Bağımsızlık, adaletle var olur

Yargı bağımsızlığı, belki de siyasi mücadele ve tartışmaların tamamının, sonunda mahkeme kapısına gelip, dayanması, çok partili yaşama geçtiğimizden bu yana tartışılır olmuştur. Daha önce nasıldı; Yunus Nadi’nin, dokuz yüz yirmilerin sonun da yazdığı bir makalenin başlığı şöyle: ‘Adliye’de İstiklâl Adaletle kaimdir’. Demek o zaman bile konu önemli, tek parti dönemini - kimileri hâlâ onun özlemi içersindedir- tartışmaya gerek yoktur; Yargı tamamen siyasi iktidarın kontrolü altındadır. Şimdi rahmetli oldu, bir arkadaşımız, ‘Ben o zaman hâkim stajyeriydim” diyerek söze başlamış, anlamıştı: Kızının velâyeti’nin kendisine verilmesi için boşandığı eşi aleyhine dava açan baba, kızının orospu okuluna (Devlet Konservatuvar Tiyatro bölümüne) yazdırılmasını sebep göstermiş, hâkim de; davacının isteğini ciddi kabul ederek; Milli Eğitim Bakanlığı’ndan; kendisine bağlı devlet konservatuvarı tiyatro bölümünde ‘orospu yetiştirilip, yetiştirilmediğinin sorulmasına’ karar vermiş. ‘Aman hâkim bey, ne yapıyorsunuz, kararı kaldırın, dedimse de, anlatamadım’ demişti rahmetli arkadaşım. Sonra ne mi olmuş? Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in mahkemenin yazısını Adliye Bakanına gösterip, “bak ne hâkimler var” demesi üzerine, hâkim, yıldırım telgrafı ile açığa alınmış.
Hâkim, davacı Hazine avukatının uzattığı “hakimin reddi “dilekçesine bakarak; “Bu ne!?...” demiş, “beni ret mi ediyorsunuz!” Ret dilekçesini yırtıp, atmış, davayı da o anda bitirip, Hazine’nin davasını ret etmiş! Üç gün sonra eşyalarını toplayıp, giderken görmüşler 

Karşılaştığımız ikilem

Örnekleri çoğaltabiliriz; bu karşı karşıya kaldığımız ikilemi gidermez. İki olayda da bakanlığın tutumunu, onaylamamak imkânsız. Ama öbür taraftan, aldığı karar ne kadar saçma olursa olsun (saçmalık her olayda bu kadar açık olmayabilir) bir Adalet Bakanın da, görevli bir hâkimi verdiği karar nedeniyle, tek taraflı bir işlem ile işinden almasını yargı bağımsızlığı ile bağdaştırmamız da mümkün değildir. Üzerinde pek durulmuyor, 27 Mayıs yönetimi, hâkim ve savcıların küçümsenmeyecek bir kısmını tasfiye etmişti; kurulmasını düşündüğü YHK’da aykırı düşüncede olanların, aynen üniversitelerde olanlar gibi, bulunmasını istemiyordu. 
Bu ikilem hâlâ devam ediyor; edecek gibi de görünüyor; Anayasa Mahkemesi’nde, HSYK kurulunda yalnız sizin gibi düşünenler değil, bizim gibi düşünenler de bulunsun anlamına gelen son Anayasa değişiklikleri bunu gösteriyor. Yani her iki kurum eskiden tek taraflı iken şimdi, siyasal yaşantımıza uygun olarak, çift taraflı olarak siyasallaştırılıyor. Militan yargı anlayışı böylece giderek yaygılaştırılıp, resmileştiriliyor.
***
Tekrar Yunus Nadi’nin tanımlamasına dönüyoruz; ‘Adalet olmayınca yargı bağımsızlığı olmaz’. Uzun bir süre var ki biz duruma farklı bakıyoruz; bir anlamda bağımsızlık olmayınca adalet olmaz demeye getiriyoruz. Galiba; sorunların önemli bir bölümü ana kaynağı da budur.
Örnek: İdari mahkemelerin yargı yetkisi ‘idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi’ ile sınırlandırılmış, ‘idari mahkemelerin yerindelik denetimi yapamayacakları’ açık olarak belirtilmiştir.  Ama soyut ‘Hukuka uygunluk veya aykırılık’ kavramları ile yine soyut “yerindelik denetimi” kavramı ayrıca yasal olarak tanımlanmamış en azından bu iki kilit kavramın ölçütleri belirtilmemiştir. Bu elbette İdari Mahkemelere çok geniş takdir hakkı tanımak anlamına gelir. İdari mahkeme kendi hukuk anlayışına göre değerlendirme yapacak ve onun hukuk anlayışına aykırı olan işlemler iptal edilip, olmayanlar geçerliliklerini sürdüreceklerdir. Metrobüs zamlarını iptal eden bir idari mahkeme, kanun koyucu yerindelik denetiminin tanımı yapıp ölçütlerini belirleyerek hâkimi bağlamadığı sürece, otobüs zamlarını denetlemek benim anlayışıma göre yerindelik denetimi dışındadır diyebilir, değerlendirme hakkı onundur.
Bir başka örnek, günün konusu Anayasa değişliklerinde, Anayasa Mahkemesi’nin görevinin şekil yönünden inceleme ile sınırlı olmasıdır. Burada da ayni şey söz konusudur; şekil denetimi yasal olarak tanımlanmadığı sürece, bunu, Anayasa Mahkemesi hâkimleri kendi anlayışlarına göre istedikleri kadar genişletebilirler. Öyle de olmuştur. 
Gerçekten bir adalet reformu yapılmak isteniyorsa bunun yolu mahkemelerde veya HSYK’da benden de kimseler bulunsun anlayışı ile değişiklik yapmak, (bu bir anlamda mevcut düzenin ‘benden yana yargı’ temel fikrinin kabulü anlamına gelir), değildir: Yapılması gereken, bu gibi yasaların uygulanmasında kilit kavramların tanımının yapılması, içeriğinin ve ölçütlerinin yasal olarak belirtilerek somut hale getirilmesidir. Bu pozitif hukukun gereğidir; ‘Corpus juris civilis ten bu yana bütün büyük kodların tuttuğu yol, bu yoldur; hukuk da budur. 

