AİHM İçtihatları kapsamında, Devletin yaşam hakkına müdahalesi için gerekli şartlar nelerdir?
Terör sorunları bulunan Birleşik Krallık, Rusya ve Türkiye gibi ülkelerle ilgili davalar, bu hususta AİHM içtihatlarının oluşmasına sebebiyet vermiştir. Yaşam hakkına devletin müdahalesi ile ilgili ilk dava 1988 yılında M. ve Diğerleri v. Birleşik Krallık Davasıdır. Bu dava ile konu ile ilgili genel kıstaslar oluşturulmuştur.

Devletin yaşam hakkına müdahalesinde göz önüne alınması gereken önemli bir husus da özgürlük ve güvenlik dengesidir. Toplum halinde yaşamanın doğurduğu mecburi sonuç, bireylerin bir takım özgürlüklerinin sınırlanmasıdır. 

Bu sınırlamanın yapılmaması halinde bireylerin özgürlükleri kesişecek ve bunun sonucu olarak toplu yaşama mümkün olmayacaktır. Ancak toplum yararını gözetirken bireysel özgürlüklerin tamamen ortadan kaldırması da sakıncalar doğuracaktır. 

Bu nedenle, bu doktrinde anılan adıyla, özgürlük güvenlik dengesi sağlanmalıdır. Bu kapsamda devletin yaşam hakkına müdahalesinin tamamen yasaklanmasının doğuracağı zararlar ile keyfi öldürmelere sebep olunmasına varacak şekilde kolluk kuvvetlerine serbestlik sağlanmasının doğuracağı zararlar aynı seviyededir.

Kolluk kuvvetlerinin temel görevi kamu güvenliğini ve dolayısıyla bireylerin güvenliğini sağlamaktır. Kamu güvenliğinin sağlanması için en son çare olarak kolluk kuvvetleri tarafından güç kullanılabilir. Kullanılacak güç mutlaka orantılılık ilkesine uygun olmalıdır. 

Kolluk kuvvetlerinin kamu güvenliğine tehdit oluşturan kişilere karşı kullandığı güç, değişik hedeflere yönelik olabileceği gibi değişik metotlarla da vuku bulabilir. Ancak kullanılan gücün hedefi ve niteliği fark etmeksizin, güç kullanılmasının bireyin temel insan haklarına yönelik sınırlamada bulunulduğu gerçeği değişmemektedir. Örneğin bomba olduğundan şüphelenilen çanta, kolluk tarafından patlatılabilir. Ya da kolluk kuvvetleri üzerinde bomba taşıyan ve patlatmak üzere olan bir kişiyi bombayı patlatmadan önce öldürebilir. İlk örnekte mülkiyet hakkına ikinci örnekte yaşam hakkına müdahale edilmektedir.

Kolluk kuvvetleri tarafından bireylere karşı güç kullanımı son derece rahatsız sonuçlar doğurabilmektedir. Bir ya da birden çok kişinin hayatını kolluk kuvvetlerinin güç kullanması sonucu kaybetmesi, özellikle bu kişi ya da kişiler masumsa, kamuoyundan büyük tepkiler görebilmektedir. Gereksiz yere can kayıpları ve kamuoyu tepkisini önlemek yanında esasen bireylerin yaşam hakkını güvenceye alabilmek için kolluk kuvvetleri tarafından güç kullanılmasının yasalarla düzenlenmesi gerekir. Hemen hemen tüm ülkelerin anayasalarında kolluk kuvvetlerinin güç kullanması ile ilgili düzenlemeler vardır. Aynı konu üzerinde kanunlar da bulunmaktadır. Bu durum ülkemiz açısından da farklılık arz etmemektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi M. vs. Birleşik Krallık davasında kolluk kuvvetleri tarafından güç kullanılması ile ilgili olarak durumun hassaslığı nedeni üç şart geliştirmiştir. Normal şartlar altında kolluk kuvvetlerinin görevi vatandaşların güvenliğini sağlamaktır. Ancak kolluk kuvvetlerinin bir vatandaşın hayatını sona erdirmesi hali, kolluk kuvvetlerinin görevleri ve kamu gücünün kullanılması nedeni ile normal bir öldürmeden farklı muameleye tabi tutulmalıdır. Bunu sağlamak amacıyla AİHM M. ve Diğerleri v. Birleşik Krallık kararı ile üç kıstas oluşturmuştur. Bunlardan ilki olayın gerçekleşmesinden sonra tarafsız ve etkin bir soruşturma yürütülmesidir. İkincisi olayın görünüş itibarı ile müdahale gerekçesini haklı çıkarmaya yetecek şüpheyi uyandırması gerekmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta gerçek durum ile görünen durumun aynı olmasının gerekmemesidir. Son kıstas ise güç kullanımından önce alınması gereken tüm önlemler alınmalı, güç kullanımı gereksinimini en aza indirecek eylemler gerçekleştirilmelidir. Söz konusu kıstasların analizinden önce M. ve Diğerleri v. Birleşik Krallık Davasının incelenmesi yerinde olacaktır.

