'Aklı başında yurttaş intikam değil, adalet istiyor'
Adalet, yalnızca yargı organları tarafından inşa edilen bir olgu da değil. Yönetime katılabilmeyi, adam yerine konulmayı, sömürülmemeyi, insanca yaşamı, güvenlik hissini vs. içerir. Yurttaş adil bir toprakta yaşadığını, haksızlığa uğramadığını düşünmelidir. Aksi halde ne içinde yaşadığı toplumun kurallarına ne de devlet otoritesine bağlılık/saygı duyar.

Gerçek anlamıyla güçlü devletlerin, yurttaşı güçlüdür. Yurttaş kendini güçlü duyumsadığı için yaşadığı sisteme ve o sistemin kendisi dışındaki unsurlarına saygılıdır. Yurttaşı güçsüz olup devlet aygıtı pek güçlü görünenlerinse bir fiskelik canı var. O fiskenin ne zaman, kim ya da kimler tarafından vurulacağı da bilinemez.

Bir gün gelip hiç işe yaramayacak olsa da savunulmalıdır

1980’lerin başında SSCB’nin ve Doğu Bloku ülkelerinin, on yıl sonra ve yalnızca bir iki yıl içinde darmadağın olacağı söylense, deli muamelesi yapılırdı herhalde. O heybetli demir yumruklar, sistemlerini ayakta tutamadı. Demokratik sistemler sırtını zırhlı araçlara değil güçlü yurttaşa dayar. İşte adalet, hem o devletin hem de yurttaşın ‘gücü’ için hava gibi, su gibi elzem.

Hâl böyleyken adaletin tesisi, ‘bir gün benim de işime yarar’ kaygısıyla değil, adalet duygusunun bizatihi kendisi çok değerli olduğu için ve hatta ‘bir gün gelip hiç işe yaramayacak olsa da,’ savunulmalıdır.

‘Adaletin’ yargı boyutuysa, demokratik ülkelerde bugünkü haline hayli zahmetli yüz yıllar sonunda gelebildi. Demokrasiler her geçen gün, daha da ‘adil’ olmaya, yeni yöntem ve araçlar geliştirmeye çalışıyor. Çünkü dünya ve kuşaklar değişiyor, gereksinimler dönüşüyor, çoğalıyor; on yıllar öncesinde hiç kimsenin aklına gelmeyecek konular tartışılır oluyor.

Yargı konusunda değişmeyen ve değişmemesi gereken ise, elinde terazisiyle gözleri bağlı adalet tanrıçası Themis’in değeri. O göz bağı açılır da Themis çevresini görüverir, terazinin bir kefesi ağır basmaya başlarsa, vah devletlerin ve toplumların haline. Gerisini siz düşünün. Ya da çok düşünmeyin, Türkiye’ye bakın yeter!

‘Yerini bulan adalet’ ifadesi ise, içinde ‘karşılık vermeyi/bulmayı’ barındırır. Söz konusu karşılık, asırlar boyunca her hukuk düzeninde farklılık gösterdi. Batı demokrasilerinde ve Türkiye’de bugün tanık olduğumuz cezalandırma/karşılık yöntemleri, modern devletin gelişimi ve kuşkusuz suç/adalet/cezalandırma düşüncesindeki dönüşümle ilişkili.

Örneğin o demokratik devlet, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren insan hakları prensibinden ayrı düşünülemediği içindir ki, artık idam cezası muteber değil. Burada sözü edilen karşılık, ilkel ‘intikam’ dürtüsü değil. Ya da belki de daha doğru söyleyişle, intikam adı verilen duygu ve yöntemin, modern hali.

İntikam bir kötülüğü bir diğer kötülükle gidermeye kalkışmaktır

Kaçınılması gereken ‘intikam’ dürtüsü, kişilerin/kurumların bir kötülüğü bir diğer kötülükle gidermeye kalkışmasıdır. Acı çektirme isteğidir. İçinde ‘kötücüllük,’ ‘aşağılama’ ve bir ölçüde ‘keyfilik’ barındırır.

