Anayasa çalışma grubu raparonun analizi (1)

Dr. Ümit Kardaş

Toplantılara toplam olarak 5.649 kişi katıldı. 568 katılımcı söz aldı. Toplanan veriler talepler halinde Anayasa Çalışma Grubu'na (AÇG) aktarıldı. Üyesi bulunduğum AÇG bu veriler üzerinde değerlendirmeler yapıp sonuçlar çıkardı. Bu sonuçlar 46 sayfalık bir ara rapor halinde hazırlanıp 25 Mayıs 2011 tarihinde bir basın toplantısıyla kamuoyuna açıklandı. Bu raporda madde önerilerinden oluşan bir anayasa taslağı ya da ilkeler demeti yok. Raporda, halktan gelen taleplerin sistematik hale getirilip AÇG tarafından Türkiye'nin siyasî, ekonomik, tarihî, kültürel tespitlerinden yola çıkılarak ve evrensel metinler, ilkeler ve ülke örnekleri göz önüne alınarak değerlendirilmesi ve öneri haline getirilmesi söz konusu. Anayasa üzerinde düşünen herkesin bu raporu okumasını tavsiye ederek raporda yapılan değerlendirme ve önerileri özetlemek istiyorum.

Raporun başlangıç bölümünde, Türkiye toplumunun, 21. yüzyılın başında kendi toplum sözleşmesini ve bu sözleşme üzerine kuracağı anayasası ile siyasal yapısını aradığı, artık demokratik iradelerin ürünü olmayan anayasalar ve anayasal düzenlerle barışın ve özgürlüğün güvence altına alınamayacağını, geleceğin güvenle inşa edilemeyeceğini gördüğü, tüm farklılıklarını değerli gören, siyasete, hukuka ve anayasaya yönelik ilgisizliği terk edip siyasallaşan, talep eden ve içinde yaşadığı siyasal yapıyı dönüştürme iddiasını her geçen gün daha güçlü bir şekilde dile getiren toplumun, geleneksel anayasacılık yöntemleriyle yeni anayasa yapılamayacağının farkında olduğu belirtiliyor. Bunun dışında yeni anayasanın meşruiyetinin sağlanması, anayasa yapımından beklenen yararların ortaya çıkabilmesi ve bu anayasanın toplumsal ortak paydanın ifadesi, yani bir toplum sözleşmesi olmasının yolunun, toplumsal taleplerin merkeze alınmasından geçtiği, bunun olabilmesi için ise; var olan kurumsal iradeler ile geçmişe ait algı, kabul, kırmızı çizgi ve tabuların belirleyiciliğinin sona ermesi gerektiği, milletin kendi kaderi hakkındaki ilk kararı bizzat ve bilfiil verebilmesi, egemenliğin millete ait oluşunun önkoşulu olduğu, bu çerçevede hiçbir üst irade, hiçbir siyasî parti ve hiçbir seçkinci kesitin bu kararın ne olması gerektiğini belirleyemeyeceği ifade ediliyor.

1 Yeni anayasanın yapımı, yazımı ve yasalaştırılması yöntemi

Halktan bu konuda gelen 15 talep içinde "Bana anayasa verme, anayasa yapmayı öğret" talebinin önemli olduğu, bu talebin, birtakım temsilciler aracılığıyla değil, isteyenlerin doğrudan sürece eklenebileceği bir katılımcılık modeline işaret ettiği vurgulanıyor. Halkın bu konudaki talepleri, halkın yeni anayasanın yapımında ordu, yargı ya da idari bürokrasi gibi çeşitli kurumları değil, sadece siyasetçileri ve Meclis'i muhatap aldığını ortaya koyuyor. "Yeni anayasayı surların arkasında yaşayanlar yapmasın." ifadesinin de bunun net göstergesi olarak ortaya çıktığı belirtiliyor. Bu değerlendirme sonucu AÇG önerilerinden en önemlisi olarak şu ortaya çıkıyor: "Halkın doğrudan görüşlerinin alınması esastır. Bu amaçla uygun araçlar ve olanaklar yaratılmalıdır. Meclis başkanlığının inisiyatif almasıyla yönetilecek süreç, tüm siyasi görüşlerin sürece müdahil olduğu ve halk taleplerinin merkeze alındığı bir yöntemle yürütülmelidir. Yeni anayasa için sadece siyasal ve hukuki meşruiyet yetmez. Toplumsal meşruiyete dayanma zorunluluğu, halkın görüşlerini doğrudan ifade etmesini gerektirir. Bununla bağlantılı olarak, üyeli kuruluşların sadece yönetici görüşlerini değil, tüm üyelerinin görüşlerini aktarmaları sağlanmalıdır."

