haksız eylem arasında, hukuk düzeni açısından değil, mantık bakımından bir bağlantı söz konusu olabilir. Aksinin kabulü halinde ise, saldırıya uğrayan siyasi partiye (tüzel kişiye) mensup her gerçek kişiye manevi tazminat davası açma hakkını tanıma gibi bir sonuç hasıl olur ki, bu durumda haksız eylem faili altından kalkamayacağı çok ağır bir tazminat borcu altına girer ve bu da hukuken kabul edilebilecek bir sonuç olamaz..." şeklinde değerlendirmede bulunulmuştur. (4. Hukuk Dairesi 1994/6307 E.-1995/5051 K.sayılı)

Vakit'i tazminat ödemeye mahkum eden Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesi 2001 yılında verdiği bir kararında "Beş genel başkanın seçtiği, yalakalık yapan insanlar meclise geldi" sözü nedeniyle bir milletvekilinin açtığı davada, "yalaka sözcüğüyle tüm milletvekilleri hedef alındığı açıktır ...ancak yansıma suretiyle davacının bundan alındığını ileri sürüp manevi ödence dilemesi yerinde bulunmamıştır." diyerek davayı reddetmiştir. (20. Asl.H. 2001/490 E. 2001/794 K)

Aynı söz üzerine başka milletvekillerinin açtığı davalar üzerine verilmiş kararlarda da "tüm milletvekillerinin hedef alınmadığı, isim zikredilmediği veya belirleyici nitelemede bulunulmadığı, dava hakkının yansıma yoluyla genişletilemeyeceği, doğrudan davacıyı hedeflemediği, ancak doğrudan muhatap alınma halinde kişiliğe saldırının var olabileceği" gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. (Ankara 24. Asliye Hukuk 2001/479 E. 2001/794 K., Ankara 17 Asliye Hukuk 2001/488 E.Yargıtay 4. HD 2001/13316 Esas ile onaylanmıştır.)

Yansıma yoluyla dolaylı olarak mantıki ilgi kurularak dava açma hakkı tanındığında fahiş bir tazminat yükü de ortaya çıkmaktadır. 312 general davasında olduğu gibi 2.000 TL tazminatın toplamı 624.000 TL gibi aşırı, orantısız bir miktar ortaya çıkarmıştır. Bir yazı için bu miktar bir tazminatın, katlanılamaz mağduriyete neden olacağı, basın özgürlüğünü zedeleyeceği, ticari hayatı yok edici olacağı açıktır.

Bu nedenle 312 general davası, Vakit gazetesine karşı olmakla, kızmakla geçiştirilecek bir sorun değildir. Sorunu Vakit gazetesinin değil bütün basının sorunu olarak görmek, ifade hakkını Asım Yenihaber'in değil bütün köşe yazarlarının, basın mensuplarının sorunu olarak görmek gerekir.

Bu nedenle davanın (matufiyet-aktif husumet ehliyeti) yönü üzerinde ayrıntılı değerlendirme yapması ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Mahkeme kararını temyiz edeceğimizden nihai durum Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararı ile kesinleşecek. Umarım ifade özgürlüğüne, basın özgürlüğüne ve hukuk tekniğine uygun, en doğru karar verilecektir. Zaman


Av. Hacı Ali Özhan Vakit gazetesi sahibi Nuri Aykon vekili

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.