Bir örnek verelim. 17’nci yüzyıl ortasında İngiltere’de Kral’ı deviren parlamento güçlerinin başındaki general Oliver Cromwell, Lordlar Kamarası’nı dağıtıp Cumhuriyet’i ilan etti ve kendi buyurgan yönetimini kurdu. Ancak 17’nci yüzyılda artık çok güçlenmiş olan parlamentonun buna tahammül etmesi mümkün değildi. Nitekim bu dönem çok kısa sürdü ve Cromwell ölünce yeniden monarşiye geçildi. Sürgünden dönen yeni Kral, bir süre sonra Cromwell’in cesedini mezarından çıkarıp kafatasını Westminster’ın yani meclis binasının kapısına, yüksekçe bir yere asarak uzun süre sergiledi. Hem intikam hem de ibret-i âlem olsun da bir kez daha hiç kimse buyurganlık düşleri kuramasın diye. İşte intikam dürtüsü derken anlatmak istediğim böyle bir tutum.

Dingo’nun Ahırı’yla demokratik devlet arasındaki en temel fark

Oysa demokratik devletlerde cezalandırma işlevi olan ‘karşılık,’ derecesi devletçe belirlenmiş ve yalnızca onun tarafından sergilenebilecek bir eylem. Sınırlarını kamu gücünün çizdiği o derece; adil, insancıl, uygun, ölçülü olmak durumunda. Dingo’nun Ahırı’yla demokratik devlet arasındaki en temel farklardan biri bu.

Türkiye’de ‘yerli malı’ Themis’in gözündeki bağ hep biraz gevşek olmuş, kimi zaman tümüyle düşmüştür. Ne yargı ne de yargıç sorunumuz dün başladı. Buna mukabil, bugün olduğu gibi göz bağının neredeyse tümüyle çıkarıldığı ve Themis’in, terazisini kahveci tepsisi gibi sallaya savura gezindiği bir dönem pek de vakayı adiye sayılmaz.

Günümüz Türkiyesi’nin gerek idaresinde gerek yargısında, şakülü kaymış durumda. Haliyle 7 Haziran sonrası büyük mesele, o şakülün nasıl düzeltileceği ve mülkün temeli olan adaletin yeniden asgari düzeyde de olsa, nasıl kurulacağı.

Muhalefet bir araya gelip acil yasa değişikliklerini yapmalı

Bu satırların yazarının ‘ilk adım’ olarak naçizane önerisi, üç muhalefet partisinin asgari müştereklerde bir araya gelip gerekli/acil yasa değişikliklerini (HSYK, İç güvenlik, seçim yasası, internet vs.) yaptıktan ve Yüce Divan yolunu açtıktan sonra, kendi yollarına gitmeleri yönündedir.

Şu aşamada AKP’yle koalisyon yapıldığında, yapan partinin eriyeceği, perişan olacağı ve ‘koalisyon ne kötü bir şey’ yalanının bir kez daha perçinleneceği açık.

AKP’nin 2015 model milletvekilleriyle, yani önceki dönemlerden farklı olarak tam bir ‘mutlak adanmışlar’ korosuyla, anti demokratik yasaları değiştirebileceğini düşünenler olabilir kuşkusuz. Bir balığın kavağa çıkabileceğini düşünenler olabileceği gibi. Aynı kanıda değilim. Balığın kavağa çıkabileceğini düşünmüyorum. Çıkabilecek olsa bugüne dek çıkardı.

Asgari düzeyde bir adalet duygusu yeniden tesis edilmek zorunda

Türkiye’de asgari düzeyde bir adalet duygusu yeniden tesis edilmek zorunda. Tekrar: Bu bir zorunluluk. Her alanda, özellikle idare ve yargıda. Memlekette yaşananlar, süren ya da maharetle sonlandırılan soruşturma süreçleri, dürüst insanların aklını zorladı ve zorluyor. Makul yurttaş/seçmen, ahir ömründe ‘intikam’ değil, hep adını duyduğu ama pek karşılaşmadığı ‘adaleti’ görmek istiyor. Hepsi bu.

Bayrak önünde arsız pozlar verdirilen Rıza Sarraf ve benzerlerinin aldığı yeni mülkler ile madenlerde katledilen yoksul emekçi cenazelerinin yan yana haber olabildiği Türkiye’nin gencecik insanlarına; topraklarına, toplumlarına sahip çıkmaları ve dürüst insanlar olmaları için bir ‘gerekçe’ sunabilmeliyiz. O gerekçe sunulamadığında, koskoca bir ömür ‘bir başkadır benim memleketim’ çığırarak geçmiyor zira.

Neymiş efendim, aslında AKP içinde de ‘rahatsız’ olanlar varmış. Ah canlarım, kıyamam. Çok yıpratmasalar keşke kendilerini.

Adalet isteniyor, adalet. Bu kadar basit. Anlamayacak bir şey yok…

(MURAT SEVİNÇ /DİKEN)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.