I.3. M. ve Diğerleri v. Birleşik Krallık Davası 

I.3.1. Olayın Özeti


4 Mart 1988 tarihinden önce Birleşik Krallık, İspanya ve Cebelitarık hükümetleri, Cebelitarık 'da bulunan kraliyet alayına karşı IRA tarafından terörist saldırı gerçekleştirileceğinin istihbaratını almışlardır. Teröristlerin kimliği Daniel M., Sean Savage ve Mariead Farrell olarak tespit edilmiş olup bu kişiler 4 Mart 1988 günü İspanyanın Malaga şehrinde görülmüşlerdir.

Birleşik Krallık tarafından görevlendirilen askeri yetkililer ile Cebelitarık yetkilileri 5 Mart 1988 gününde operasyonla ilgili bir toplantı yapılmış ve katılanlara brifing verilmiştir. Terörist saldırının kraliyet muhafız alayının yakınına bırakılacak bomba ile yapılacağı ve teröristlerin bombayı uzaktan patlatabilecek cihazları üzerlerinde taşıyabilecekleri bilgisi katı- lanlarla paylaşılmıştır.

6 Mart 1988 günü şüpheliler Birleşik Krallık askerleri tarafından izlenmeye başlanmışlardır. Şüpheliler otomobillerini kraliyet muhafız alayına karşı yapılacak bir bombalı saldırıya elverişli bir yere park ederek araçtan inip uzaklaşmaya başlamışlardır. Hala askerler tarafından takip edilmekte olan şüpheliler bir süre sonra birbirlerinden ayrılmışlardır. Sean Savage diğer iki şüpheliden ayrılarak başka bir yöne gitmiştir. Şüphelilerin ayrılması anında askerler şüphelileri yakalamaya karar vermişlerdir. İlk önce Daniel ve Mariead''e müdahale eden askerler ilk temas anında ateş açmışlardır. Aynı durum Sean'nin de başına gelmiştir. Askerler ilk temas anında ateş açmalarını, şüphelilerin hareketlerinden askerleri görür görmez bombayı patlatacak uzaktan kumandaya erişmeye çalıştıklarını düşünmelerine bağlamıştır.

Şüphelilerin öldürülmelerinden sonra üzerleri arandığında herhangi bir uzaktan kumanda bulunamamıştır. Aynı şekilde şüphelilerin arabaları incelenmesi sonucu herhangi bir patlayıcı madde bulunamamıştır. Ancak şüphelilerin araçtan ayrılmaları üzerine bir asker tarafından yapılan kısa bir inceleme sonucu aracın bomba taşıması ihtimalinin çok yüksek olduğu belirtilmiştir. Yakalama yapmakla görevli askerler de buna göre hareket etmişlerdir.

1.3.2. Başvurucuların İddiası

Başvurucular Birleşik Krallık devletinin şüphelileri yakalama değil öldürme kastı bulunduğunu ve bu nedenle yaşam hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.

1.3.3. Devletin Savunması

Devlet AİHS m. 2/2 kapsamında hareket edildiğini masumların güvenliği ve kanun kaçaklarının yakalanması için hareket edildiğini öne sürmüştür.