2 Yeni anayasanın temel yaklaşımı

Halktan gelen 27 talebin değerlendirilmesinde toplumun, geleneksel devlet algısı ve bu algıya dayalı pratiklerin dışında bir anlayışın esas alınmasını istediği, yeni anayasada olmaması gereken (olumsuz) unsurlar sıralanırken, bu bağlamda anayasada hiçbir kutsiyet, değiştirilmez dogma veya ırkçı-şoven, ötekileştirici, dışlayıcı kavrama yer verilmemesinin çok açık bir şekilde talep edildiği belirtiliyor. Bu değerlendirme sonucu AÇG, yeni anayasanın başlangıç metnini aşağıdaki şekilde öneriyor: "Türkiye coğrafyasında yaşayan çeşitli dinsel, etnik ve kültürel farklılıklara sahip yurttaşlar olarak, tarihten gelen barış içinde özgürce bir arada yaşama arzu ve irademizi tekrar ediyor ve yeniliyoruz. Ülkemizin siyasal birliğini sağlayanlara ve geliştirmek için çalışanlara saygı gösteriyor; adalet, özgürlük ve demokrasi için mücadele edenleri saygıyla ve minnetle yâd ediyoruz. Ancak toplumsal sözleşmemizi geçmişin referanslarına değil, yalnızca kendi özgür irademize dayanarak akdettiğimizi de özellikle vurguluyoruz.

Bu sözleşme, insanların doğuştan var olan özgürlüklerini kullanabilmelerini sağlamak, sosyal adaleti gerçekleştirmek, her koşulda farklılıkları korumak ve farklılıklarla birlikte bir arada, barış içinde çoğulcu, katılımcı ve şeffaf bir toplumda yaşamak istekleri yönündeki irademizi esas alıyor.

Bireylerin ve toplumun iradeleriyle hazırlanan, Meclis tarafından hukuki metne dönüştürülen ve halk tarafından kabul edilip onaylanarak yürürlüğe giren bu anayasayı biz, Cumhuriyet'in temel kanunu olarak kabul etmekle, aynı zamanda bir sözleşme haline getirmiş oluyoruz. Bu sözleşme geçmişin siyasal sisteminin ürettiği çatışmaları ıslah etmeyi amaçlıyor ve demokratik değerler, sosyal adalet ve özgürlükler üzerine kurulu bir toplum oluşturuyor. Ayrıca bu sözleşme devleti, bireyin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirme ve yoksulluğu aşma yolunda, hukuk içinde hareket etmek üzere oluşturulmuş; işleyişi ve yetkileri önkoşulsuz demokratik katılıma, denetim ve denge sistemine göre konumlandırılmış, insanı ve insana ait hak, özgürlük ve tercihleri kendi varlık nedeni olarak gören bir aygıt olarak tasarlıyor. Tüm yurttaşların yaşam kalitesi gelişsin, her bireyin kendini gerçekleştirmesi mümkün olsun ve devlet, milletler ailesi içerisinde egemen bir devlet olarak hak ettiği yeri alabilsin diye ürettiğimiz işbu sözleşmeyi, 'kendi özgür irademizle yenisini yapana kadar' kaydıyla akdediyoruz."

