Anayasa paketindeki sendikal haklar

Anayasa paketinde sendikal haklara ilişkin altı düzenleme var. Bunlardan dördünde, 1982’den beri dokunulmayan kimi kuralların yürürlükten kaldırılması öngörülüyor (m. 51/4, 53/4 ve 54/3 ve 7). Biri, en çok tartışılan ve memurların ‘toplu görüşme’ hakkını sözüm ona ‘toplu sözleşme’ye dönüştüren kural. Biri de, bununla bağlantılı olmak üzere, ‘malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri(ni) saklı’ tutan kuraldır.
Bunlardan toplu sözleşme konusunda Radikal İki’de iki yazı yazdım (03.03.2010 ve 01.08.2010). Birincisini, AKP taslağı açıklandığında kaleme aldım. Bu taslakta, yürürlükten kaldırılması öngörülen öteki ‘bonbon’ kurallar yoktu. Yalnızca, işlevsizleştirilmiş toplu görüşmeyi sözde toplu sözleşmeye dönüştüren bir düzenleme, taslağa bu nitelikte olmak üzere konulmuştu (m. 5). AKP’nin, sendikasını kapattırmak için dava açtı(rdı)ğı emekliler ise kapsamda değildi. Toplu sözleşme yapılması sırasında çıkacak uyuşmazlığı, ‘toplu sözleşme hükmünde’ sayılacak kesin bir kararla çözecek organın adı da Uzlaştırma Kurulu idi. Aslında, öngörülen sistemin kesin grev yasaklarının bulunduğu toplu pazarlık rejimindeki adı ‘zorunlu uzlaştırma’dır. Pakette de olduğu gibi, uyuşmazlık, grevsiz çözülecektir. Böyle bir rejim, 1936’da ‘işçiler’ için İş Yasası’na konulmuştu. 2010’da ‘memurlar’ için yapılmak istenenin bundan hiç ama hiç farkı yoktur.
Sendikal haklara ilişkin kurallar, referanduma sunulan Anayasa paketinde artırılan yeni ‘bonbon’ maddeler ile bilinen içeriğine büründürüldü: Toplu sözleşme hakkı (!) maddesinde, ‘mecburi tahkim’ organının adı, ‘grev yasaklı’ rejimlerin doğasına uygun olarak değiştirildi ve ‘Yüksek’ denilmeksizin ‘Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’ olarak belirlendi. Böylece de, grev yasakları durumunda uyuşmazlığı toplu iş sözleşmesi yerine geçen bir kararla çözen ‘Yüksek Hakem Kurulu’nu çağrıştırması engellendi! Bir de, ‘emekliler’e de bir parmak bal çalınıp, toplu sözleşme kapsamına alınmaları sağlandı! Bu, aslında kamuda dengeli ve denetimli ücret politikasının gereğidir. Eğer toplu sözleşme gerçekten özgür ve özerk bir kurum olarak öngörülmüş olsaydı, emeklilerin de kapsama alınmasının son derece olumlu ve ulusalüstü sözleşmelere uygun bir düzenleme olacağı yadsınamazdı.