1.3.4. Mahkemenin Görüşü

Mahkeme yanlış istihbarat nedeni ile sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edilmediğine hükmetmiştir. Şüphelilerin uzaktan kumanda ya da silah taşımamaları, şüphelilere ait araçta bomba bulunmaması, bu eşyaların bulunma riskinin yeterince kuvvetli olmadığı anlamına gelmez. Ayrıca söz konusu eşyaların bulunma ihtimali görünüşte yüksektir. Diğer taraftan mahkeme, kolluk kuvvetlerinin şüphelilere olay gününden daha erken müdahale edebilmesinin mümkün olduğunu belirtmiştir. 

Bu şekilde bomba patlama riski bulunmadan şüphelilerin canlı yakalanması mümkün olabileceğinden mahkeme geç müdahale sebebiyle madde 2'nin ihlal edildiğine hükmetmiştir.

9 hâkimin karşı görüşü ise madde 2'nin ihlal edilmediği yönündedir. Mutlak zorunluluk halinde kolluk kuvvetleri masum hayatları kurtarmak adına öldürmek için silah kullanabilirler. Karşıt görüşe göre bu şart sağlanmıştır. Çünkü olayda masum hayatların tehlikeye düştüğüne ina- nılabilecek derecede şüphe oluşmuştur. Ayrıca azınlık hâkimleri kolluk kuvvetlerinin olay günü yargılama gününe göre çok daha az bilgi sahibi olduklarını beyan etmiştir. Tüm bu şartlar birlikte değerlendirilerek madde 2‘nin ihlali olmadığına karar verilmelidir.

I.4. Etkin Soruşturma Yapma Yükümlülüğü

Kolluk kuvvetinin güç kullanması sonucu yaşam hakkı ihlali durumu ortaya çıktığında devletin bu durumu aydınlatmak için etkin soruşturma başlatması gerekir. Bu durum devletin pozitif yükümlülüklerinin de bir gereğidir. Başlatılan soruşturma, normal bir suç iddiasına yapılacak soruşturmaya göre çok daha özenli yapılmalıdır. Ayrıca devletin son derece tarafsız davranması ve memurlarını korumaktan kaçınması gerekmektedir. 

Bu şartların sebebi ihlalin kamu kuvveti kullanılarak gerçekleştirilmiş olmasıdır. Ayrıca ancak bu şekilde yaşam hakkını koruyan yasalar uygulanabilir ve kamu kurumlarının hesap verebilirliği sağlanabilir. Bunların yanında öldürücü güç kullanılmasının sebeplerinin ve hukuka uygunluğunun aydınlatılması da ancak söz konusu şartlara uyularak yapılan soruşturma sonucu belirlenebilir. Son olarak belirtmek gerekir ki etkin soruşturma yükümlülüğü kamu görevlilerinin sebep olduğu yaşam hakkı ihlalleri nedeniyle getirilmiş olmasına rağmen AİHM içtihatlarında, zaman içinde tüm yaşam hakkı ihlallerinin soruşturulmasına yayılmıştır.

Etkin soruşturmanın yapılıp yapılmadığı her olayın tek tek incelenmesi yolu ile tespit edilmelidir. 2000'li yıllara kadar AİHM etkin soruşturma konusunda objektif kıstaslar getirmemiş olmasına rağmen 2001 yılında yapılan bir başvuruda verdiği kararla etkin soruşturmanın şartlarını belirlemiştir. Bu şartlar “Jordan Prensipleri” olarak anılmaktadır. Ancak Jordan Prensipleri tamamen yeni şartlar olmayıp M. ve Diğerleri v. Birleşik Krallık Davasından beri AİHM önüne gelen davalarda uygulanan bir takım prensiplerin sistematikleştirilmesinden ibarettir. Jordan Prensipleri şunlardır:

• Soruşturma makamlarının yaşam hakkının ihlali hakkında bilgi alır almaz re'sen harekete geçmeleri.
• Olayla ilgili tüm delillerin mümkün olan en iyi şekilde ve kısa sürede toplanması.
• İhlali gerçekleştiren kamu görevlileri ile soruşturmacı arasında bağlılık bulunmaması. (soruşturmacının bağımsızlığı)
• Soruşturmanın mümkün olan en kısa sürede tamamlanması.
• Soruşturma sürecinin mağdurun ve yakınlarının katılımına açık olması ile soruşturmanın kamuya açık ve tarafsız olarak yapılması.

