Adalette zamanaşımı
BEKİR ÇINAR
Doç. Dr., Epoka Üniversitesi


Türk Ceza Kanunu’nda zamanaşımı, ‘bir işin üzerinden belli bir süre geçtikten sonra o işin hükümsüz kalmasını ifade eden bir kavramdır. Ceza hukuku açısından ise devletin cezalandırma hakkını ortadan kaldıran bir sebep olup; işlenen suçun türüne, cezanın nev’i ve miktarına göre, kanun koyucu, kamu davasına ve cezanın infazına bir süre sınırı getirmek suretiyle, yargılama ve cezalandırma hakkından vazgeçmektir.’ Cezalandırma hakkından vazgeçilmesi insan hakları ihlali ve ‘adil devlet’ olma ilkesine terstir.

Bir yönüyle Türkiye gibi demokrasinin gelişmekte olduğu, adalet sisteminin siyasal baskılardan tam olarak kurtulamadığı bir sistemde zamanaşımı insanlara istedikleri gibi suç işleme yetkisi veriyor şeklinde anlaşılmaktadır. Cumhuriyet tarihi boyunca işlenen suçların ne kadarının adliye koridorlarında yargılanıp yargılanmadığının sorgulanması bile yukarıdaki iddiayı doğrulamaktadır.

Batı ülkeleri bir taraftan idam cezasını kaldırırken diğer taraftan zamanaşımını da ceza hukukunun dışında kalan alanlar için uygun görmüşlerdir. Bunun yakın anlamı, bir taraftan insanlar tehdit altında işlemedikleri suçu kabule zorlanarak idam edilmelerinin önüne geçmek; diğer taraftan da suçun işlendiği olağan üstü şartlar ortadan kalktığında suçluların adalet karşısına çıkarılmasına imkân sağlamaktır. Uzak anlamı ise, hem devletin adalet sağlamada zafiyete uğramasının önüne geçilmesi hem de iktidar ve gücü eline geçirenlerin bu güçlerini kaybettiklerinde işledikleri suçlardan yargılanmalarına kapıyı açık bırakmaktır.

İngiltere’den bir örnek vererek zamanaşımının ne tür insan hakları ihlaline sebebiyet verdiğini göstermekte yarar var. İngiltere’de 1975-1984 yılları arasında aralarında siyasetçi, emniyetçilerin bulunduğu nüfuzlu bir grup, çocukları düzenli olarak suistimal ediyorlar. Bu çocuklardan 20 kadarı öldürülüyor, 3 çocuğun nasıl öldürüldüğü o dönemde ortaya çıkarılmasına rağmen 17 çocuğun nasıl ve kim tarafından öldürüldüğü ortaya çıkarılamıyor. Zira eylem yapanlara ‘dokunulamıyor’.

Aradan 30 yıldan fazla bir süre geçtikten sonra olayın mağduru çocuklardan biri Londra Emniyet Müdürlüğü’ne şikâyette bulunuyor. Ne polis ne de adli makamların aklına ‘zamanaşımı’ süresini öne sürmek gelmiyor. Zira böyle bir yasal düzenleme mevcut değil. İngiliz gazeteleri ise hemen hemen son 10 gündür birinci sayfalarından bu konu hakkında haber yazıyorlar. O gün olayı araştıran fakat belki de araştırması durdurulan Londra Emniyet detektiflerinden biri konuyla ilgili ifadesinde, öldürülen 17 çocuğun yukarıda anılan nüfuzlu kişilerce öldürüldüğünü söylüyor.

Sonuçta deliller tamamlandığı zaman suç işleyenler ister hayatta olsunlar isterse olmasınlar yargılanacaklar ve adalet yerini bulacak. Ölenlerin mirasçıları masum bir babanın değil katil bir babanın çocukları olduklarını öğrenmiş olacak. Çocukları öldürülen ailelerin acıları adaletin tecelli etmesiyle bir nebze de dinecek. Ayrıca aradan 40 yıl geçse bile adaletin mutlaka yerini bulacağına inanacak ve yarına güvenle bakabilecekler.

Benzer olayları Batı ülkelerinin birçoğunda görmek mümkün. Çünkü kişilere karşı işlenen suçlarda zamanaşımı uygulamasının ne ceza hukuku, insan hakları ne de ‘kul hakkı’ açısından bir izahı mevcut değil. Tek bir açıklaması olabilir. O da ‘dokunulmazların’ işledikleri suçu zamanaşımı bahanesiyle saklamalarıdır.

Türkiye’de sadece kişilerin kişilere karşı işledikleri değil aynı zamanda devletin kişilere karşı işledikleri suçlar da zamanaşımı bahanesiyle soruşturulamıyor, kovuşturulamıyor. Bu, devletin adalet dağıtamamasıdır.

12 Eylül 1980 ihtilali evvelinde binlerce kişi anarşik (terör) eylemler sonucu hayatlarını kaybetti. Bunların çok azı mahkemeye taşındı ve muhtemeldir ki, yargılananların büyük bir kısmı ne eyleme katıldı ne de o gün oradaydı. Bu olaylar yargılanmadığı için 1990 sonrası sayıları binleri bulan ‘faili meçhuller’ ortaya çıktı. Çünkü eylemi yapanlar da yaptıranlar da biliyorlar ki, zamanaşımı süresi içeresinde bu kişilere dokunulamayacak ve işledikleri suçlar yanlarına kalacak.

Sistem adalete engel

Son altı ay içerisinde tekrar faili meçhuller başladı ve insanlar sokak ortasında öldürülüyor. Ne hikmetse failler bir türlü bulunamıyor. Bunun arkasında yatan tek bir neden var: “Türk ceza hukukundaki zamanaşımı süresinin hem ‘dava zamanaşımı’nı hem de ‘ceza zamanaşımı’nı kapsaması.” Devlet adına hareket eden savcılık makamının dava açmaması durumunda herhangi bir yaptırım yok. Dokunulmazların görev süreleri içerisinde dava açılamıyor. Zira kanun süreyi, yargılama yapılmadan ceza süresiyle orantılamış durumda. Bu süre de 8 yıl ile 30 yıl arasında değişiyor. Oldukça garip bir düzenleme! Bunun yanında ‘ceza zamanaşımı’ ise mahkeme bir kişiyi cezalandırıyor fakat cezalandırdığı kişinin suçunu infaz edemiyor. Zamana bağlı olarak da infazdan vazgeçiyor.

Sistem adalet dağıtımına da izin vermiyor. Yukarıda farklı bir açıdan iki ayrı ülkedeki zamanaşımının sonuçlarına bakıldığında Türkiye’de adaletin sadece kör değil aynı zamanda terazisinin de olmadığı görülmektedir. Ülkede insan hakları ihlalleri ayyuka çıkmış durumda. Diğer yandan da işlenmiş suçun cezasını sorgulayacak bir sistem ve suçluyu mahkûm edecek bir düzenleme zamanaşımı bahanesiyle sulandırılıyor.

Mağdurların sayısı sürekli artarken bu sistem hâlâ nasıl devam eder?



Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.