‘Tabusal dokunulmazlık’
Öncelikle, ‘24+12 Anayasası‘ ve ‘TİSK Anayasası‘ olarak nitelediğim 1982 Anayasası’nın yürürlükten kaldırılması öngörülen ‘tepkici ve ayrıntıcı’ yaklaşım ürünü bu kurallarının Anayasa’da yer almaması gerektiğini ve ILO sözleşmelerine aykırılığını uzun süreden beri savunup yazdığımı belirtmeliyim. Özellikle, ‘tabusal dokunulmazlığı’ olduğunu yinelemekten usanmadığım 54. maddeye ilk fıkrasından başlayarak bir türlü dokunulamamasını sürekli eleştirdim (Sendikal Haklarda Uluslararası Hukuka ve Avrupa Birliğine Uyum Sorunu, 2006).
Anayasa paketi, yirmisekiz yıl sonra ilk kez 54. maddeye ‘dokunup’ iki fıkrasının kaldırılmasını öngörüyor. Bunlara, 51. ve 53. maddelerden de birer fıkra ekliyor.
Bu kurallar, aslında Anayasa’da değil yasal düzenlemelerde yer alması ve toplu sözleşmelerle kararlaştırılması gereken kurallardır. Anayasa’dan çıkarılmış olması, kuşkusuz olumludur, ama yasadaki yasakların ve yaptırımların kendiliğinden geçersiz olması sonucunu doğurmaz. Daha önemlisi, yasa koyucunun, Anayasa’nın düzenlemediği bir konuda ‘takdir yetkisi’ vardır: Dilerse, özgürlükçü, dilerse yasakçı ve kısıtlayıcı düzenleme yapabilir. Anayasa Mahkemesi’nin benzer konularda verdiği eski kararlarındaki yaklaşım böyledir.
54. maddenin 7. fıkrasında yapılan düzenleme üzerinden, bunu daha somut biçimde açıklamakta yarar vardır. ‘Siyasî amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişler yapılamaz’ diyen bu fıkranın yürürlükten kaldırılmasına karşın, yasa koyucu bu yasağı koruyabilir; ulusalüstü sözleşmelere aykırı olsa da, birinin kaldırdığı kuralı diğeri yeniden koyabilir.
Uyum yasalarıyla 2822 sayılı yasanın ‘yasa dışı’ eylem sayılan bu grevler için öngördüğü yaptırımları düzenleyen kuralın (m. 72/4) yasadan çıkarılabileceği söylenebilir. Doğrudur. Ne var ki ‘yasal grev’ ancak ‘bir toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması’ durumunda, yani yalnızca ‘çıkar uyuşmazlıkları’ için yapılabilir. Bu, bir anayasal grev kısıtlamasıdır. Toplu sözleşme yapmayan yetkisi bulunmayan- hiçbir sendika ‘yasal’ grev yapamaz. Bu, Anayasa paketinin dokunmadığı 54. maddenin 1. fıkrasının gereğidir! Bu nedenledir ki 7. fıkranın yürürlükten kaldırılmasıyla, siyasal amaçlı grev, genel grev ve dayanışma grevi ne anayasal ne de yasal hale gelir. Bu toplu eylemlerin hiçbiri toplu iş sözleşmesi yapılması sırasında çıkan uyuşmazlıklar nedeniyle yapılamaz. 

AKP’den ne beklenir?
Özbudun başkanlığındaki bilim kuruluna hazırlattığı taslağı bile elinin tersiyle geri çeviren ve yedi yıl boyunca Anayasa’nın bu maddelerinde hiçbir değişiklik yapmayı düşünmeyen AKP’nin, referandum sonrasında, ‘işçiler’ için bile anayasal yasak ve kısıtlamalarla dolu anayasal kuralları değiştirmesi nasıl beklenebilir? 2821, 2822 ve 4688 sayılı sendikal yasalardaki kimi aykırı kuralları değiştirmek için, İlerleme Raporları ya da ILO Genel Konferansı öncesinde taslak ve tasarılar hazırlayıp yada hazırlatıp sonuçsuz bırakmadı mı? Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nı kapsamlı bir yükümlülük listesiyle onaylamış olmasına karşın, sendika, toplu pazarlık ve grev haklarıyla ilgili maddelerine konulan çekinceleri, ‘bir çuval inciri berbat ederek’ kaldırmaktan kaçınmadı mı? Abant Çalıştayı Sonuç Bildirgesine, ‘Avrupa Sosyal Şartı’nın 5 ve 6. Maddelerindeki çekincelerin kaldırılmasına yönelik düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekmektedir’ gibi yuvarlak ve sorumluluk üstlenmekten kaçınan ‘politik’ bir dille yazılmış olması bu alanda adım atmaya niyeti bulunmadığını göstermez mi? İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nde kamu görevlilerine toplu sözleşme, grev ve toplu eylem haklarının tanınmamış ve 657’deki yaptırımların uygulanmış olması nedeniyle altı kez mahkûm olmasına karşın, bu hakların tanınmasını öngören uyum sağlayıcı hiçbir düzenleme girişiminde bulunmayan AKP hükümetine güven duyulması olanaklı mıdır?
Bir başka ‘bonbon’ maddede öngörülen Ekonomik ve Sosyal Konsey, oluşum biçimi ve işleyişi konusunda hiçbir anayasal güvence getirilmeksizin tüm düzenlemenin yasa koyucunun takdirine bırakılmış olması nedeniyle, anayasal bir kurum niteliği kazanmış olmasının herhangi bir pratik değeri var mıdır?
Üstündeki şal kaldırıldığında, Anayasa paketinin sendikal haklar konusundaki ‘hal-i pür melal’i budur! (Radikal)

Prof. Dr. Mesut Gülmez: Çalışma alanları: Çalışma İlişkileri, Sosyal Siyaset, İnsan Hakları

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.