3 Devletin özellikleri ve nitelikleri

Halktan gelen 36 talebin değerlendirilmesinde, devletin baskıcı, ayrıştırıcı, dışlayıcı ve demokrasi karşıtı kültürünün ve bu kültürün kendini meşrulaştırmada kullandığı lider kültü ve diğer demokrasi dışı kutsamaların terk edilmesine yönelik güçlü bir talep söz konusu olduğu, taleplerde yurttaşlık konusunun hiçbir etnik aidiyetle sınırlanmaksızın, eşitlik ve adalet temelinde ifade bulduğu belirtilmekte. AÇG yeni anayasanın hazırlanması sürecinde devletin nitelik ve özelliklerine yönelik olarak şu önerileri getirmektedir:

i) Özgürlük ve toplumsal taleplerin karşılanması devletin varlık nedeni olarak kabul edilmelidir. Devletin özgürlükler ve toplumsal talepleri "geçerli veya geçersiz" olarak niteleme imkânı bulunmamalıdır.

ii) Devlet eşit yurttaşlık temelinde oluşturulmalı, eşitlik ve sosyal adalet temel ilke olarak benimsenmelidir.

iii) Laiklik ilkesi toplumsal ortak payda olarak kabul edilmeli ve laiklik tanımı "devletin inançlar ve dinler karşısında tarafsız davranma zorunluluğu; bunlar üzerinde hiçbir tasarrufta bulunamadığı gibi, sınırlama, dışlama ve ötekileştirme eğilimi göstermemesi; inanç farklılıkları ile inanç, din ve ibadet özgürlüklerini güvence altına almayı barışın koşulu olarak görmesi" doğrultusunda oluşturulmalıdır.

iv) Yeniden tanımlanacak hukuk devleti ilkesine göre, devlet organlarının, kendilerini var eden ve toplumun özgür iradesiyle oluşacak anayasa ve yasaların belirleyeceği hukuksal çerçeve içinde kalması sağlanmalıdır.

4 Devletin yapısı (Sistem normları)

Yeni anayasaya ilişkin olarak halk toplantılarında öne çıkan 67 talebin önemli bir kısmının devletin yapısıyla bağlantılı olduğu görülüyor. Yapılan değerlendirmede, yurttaşların "devletin bireyleri tanımlama ve özgürlükleri tanıma yetkisi olmasın" diyerek özgürlük ve tercihleri hakkında çok net bir dokunulmazlık talebinde bulundukları, ancak bu talebin anlamlı olabilmesi için, devletin yapısal dönüşüm yaşaması gerektiğinin de altını çizdikleri, siyasal yapıya ilişkin temel referanslar "özgürlük" ve "demokratiklik" olarak belirlenirken, özgürlüğün devletin demokratik bir yapıya sahip olmasıyla kazanılacak bir durum olduğu yönünde bir farkındalığın öne çıktığı belirtiliyor. Toplumun bu talepleri çerçevesinde AÇG şu önerileri getirmekte:

i) Devlet yapısının değiştirilemez tek referansı "insan onuru" olmalıdır.

ii) Seçim sistemiyle yaratılan meşruiyet açığı giderilmelidir.

iii) Devletin tüm kurumsal yapılanması, hiçbir istisna öngörülmeksizin, tüm toplumsal farklılıkların ayrımsız ve önkoşulsuz katılımına ve temsiline dayandırılmalıdır.

iv) Kuvvetler ayrılığı sistemi etkinleştirilmeli, bununla birlikte tüm kurumların çoğulculuğa dayandırılması suretiyle kurum içi denge ve kontrol mekanizmaları öngörülmelidir.

v) Demokratik katılım yerelden itibaren, her bir farklılığın kendini kurucu ve değerli olarak göreceği biçimde inşa edilmelidir.

vi) Ordu, sistem içindeki yeri, iç işleyiş, kurumsal yapısı ve denetim ihtiyacı itibarıyla yeniden yapılandırılmalıdır. Bu bağlamda sivil iradeye bağlanmasının yanında, iç işleyişindeki karar süreçlerinde sivil temsiline imkân sağlanması esası benimsenebilir.

vii) Yargı ve ordu başta olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşlarında ayrımsız demokratik katılım gereği, herkesin kendi kimliği ve tercihiyle görev üstlenmesi imkânı sağlanmalıdır.

viii) Parlamentodan başlayarak tüm kurumların hesap verebilirlik ilkesine göre çalışması sağlanmalıdır.


Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.