AİHM, Türkiye ve itirazlar

Eser Karakaş

Çarşamba günü yaklaşık tüm gazetelerde gördüğümüz üç haber sırasıyla şunlar: İzmir'de toplanan ve AİHM için reform çağrısı yapan Avrupa Konseyi Dışişleri Bakanları toplantısı, kışlada diskoya AİHM'den ceza ve ensesinden G-3 tüfekle vurularak ölen askerin intihar ettiği iddiası.

Söz konusu üç haber ve bu haberler üzerinden AİHM-Türkiye ilişkilerini yorumlamak bana bazı konuların aydınlatılması için son derece önemli geliyor ve tüm bu haberleri de AİHM'de sonuçlanan Hrant Dink davasına Türkiye Devleti'nin verdiği korkunç savunma ile birleştirmek de gerekiyor.

İzmir'de yapılan toplantıdan gazetelere yansıyan haberler, AİHM için bir reform çağrısı yapıldığını ortaya koyuyor; söz konusu reform çağrısının özü de AİHM'ye yapılan başvuruları azaltmak, Mahkeme önünde biriken dosya sayısını düşürmek için önlemler almak.

İlk okuduğunuzda, duyduğunuzda kulağınıza hoş gelebiliyor ama biraz daha derinlikli düşündüğünüzde meselenin başka boyutlarını da fark ediyorsunuz; AİHM, Avrupa Konseyi üyesi 47 ülkenin yaklaşık sekiz yüz milyon vatandaşının iç hukuk yollarını tükettikten sonra temel hak ve özgürlüklerini garanti altına alabilmek için başvurabildiği bir üst mahkeme. Bu ifadem, belki de diğer bütün ülkelerden çok Türkiye için geçerli, Kenan Evren için dava açmak isteyen ve mesleğinden olan savcı Sacit Kayasu'yu bir hatırlayın lütfen; Türkiye'de yüksek yargının ürettiği berbat temel hak ve özgürlük kararlarının insan, vatandaş lehine mahkûm edildiği, yerel hukukun evrensel hukukla uyumsuzluğunun ortaya konulabildiği yegane mercii de AİHM.

Unutmayalım, Türkiye, köylülere dışkı yedirmenin iç hukuk yollarında cezalandırılamadığı, bu iğrençliğin ancak AİHM'de karşılığını bulabildiği bir ülke.

Bu arada seneler sonra bireysel başvuru yollarını açan rahmetli Turgut Özal'ı bir kez daha şükranla anmak lazım; bireysel başvuru meselesinin özellikle 60'lı, 70'li yıllarda sözde ilerici Türkiye solu tarafından hiç gündeme getirilmemesi de başlı başına ilginç bir konu, başka bir yazıda muhtemelen ele almak, tartışmak gerekebilir.

Meseleye bu çerçeveden bakıldığında İzmir'den yapılan reform çağrısının anlamlı olabilmesi için üye ülkelerden ve özellikle de Türkiye'den yapılan başvuru sayısının azaltılmasında yerindenlik ilkesinin iyi işlemesi gerekiyor. Yoksa başvuruları harca bağlamak, avukat zorunluluğu getirmek, doğrudur, başvuru sayısını bir ölçüde azaltır, ama sistemin merkezine insanı oturtmak isteyen bir siyasi iktidarın yurttaşın AİHM'ye başvurusunu zorlaştırmaya çalışmasını anlamak da kolay değildir; üstelik Mahkeme Başkanı'nın bu tür önlemlere çok sıcak bakmadıklarını açıklamasına rağmen.

Üye devletlerin büyük bir bölümünün, aralarında maalesef Türkiye de var galiba, yanılmıyor isem temel sıkıntıları AİHM'den çıkan temel hak ve özgürlükleri genişleten, devletleri mahkûm eden kararlardan duydukları rahatsızlık; oysa yapılması gereken, yine özellikle de bizim yapmamız gereken, AİHM kararlarından rahatsızlık duymak değil, iç hukukta temel hak ve özgürlükleri genişleterek AİHM'ye giden, AİHM'den mahkûmiyet kararı çıkan dosya sayısını azaltmak olmalı. Burada galiba siyasi iktidar klasik bir devlet refleksi göstererek iç hukukta insan hakları reformları yapmak, mesela sivil-asker ilişkilerini değiştirmek yerine, AİHM'ye başvuruları zorlaştırarak konuyu çözmeye çalışıyor; gerçekten gelinen noktayı üzücü buluyorum.