Etkin soruşturmanın temel şartlarından biri soruşturmacının ihlali gerçekleştiren kişilerden teoride ve pratikte tamamen bağımsız olmasıdır. Bunun yanında ihlal olayına karışan kişilerin soruşturmada görev almamaları gerekmektedir. Ülkemizin güneydoğusunda olağanüstü hal uygulandığı tarihlerde, kamu görevlilerine soruşturma yapılabilmesi için idari amirlerden oluşan bir kuruldan izin alınması gerekmektedir. Bu durum soruşturmacının bağımsızlığını zedelemektedir. Aynı zamanda devletin tarafsız davranma yükümlülüğüne de aykırılık teşkil etmektedir. Konu hakkında Türkiye aleyhine verilen kararların önemli bir gerekçesi de bu kurulun varlığı ve işlevidir.

Etkili soruşturma için gereken bir diğer şart ise soruşturmanın gereğinden uzun sürmemesidir. Soruşturma süresi, soruşturmanın etkililiğini gösteren en önemli faktördür. Soruşturma olaydan haberdar alınmasından itibaren derhal başlamalı ve makul bir hızla bitirilmelidir. Soruşturmanın makul sürede tamamlanıp tamamlanmadığı her olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir. Makul süre, halkın hukukun üstünlüğüne bağlılığını zedelemeyecek ve halka hukuka aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik görünümü verilmesini engelleyecek bir süre olarak kabul edilmelidir.
Soruşturma olayı aydınlatmaya yönelik olmalıdır. Bu kapsamda tüm deliller toplanmalı, tanıklar dinlenmeli ve bilirkişi raporları hazırlanmalıdır. 

Soruşturma aşamasında toplanan deliller mahkemece karar verilmesine elverişli olmalıdır. Soruşturma aşamasında yeterince delil toplanmaması, etkin soruşturma yükümlülüğüne aykırılık oluşturan temek etkenlerdendir.
Soruşturmanın etkinliğini sağlayan unsurlardan bir diğeri de mağdurun, mağdur hayata veda etmişse ailesinin soruşturma evresine dâhil edilmesidir. Mağdurun ailesi ve yakınları herhangi bir kişiden farklıdırlar. Kimi zaman intikam amacı ile de olsa bu kişiler adaletin sağlanması için soruşturmaya katılmak istemektedirler. Kamuoyunun tatmini ve soruşturmanın kamuoyuna açık ve tarafsız olarak yapıldığını göstermek amacıyla mağdurun ailesi ve yakınları soruşturmaya taraf olarak kabul edilmelidirler.

Yaşam hakkı ihlalinden haberdar olan tüm yetkililerin, olay hakkında bilgi aldıkları andan itibaren derhal ve re'sen harekete geçmeleri gerekir. Yetkililerin mağdurun veya mağdurun akrabalarının katılımını beklemeleri AİHM içtihatlarına göre mümkün değildir. Zaten bu durum iç hukukumuza göre de hukuka aykırılık teşkil etmektedir.
Devletin soruşturmanın sonucundan dolayı bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Devletin sorumluluğu soruşturmanın makul sürede tamamlanmasından, olayla ilgili tüm delillerin toplanmasından ve soruşturmanın tarafsızlığından dolayıdır. Yani devletin sorumluluğu sonuç değil vasıta sorumluluğudur.

Etkin soruşturma yükümlülüğüne aykırılık, yaşam hakkı ihlallerinin en büyük sebeplerinden biridir. Bu konu hakkında birçok karar bulunmaktadır. Yukarıda incelenen Çakıcı v. Türkiye Davası da etkin soruşturma yükümlülüğünün ihlaline ilişkindir. Aynı şekilde M. vs. Birleşik Krallık Davasında mahkeme olayın etkili bir şekilde soruşturulduğuna karar vermiştir. Buna gerekçe olarak Cebelitarık yetkililerince yapılan soruşturmada 79 tanık dinlenmesini, bilirkişilerin mahkemeye rapor vermişini, duruşma süresi sadece 19 gün olmasını göstermiştir. Etkin soruşturma yükümlülüğüne ilişkin karar örnekleri aşağıda incelenmiştir.

