ADALETSİZLİK RUH SAĞLIĞINI BOZAR
OSMAN ABALI
DOÇ. DR., PSIKIYATR, İSTANBUL ÜNIVERSITESI ÖĞRETIM ÜYESI  


Kuralların ilk insandan günümüze uygulanması ve vicdanlara işlemesi, suç davranışı ve hak ihlallerinin önüne geçilmesinde önemli bir mekanizma olmuştur. İnsanın var olduğu günden beri ilahi kurallarla belirlenen bu mekanizma toplumların medenileşmesi ile daha da gerekli hale gelmiştir. İnsanların belki de % 99,99 kadarının ortak bir akıl vicdan süreci ile vereceği kararlar hukuk kurallarının temelini oluşturur. Hırsızlığın, cinayetin, haksızlığın, tecavüzün bütün toplumlarda cezalandırıcı ve caydırıcı kanunları olduğunu görürüz. Kanun ve kurallar,  haklı ile haksızın ayrılması, doğru ile yanlışın belirlenmesi, suç işleyen ile mağdur olan kişinin belirlenmesinde gereklidir. İşlenen bir fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilme yeteneği 12 yaşından sonra gelişir. Dolayısı ile normal zekâda ve akıl hastalığı olmayan herkes kanun ve kuralları algılamak ve uygulamak zorundadır.

İnsanın kendini güvende hissetmesi adalet ile mümkündür. İnsani değerlerin ortaya konması ve insana özgü süreçlerin yaşanması açısından kişinin kendisini güvende hissetmesi gerekir. Kendini güvende hissetmeyen bireylerin temel ihtiyaçlarını bile erteledikleri bilinir. Hele hele üst düzey insani fonksiyonların ve ihtiyaçların güven duygusu ile doğrudan bağlantısı vardır. Bu kurallar algılanmadığında ve toplumda uygulanmadığında kişinin psikolojik süreçlerinde kaos oluşur. Düşünce, duygu ve davranışta stres ile birlikte bozulmalar meydana gelir. İnsanın karar alma mekanizması bozulur, algısı değişir. Böyle bir durumda ise o toplumda “normal olarak’’ yaşayan her bireyin hissettiği psikososyal stres süreci başlamış olur.

Adalet kavramı bozulursa ne olur? Bu sorunun cevabı önemlidir. Adalet kavramının türlü haksızlık ve kural ihlalleri ile bozulduğunda kişilerin o toplumdaki bakış açısı negatif yönde etkilenir. Hırsızlık yapan kişinin cezalandırılmaması özel mülkiyeti olan her bireyin bu mülkiyet hakkı açısından tehdit oluşturulmasına yol açar. Benzer şekilde katilin cezasız kalması, yaşama hakkı olan her bireyin kendi hayatından endişe etmesine yol açarken başkalarının da hayatına kolaylıkla kastedilmesine sebebiyet verir. Bu durumda toplumda olabilecek kaosun sınırlarını çizmek imkânsızdır.

Adalet kavramındaki değişiklik toplumu sarsar. Son aylarda ülkemizdeki yolsuzluk operasyonları ve bunun sonrasında oluşan gelişmeler adalet kavramını bir kez daha tartışmaya açmıştır. Güç odağının kendi adaletini kendisinin belirlediği bir sistem ile karşı karşıya kalınması vicdanları rahatsız etmektedir. Senin savcın benim savcım, senin polisin benim polisim gibi alışılmadık, toplumu kaosa sürükleyen argümanlar oluşmuştur. Halbuki yasalarda çizilen sınırlara bütün savcı ve polisler uymak zorundadır. Savcı ve polislerin dünya görüşü ne olursa olsun kanunları kendi açısından yorumlamaları düşünülemez. Suç herkese göre suçtur. Kanunlara göre hareket eden kişilere “şucu’’, “bucu’’ diyerek hareket alanlarını kısıtlamak akıl ve mantık ile açıklanamaz. Dünya görüşü olmayan bir kişi var mıdır? Şu ana kadar ülkemizde verilen bütün kararlar dünya görüşüne göre mi verilmiştir? Dünya görüşü ne olursa olsun bir devlet memurunun kendine çizilen kanuni sınırların dışına çıkması mümkün değildir. Ancak son aylarda yaşadığımız sebepsiz görevden almalar maalesef sanki birileri kanunlar dışında hareket ediyormuş gibi bir izlenim doğurmayı amaçlamaktadır. Bu durumda normal zekâya sahip her ferdin aklına birçok soru işaretleri gelmektedir. Eğer yolsuzluk yoksa neden görev yerleri değişmektedir? Eğer yolsuzluk varsa bunları açığa çıkaranların ödüllendirilmesi gerekmez mi? Yolsuzluk açığa çıktığı için görevden alınıyorlarsa bunu vicdanlar nasıl kabul eder? Eğer bu diğer çalışanlara da bir gözdağı ise bu konuda hemen her ferdin tepki göstermesi gerekmez mi? Bu soruların cevabı verilirken herkesin elini vicdanına koyup öyle cevap vermesi gerekir.