Gelelim ikinci konuya; zaten ikinci konu da ana konumuzla doğrudan ilgili. AİHM'nin açıkladığı bir karara göre; "askerlik hizmeti esnasında, bir komutanın kararıyla oda hapsi (askerî argoda disko cezası) cezası verilmesinin insan hakları ihlali niteliği taşıdığına karar verildi. Türkiye'nin sözleşmenin 5. maddesini ihlal ettiğine karar veren AİHM'nin gerekçeli kararında "askerlik hizmeti sırasındaki hapis cezalarının ve bunlara itirazların yetkili ve bağımsız yargı organları tarafından verilebileceği" yorumu bulunuyor.

Bu kararın çok önemli iki mantıksal çıkarsaması var; birincisi, bugüne dek, nasıl oluyor da, askerlik hizmeti sırasında verilen özgürlüğü sınırlayan cezalara yargı yolunun kapalı oluşu gündeme gelmedi ve bu ayıplı durum sürdü gitti. İkincisi ise bu karar sonrası Türkiye'nin nasıl bir tavır alacağı. Bilindiği gibi bu kararın açıklanmasından sonra üç ay içinde mahkûm olan devletin AİHM Büyük Dairesi'ne itiraz hakkı var; bakalım Türkiye bu karara itiraz etme ayıbını, yanlışını yapacak mı? Gerçekten insanı sistemin merkezine koyan bir siyasi iktidar bu kararı temyiz etme yerine iç hukukta gerekli değişikliği hemen yapıp, hukuk sistemimizi bir ayıptan kurtarma yolunu tercih etmeli. Bendeniz büyük bir merakla bu kararın devletimiz tarafından temyiz edilip edilmeyeceğinin takipçisi olacağım ve şayet, inşallah etmezler, bu yanlışı yaparlar ise bu meseleyi kamuoyuyla paylaşmak için tüm imkânları kullanacağım, yani devletimizi kendi kamuoyumuza şikâyet edeceğim.

Üçüncü ve yine çok önemli konu ve örnek; askerliğini yaparken Iğdır'da ensesinden vurulduğu halde (G-3 tüfekle insan nasıl ensesinden kendini vurabilir?) bu olayın "intihar" diye kapatılması; bugüne dek böyle olaylar oldu ve bizim iç hukukumuz hep intihar ihtimalinde ısrarcı oldu ve ancak AİHM bu saçmalıklara bir nokta koyabildi. Tüm bu örnekler AİHM'nin önemini, görmek isteyenler için, çok net bir biçimde ortaya koyuyor.

Yukarıda belirttiğim oda hapsi meselesinde Türkiye'nin kesinlikle itiraz hakkını kullanmaması gerekiyor; Türkiye, bu konuda itiraz hakkını kullanır ise siyasi iktidarın sivil-asker ilişkilerini çağdaş bir çerçeveye sokma çabasının anlamı tümüyle ortadan kalkar diye düşünüyorum.

Yazıya son vermeden önce, Hrant Dink davasında Türkiye'nin verdiği savunma dilekçesinin korkunçluğunu bir kez daha hatırlatalım; bu dilekçeyi kimin bu şekilde yazdığını da hâlâ öğrenebilmiş değiliz. Bu skandaldan sonra Dışişleri Bakanı Sayın Davutoğlu, ifade özgürlüğü konularında artık AİHM'ye savunma vermeyeceklerini ifade etmiş idi. Oda hapsi meselesi bir ifade özgürlüğü konusu değil ama esastan hukuk devletini ilgilendiren bir konu; bakalım devletimiz bu konuda nasıl davranacak?


Zaman
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.