Adalet, dinin üstünde değil
Matthıas Drobınskı   
Süddeutsche Zeıtung 12 Temmuz 2012

Ebeveynler reşit olmayan erkek çocuklarını dinsel nedenlerden dolayı sünnet ettirebilirler mi? İnanç özgürlüğü adına "kan akıtılabilir" mi? Kişilerin vücut bütünlüğünün; ebeveynlerin çocuklarının dinini belirleme hakkının ve dinî bir cemaatin öğretisine mensubiyetin kurallarını tüm cemaat üyeleri için tanımlamasının üstünde olduğu görüşüne sahip olan Köln Mahkemesi bu sorulara da 'hayır' yanıtını vermiş oldu. Bu soru ciddi bir soru ve hukukçular bunu tartışmaya açmakta haklılar. Hâkimleri antisemit ya da İslam karşıtı olarak değerlendiremeyiz. Ancak kararları da son derece sorunlu. Hiçbir yurttaş, kurallara uygun olarak, oğlunu sünnet ettirmekten dolayı kendisine müeyyide uygulanması ile tehdit edilememelidir. Adalet ebeveynlerin hakları ve dinsel özgürlük konusu üzerine eğildiğinde her şey bir yorum konusu haline gelmektedir. Anayasa mahkemesi hayvanların öldürülmeden kesilmesine izin vermekte ama kamusal alanda çarmıha gerilmeyi yasaklamaktadır. 

Tesettür söz konusu olduğunda, ya tamamen serbest bırakılmakta ya da tamamen yasaklanmaktadır. Tartışma, aileler çocuklarını, öğretimleriyle kendileri ilgilenmek için kamu okullarından aldıklarında daha tartışmalı bir hal almaktadır. Kadın sünneti konusunda ise Avrupa'da bir konsensüs oluşmuştur: Bu işlem bir kişinin cinsel hayatına yönelmiş hoyrat ve yıkıcı bir saldırı olarak kabul edilmektedir. Bu bakımdan, kadın sünneti yasa dışı ilan edilmiştir ve sert bir biçimde cezalandırılmaktadır. Dolayısıyla duruma, konuya göre bir yorum söz konusudur. Yahudilerin dört bin yıldır uyguladıkları oğlan çocuğu sünneti kızların sünnetiyle karşılaştırılabilir olmaktan uzaktır. Öyle ki, ABD'de, erkek sünneti, tıbbî nedenlerle, yasaklanmak bir yana tam aksine tavsiye edilmektedir: Orada erkeklerin yüzde 75'i ister Yahudi olsun, ister Müslüman, ister Hıristiyan ya da Ateist, sünnetlidir. Bu işleme tıbbî argümanlara karşı çıkanlar da bulunmakta ve bazı erkekler sünnetlerinden travmaya neden olan bir deneyim olarak söz etmekteler. 

Tıbbî bakımdan sünnet henüz üzerinde kesin bir uzlaşma olmayan bir konudur. Bunun dışında bir adam ilerleyen yaşlarında çocukken mensup olduğu dininden vazgeçebilir; bunu yaptığında sünnetten geri dönüş olamaz. Böyle bir örnekte sünnet, sonradan reddedilmiş bir dinin işareti olarak kalır. Ancak bir çocuğun ebeveynleriyle aynı kültür ve dinî inanca sahip olarak büyümesi genellikle kendisi açısından yararlı bir durumdur. Dolayısıyla bu hassas bir sorun olsa da başka bir durumun da göstergesidir: Sünnet yapılması Yahudi ve Müslüman genç erkeklerin sağlığı, huzuru ve özgürlüğünü kesinlikle yetkililere başvuruyu gerektirecek şekilde tehdit altına sokmamaktadır. Dolayısıyla bu konunun, kızların sünneti ya da Yehova şahitlerinin kan alıp vermeyi reddetmesi uygulamalarıyla karışlaştırılması uygun değildir, sonuçları itibarıyla bunlarla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. 

Mahkemelerin, emniyet teşkilatının ya da devletin müminlerin özel hayatına müdahalesi hata yapılmasını engelleyecek güçlü korkuluklarla çerçevelenmelidir. Oğlan çocukların sünneti Yahudi ve İslam dinlerinin temel ritüelidir. 

Verilen hukukî kararın sorunu da bundan kaynaklanmaktadır: Hâkimler bu kararla sadece yasaya ve anayasa hükümlerine uymayı sağlamış olmuyorlar, aynı zamanda nerdeyse bunlardan daha üstün olduğu iddiasındaki bir dinin mücahitleriymiş gibi kendilerini dinlerin üstünde gören derebeyleri haline gelmiş gibi oluyorlar. Böylece hâkimler, kendine özgü bir tarihin, kültürün ve gerçekliğin mirası, devlet ve mahkemelerden bağımsız bir nevi otorite olan yasal pozitivizmin uygulayıcısı oluyorlar. Oysa herhangi bir din ancak kendi iç mekanizmalarıyla değişebilmelidir. Gerçekten çok ivedi ve yaşamsal durumlarda dışarıdan bir mercii herhangi yasağın faydası konusunda bir karar verme hakkına sahip olabilir.  




Kaynak:Zaman
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.