Toplumlardaki güç merkezlerinin, kanunları kendisine göre yontması, güç kazanması ve gücünü artırması için şekillendirmesi düşünülemez. Bu durumda kanunlar güç merkezlerini hiçbir zaman için zorlayamaz. Herhangi bir güç odağına trafik cezası yazan polisin bile görev yeri değişir. Bu konu, gelişmemiş toplumlarda sık gördüğümüz bir durumdur. Kanunların sadece gariban için uygulanması, haksızlık yapanların eğer “arkası’’ kuvvetli ise haksızlıkların yanına kâr kalması, bireylerin adalete olan inancını bozar. Bu durumda ise telafisi mümkün olmayan bir stres oluşur. “Kişiye göre adalet’’ kavramı devreye girer. Kişiye göre oluşan adalet sistemi sıradan her vatandaşı tedirgin eder. Çünkü bir kişinin kendini güvende hissetmesi için “temel yanlışların’’ herkes tarafından kabul edilmesi gerekir. Kanunlar nezdinde yanlış olan bir şeyin “güçlü kişiler’’ için yanlış olarak görülmemesi toplumsal bir felakettir. Hele hele gençlerin, zayıfların ve yoksulların geleceğe bakış açısını, idarecilere olan güvenini altüst eder. Eğer toplumda kanunlar sadece zayıflara uygulanıyor gibi bir algı oluşursa o takdirde insanların en temel yaşam enerjilerinden birisi olan ait olduğu topluma hizmet etme düşüncesi de bitirilmiş olacaktır. Toplumlardaki huzursuzluğun temelinde ise bozulan bu adalet duygusu hakimdir.

Adalet işlemezse toplumsal bozulma artar. Mahallede güçlü olan çocuğun oyunun kurallarını belirlemesi mümkündür. Bu durumda mahallenin kabadayısı olan kişinin çevresinde hemen bir odaklanma yaşanır. Çünkü kabadayının çevresindeki kişiler de benzer şekilde güç odağına sırtlarını dayadıkları için kuralsızlığı bir kural gibi uygulamaya başlarlar. Bu o mahalledeki düzenin bozulmasına, haksızlığın giderek bir rol model haline gelmesine sebebiyet verir. Bu örnekte olduğu gibi toplumun geleceğini ilgilendiren konularda ülkedeki herkesin çok daha hassas olması gerekir. Çünkü bozulan adalet mekanizması toplumun temel dinamiklerinde aksama meydana getirir. Bu adalet mekanizması bu ülkeye yıllar sonra da gerekir. Bu mekanizmanın ruhu bozulursa bundan daha doğmamış bebekler bile kötü yönde etkilenir. Adalet kavramı birilerinin dili ile dişi arasında altüst edilecek kadar basit bir kavram değildir. Herkese gerekli olan bu insani kavramın uygulanması konusu siyasetin çok çok üzerinde temel insani bir vazifedir. Bu vazifeyi ülkemizde yaşayan hemen her ferdin yerine getirmesi ülkemizin geleceği açısından olmazsa olmazdır. Adalet duygusu zedelenmiş fertlerin oluşturduğu toplumlar ise her türlü riske açık hale gelmektedir.

Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.