1.4.1. Bozkır ve Diğerleri v. Türkiye Davası 

1.4.1.1. Olayın Özeti


Başvurucuların akrabaları olan toplam 5 kişi Hakkâri'nin Otluca köyünün kırsalında 26 Ağustos 1996 günü çobanlık yapmaktadırlar. Aynı günde ve bölgede güvenlik güçleri ile PKK üyesi teröristler arasında çatışma yaşanmıştır. Başvurucuların akrabaları ise bu çatışmadan sonra ortadan kaybolmuştur.

Bu olay üzerine başvurucular cumhuriyet savcılığına başvurmuşlardır. 5 Eylül 1996 günü başvurucular operasyon bölgesinde kendi çabaları ile bir arama yapmışlardır. Bu tarihlerde kolluk kuvvetleri valilik ve savcılığa kaybolan kişileri tutuklamadıklarını bildirmişlerdir. Bu bildirim yanında kaybolan kişilerin PKK'ya katılmış olabilecekleri ihtimali hatırlatılmıştır.

Soruşturmaya devam eden savcılık bazı köylülerden ifade almıştır. 9 Temmuz 1997 günü başvuruculardan biri savcılığa Susurluk olayı ile ilgili olarak TBMM komisyonuna ifade veren bir subayın bu olayla ilgili de ifadesinin alınmasını talep etmiştir. 8 Aralık 1997 tarihinde ifadesi alınan subay başka bir subaydan başvurucuların akrabaları olan 5 çobanın çatışma bölgesinde öldürüldüklerini duyduğunu söylemiştir.

23 Mart 1998 de başvurucular yaptıkları arama sonucu buldukları kaybolan çobanlara ait eşyaları savcılığa teslim etmişlerdir. Bu eşyalar üzerinde kan ya da mermi izi olmadığı savcı tarafından görülmüştür. 2004 yılında başvurucular avukat tutmuşlardır. Savcılık bu avukatla dosyada olan tüm bilgileri paylaşmıştır.

1.4.1.2. Başvurucunun İddiası

Başvurucular, akrabalarının kaybolmasından güvenlik güçlerinin sorumlu olduğunu iddia etmektedirler. Bunun yanında devletin olayı aydınlatmak adına etkili bir soruşturma yapmadığını iddia etmektedirler.

1.4.1.3. Devletin Savunması

Devlet, PKK nedeni ile bölgede güvenlik zafiyeti bulunduğunu kişilerin kaybolmasında güvenlik güçlerinin herhangi bir payının olmadığını, olay sonrası yapılan soruşturmanın etkili olduğunu iddia etmektedir.

1.4.1.4. Mahkemenin Görüşü

Mahkeme taraflar arasında kişilerin kayboldukları konusunda bir uyuşmazlık bulunmadığını kabul etmekle beraber uyuşmazlığın kaynağının kaybolan kişilerin kolluk kuvvetleri tarafından gözaltına alınıp alınmadığı konusunda olduğunu tespit etmiştir. Ancak eldeki delillerin kaybolan kişilerin akıbetini aydınlatmakta yetersiz kalması nedeniyle mahkeme kişilerin kaybolmasından dolayı devletin yaşam hakkını ihlal ettiği iddiasını reddetmiştir.
Mahkeme içtihatlarında da belirtildiği gibi devletlerin yaşam hakkını ihlal eden bir durumu aydınlatmak için etkin soruşturma yürütme yükümlülüğü vardır. 

Olaydaki soruşturma da bu kapsamda değerlendirilmelidir. Olayda kaybolan kişilerin kaybolduğu bölgede herhangi bir araştırma ya da delil toplama faaliyeti soruşturma makamı tarafından yapılmamıştır. Köylülerce olay yerinden toplanan eşyalar üzerinde kriminal inceleme yapılmamıştır. Bunun haricinde hiç bir kolluk kuvvetleri personelinin ifadesi de soruşturma makamınca alınmış değildir. Tüm bu eksikler değerlendirilince, mahkeme yürütülen soruşturmanın etkin bir soruşturma olmadığına hükmetmiştir. Bu durum da devletin yaşam hakkını ihlal ettiği sonucunu ortaya çıkarmaktadır.

Av. Fatih Burak
İstanbul Barosu Dergisi 2014/2


Kaynak: adliforum.com
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.