Anayasa\'yı bile iptal eden Anayasa Mahkemesi

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), 1982 Anayasası ile kuruldu. Öncesinde bu kurulun vazifesini Yüksek Hâkimler Kurulu ve Yüksek Savcılar Kurulu adlı iki ayrı kurum yerine getiriyordu. 1961 Anayasası\'yla oluşturlan bu iki kurulun HSYK ile ortak yanı ise kararlarının kesin olması ve aleyhine başka bir mercie başvurulamayacağıydı.

İdari görev ifa eden bu kurulların kararlarına karşı yargı yoluna başvurulamaması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmıyordu. Bu düzenlemenin yasal dayanağını oluşturan 22.4.1962 tarih ve 45 sayılı kanunun 73. maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesi\'ne başvuran Danıştay, aynı başvurusuyla bu kanuna dayanak teşkil eden 1961 Anayasası\'nın 137. maddesinin de iptalini talep etti.

Anayasa Mahkemesi 27.9.1977 günü ilginç bir karara imza attı. Yüksek Savcılar Kurulu\'nun kararlarının kesin olup aleyhine başka bir mercie başvurulamayacağı yolundaki yasanın Anayasa\'ya uygun olup olmadığını denetlerken önce Anayasa\'nın 137. maddesinin ilgili kuralının iptaline karar verdi. Sonra da anayasal dayanağı kalmaması sebebiyle ilgili yasayı iptal etti.

Meselenin özüne baktığımızda hukuk devletinde idarenin bütün eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olması gerektiği, bu nedenle idari bir görev ifa eden Yüksek Savcılar Kurulu kararlarına karşı da başka bir mercie başvurulamaz şeklindeki yasanın hukuka aykırı olduğu açıktı. Ancak bu yasa 1961 Anayasası\'na uygun bir düzenlemeydi. Sorun hukuka aykırılığın nasıl giderilmesi gerektiği noktasında düğümleniyordu. Hukuk devletinde sorunların çözümü kurumların görev ve yetkileri kapsamında bulunacak ise, öncelikle anayasa değişikliğinin TBMM\'de yapılması gerekiyordu. Yeni düzenlemeye uygun olmayan yasa ise ya yeni bir yasa ile değiştirilecek ya da Anayasa Mahkemesi\'nce iptal edilecekti.

Olayımızda ise bunların hiçbiri olmadı. 27 Mayıs kanlı askerî darbesi sonucunda kabul edilen Anayasa Mahkemesi, görev ve yetkisi kanunların Anayasa\'ya uygunluğunu denetlemek olmasına rağmen Anayasa maddesini iptal eden bir karar veriyordu. Durumdan vazife çıkarma olarak yorumlanabilecek bu kararı ile Anayasa\'nın 137. maddesini aynı Anayasa\'nın 9. maddesinde yazılı \"Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.\" yolundaki biçim ilkesine aykırı olduğuna ve iptaline hükmetti. Anayasa Mahkemesi fonksiyon gaspında bulunarak anayasal yetki ve görev alanının dışına çıkıp yasama organı gibi Anayasa\'da değişiklik yapmış oldu.

Burada esas itibarıyla yapılan işlem doğru bile olsa usulen Anayasa Mahkemesi\'nin durumdan vazife çıkararak Anayasa\'yı değiştirmesi kabul edilebilir değildir. Bu yetki ve görev TBMM\'ye aittir. Anayasa Mahkemesi fonksiyon gaspı geleneğini birçok kararında devam ettirdi. Anayasa Mahkemesi\'nin 367 kararı ile 10 ve 42. madde değişikliklerinin iptaline ilişkin kararları da, sözünü ettiğimiz AYM kararı gibi yetki ve görev gaspı ile verilmiş kararlardır. Egemenliğin temsil yeri olan TBMM\'yi anayasa değişikliği yapamaz durumuna getirmiştir. Erkler ayrılığında yargı erkini, hem kural koyan hem de yargı yetkisini kullanan organ durumuna getiren bu uygulamanın hukuk devleti ilkesiyle bağdaştırılması mümkün değildir. TBMM yasama organı olarak anayasa ve yasa yapma ve değiştirme yetkilerini kullanacak, anayasa yargısı yasaların Anayasa\'ya uygunluğunu denetleyecek, yargı da yasaları uygulayacaktır.

HSYK kararlarının kesin olması, aleyhine yargı yoluna başvurulamaması hukuk devletlerinde ortak kabul gören, ¨idarenin bütün eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tabi olması gerektiği¨ ilkesine aykırıdır. Hukuka aykırı bu durum düzeltilmelidir. AYM\'nin yasama organı gibi hareketle karar vermesi de kabul edilemez bir durumdur ve hukuk çizgisine çekilmesi gerekmektedir. Bu düzenlemelerin ise yasama organı olan TBMM tarafından yapılması gerekir.

Anayasa Mahkemesi\'nin Anayasa\'yı bile iptal eden 1977 tarihli kararından günümüzde verdiği bir kısım kararlara kadar, yargı fonksiyonunun ifası değil üstün egemenlik anlayışıyla yasa koyucu gibi hareket ettiği görülmüştür. Bu gidişe dur denilmediği takdirde demokrasiden ve hukuk devletinden söz edilemez. Hukukun üstünlüğü ve halkın iradesi yerine, yargıçların üstünlüğüne dayalı bir sistem oluşur. Bunun adı da demokrasi değil, jüristokrasidir. ZAMAN

Reşat Petek Emekli Cumhuriyet Başsavcısı

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.