Takdir yetkisi
Anayasa’nın ve yasaların, özellikle ‘İdari Yargılama Usulü Kanunu’ yeniden ele alınarak, hâkime geniş takdir yetkisi tanıyan, hâkimin hukuk ve adalet anlayışına aykırılık gibi özel anlama çekilebilecek olan ‘Hukuka uygunluk veya aykırılık’ v.b benzeri soyut kavramlar kaldırılmalı, örneğin ‘ülkede geçerli hukuk kurallarına aykırılık’ gibi daha somut ölçütler getirilmelidir . Hukuk Usulu Muhakemeleri Kanunu iyi örnektir: Hâkim Türk Kanunları gereğince karar verir  hükmünün İdari Yargılama Kanununu aktarılması da bu ihtiyacı karşılayabilir. ‘Yerindelik’ değerlendirilmesinin ne anlama geldiği de, yasal olarak tanımlanmalı bunun takdiri idare mahkemesi hâkimine bırakılmamalıdır.
Tekrar Yunus Nadi’nin tanımlamasına dönüyoruz; ‘Adalet olmayınca yargı bağımsızlığı olmaz.’ Adalet ise somut, ölçütleri belli, hâkimin takdir ve değerlendirme hakkı en aza indirilmiş adil kanunlarla ile olur. Anayasa’da değişikliklerinde İdare Mahkemesi hâkimlerine açık kapılar bırakan , geniş takdir hakları tanıyan hükümler, ifadeleri güçlendirilerek tekrar edilmiş, özellikle İdare Mahkemesi hâkimlerini bağlayıcı somut hükümlerin getirilmemiştir. Hukuka uygunluk veya aykırılık gibi genel ve soyut kavramlar, siyasi jargonda, tartışmalarda belki kullanılabilir; ama yargının anayasal düzenlemesinde bir hukuk terimi olarak kullanılamaz. Bu gibi kavramların teknik olarak içi doldurulmadıkça hukuki olarak hiçbir
değeri yoktur, sadece sözdür. Referanduma sunulan Anayasa’nın bazı maddelerini değiştiren kanun, bu bakımdan eksiktir, sorunlara çare değildir. (Radikal)

Cengiz İlhan: Hukukçu

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.