Anayasa değişikliği ve iş dünyasındaki değişim


Beklenti daha ziyade küçük bir azınlığın elinde bulundurduğu gücü tepeden inmeci bir anlayışla kullanmakta olduğu oligarşik yapının değişmesi yönündedir. Buna bağlı olarak yaşanmakta olan siyasi mücadele özetle Türkiye'de siyaseti uzun yıllardır kontrol etmekte olan merkezî oligarşik güç odakları ile toplumun geniş kesimini temsil eden güçler arasında cereyan etmektedir.

Söz konusu merkezî oligarşik yapı esasen dünyadaki küresel güçlerin "çevre ülkeleri"ni yönlendirebilmelerinin bir aracı olarak geliştirilmiş bir prototiptir ve Türkiye gibi pek çok ülkede de başarı ile hayata geçirilmiştir. Ancak son yıllarda gerek uluslararası gerek ülke içindeki güç dengelerinde meydana gelen gelişmeler siyasi alandaki değişim talebini güçlendirmektedir. Uluslararası siyasette "merkez" ile "çevre" ülkeleri arasındaki güç dengeleri yeniden şekillenirken ülke içinde de oligarşik yapıyı destekleyen unsurlar mukayeseli olarak güçlerini kaybetmektedir. Bu çerçevede daha demokratik, katılımcı ve adem-i merkeziyetçi bir Türkiye beklentisi giderek daha güçlü bir biçimde ortaya konulmaktadır.

Oligarşik yapıların en temel özelliklerinden biri de kendisini destekleyen iktisadi aktörler geliştirmesidir. Bu ise merkeziyetçi ve devlete bağlı bir iktisadi büyüme modeli ve sermayenin çok küçük bir kesimin elinde toplandığı bir gelir dağılımı mekanizmasını gerektirmektedir. Nitekim yukarıda bahsedilen "çevre" ülkelerinin hemen hepsinde sermaye birkaç ailenin elinde toplanmış ve söz konusu oligarşik yapı ile dirsek temasını koruyarak gücünü ve varlığını devam ettirmiştir. Bu sebeple, bahsi geçen ülkelerde oligarşik güç odakları ile hakim sermaye unsurları arasında karşılıklı bir bağımlılık ilişkisi gelişmiş ve iktisadi yapı, kapalı sistem yaklaşımı esas alınarak şekillendirilmiştir. Kapalı sistemler, iç ve dış çevreyle iletişimi kısıtlı, uluslararası rekabete kapalı yapılardır. Bu sebeple söz konusu sistemlerde genellikle dahili dinamikler körelmekte, iktisadi verimlilik düşmekte ve sistem zamanla durağanlaşmakta hatta "entropi" olarak da ifade edilen kendisini yok etme sürecine girmektedir. Nasıl ki canlı organizmalar çevreyle entegrasyonu oranında hayatiyetlerini koruyabilmekte ise, iktisadi sistemler de uluslararası rekabete eklemlenebildiği oranda kendi iç dinamizmini ve zindeliğini muhafaza edebilmektedir.

Türkiye açısından Özal dönemi ile başlayan dışa dönük iktisadi gelişmeler zikredilen kısır döngünün kırılması açısından bir dönüm noktası sayılabilir. Türk ekonomisinin uluslararası rekabete açılmasıyla birlikte iş dünyasının yapısı da süratle değişmeye başlamıştır. Şirketler eskisine göre çok daha çevik, esnek ve dinamik bir yönetim anlayışını benimsemiş, sermaye dağılımı değişmiş ve gücünü yukarıda izah edilen oligarşik odaklardan almayan yeni sermaye grupları meydana gelmiştir. Toplumun farklı dinamiklerinden beslenen bu yeni sermaye grupları kendilerine uygun yeni sivil toplum kuruluşları ve şemsiye örgütleri oluşturmuş ve sosyo-ekonomik dengeleri değiştirmiştir.

Bu süreçte şirketlerimizin özellikle uluslararası piyasalarda rekabet gücü yükselmiş, mevcut piyasalardaki konumu mukayeseli olarak daha sağlamlaşmış ve yeni pazar arayışları hız kazanmıştır. Elinde çantası ile Türk müteşebbisleri Afrika'nın ormanlarından Ortadoğu'nun çöllerine, Tuna Nehri kıyılarından Uzakdoğu'nun tropik sahillerine kadar dünyanın değişik coğrafyalarında boy göstermeye başlamıştır. Başlangıçta ucuz işgücü üzerinden ve tekstil, gıda ve tarıma dayalı sanayi gibi klasik sanayi dallarında rekabet etmeye çalışan şirketlerimiz zamanla otomotiv, elektronik ve beyaz eşya gibi daha ileri teknoloji gerektiren sanayi dallarında rekabet etmeyi öğrenmiştir.

Ancak iş dünyasındaki bu hızlı ve kapsamlı değişimin ülkedeki sosyo-ekonomik dokuyu çarpıcı biçimde değiştirmesi birtakım sancıları da beraberinde getirmiştir. Özellikle hukuki ve siyasi sistem tam olarak bu değişime ayak uyduramamış ve çoğu zaman değişimin önündeki en önemli engellerden biri olarak görülmüştür. Yapılan anayasa değişikliği çalışmalarına iş dünyasının değişik kesimlerinden gelen destek mesajları zannederim bu durumu en güzel biçimde izah etmektedir.

Türkiye'deki mevcut oligarşik yapının uzun süre daha bu değişime direnmesi mümkün gözükmemektedir. "Ya devlet başa ya kuzgun leşe" anlayışı ile oligarşik güç odaklarına göbeğinden bağlı bir iş dünyası yerine, "gölge etme başka ihsan istemem" diyen ve gücünü toplumun dinamiklerinden alan, küresel dünya ile entegre olmuş bir iş dünyasına doğru gidilmektedir. Böylesine köklü bir iktisadi dönüşümün sosyal, siyasi ve hukuki yapıda da köklü bir dönüşümü tetiklemesi son derece doğal karşılanmalıdır.

Bu bakımdan Türkiye iç siyasetindeki kısır döngülerden kurtulup bahsettiğimiz değişimi aklıselim ile yönetebilirse iş dünyasının geleceğinin çok daha parlak olacağını beklemek hayalcilik değildir. Nitekim sosyal ve iktisadi gelişmelerin seyri Türkiye'nin hedeflerini büyütmekte ve önemli fırsatları beraberinde getirmektedir. Ancak büyük hedeflere giden yollarda engellerin de büyük olacağı unutulmamalı ve toplumun her kesimi bu hedeflere göre kendini yeniden gözden geçirerek, sorumluluk bilinciyle üzerine düşen çabayı ortaya koymalıdır. (Zaman)

Doç. Dr. Halil Zaim



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.