Baro ve siyaset

Bilindiği üzere bu dönem son derece renkli bir seçim yaşanmaktadır. 2010 anayasa referandumunda  Türkiye halkı  olabildiğine ve son derece sağlıklı bir şekilde politize olmuştu. Sıradan insanlar bile HSYK ve AYM'nin kudretine ve önemine vakıf oldular. Oyunu verirken neye verdiğini  bilerek verdi.  Baro seçiminde de  son derece sağlıklı bir şekilde politik saflaşmalar ve tartışmalar yaşanmaktadır.  Siyaset 12 Eylül darbesi ile tu kaka edilen bir kavramdı. Bunun sebebi milletin temsilcilerinin ne kadar  rüşvetçi! Güçsüz! İradesiz! olduğunu göstermek ,alternatifi olan  elit bürokrasinin ise ne kadar güçlü ve muteber olduğunu anlatmaktı . Bu kara propaganda epeyce verimli oldu. Öyleki bir düdük çalındığında  millet kendi temsilcilerini linç edecek kadar siyasete küstürülmüştü. Siyaset yapanlar bu ülkenin insanının gözünde neredeyse tombalacı mertebesinde bir meslek gibi görülmeye başlamıştı.
 
Kah mecliste bekleyen ve %90 kürtçe konuşma ve seçim yasakları ile ilgili  dokunulmazlık dosyaları dile dolanarak, kah  tekil ve toplumun olağan bir kesitinden alınacak her örnekte görülecek arazlar bahane edilerek  meclisin  değeri  düşürülmeye çalışıldı. Meclisin   elbette ki  kararları tartışılacak ,eleştirilecektir. Bu eleştiriler  meclisin aksine çareler ve özellikle  ülkenin gerçek efendisi olarak kendilerine gören askeri ve sivil bürokrasisine methiye ile sonuçlanmamalıdır.
 
Baro seçimlerinde de  dönem dönem  baronun siyasete bulaştırılmasına itiraz edilmiştir. Bu itirazlar hem sağdan hem soldan yapılmıştır. Örneğin yıllar önce baronun hiç bir şekilde siyaset yapmaması gerektiğini deklare eden  ve kendini solcu sanan çok sayıda meslek erbabı vardı. Yine  halen bazı seçim grupları (örneğin HÜP) baronun siyasete fazlaca bulaştığını iddia ederek mevcut yönetimi eleştirenler bulunmaktadır.
 
Oysa baro, özellikle İstanbul Barosu   26.000 kişilik büyüklüğü ile  siyasete katılmalı, hukuk siyasetinin üretilmesinde ,yönlendirilmesinde aktif görev almalıdır. Bu katılım yerine asıl tartışılması gereken  baronun üretime katılacağı taraftır. Baro hem meslek kuruluşudur. üyelerinin mesleğin ifasını kolaylaştıracak çareler yaratacak,mesleğin geleceği ile ilgili genel politikalar,yasal düzenlemeler için öneriler  getirecektir. Bu önerilerin takipçisi olacaktır.
 
Baronun bu işlevi yada görevi kadar  diğer önemli bir görevi de ülkedeki önemli hak ihlallerinin, Toplum hayatıyla ilgili yasalaştırma çalışmalarının yönünü katılımcı demokrasi ve sivil siyasetin odağında tutma çabasında olmalıdır.  Mevcut baro özellikle güncel bir dava üzerinden  siyasete etkin bir şekilde katılmış ancak çok yanlış bir cenahtan katılmıştır. Mevcut yönetimin tercihi bizi baronun siyasetinden uzak tutulması gerektiği noktasına götürmemeli tam tersine baronun   siyasete  halktan,emekten ,katılımcı demokrasiden yana bir cepheden katılmasının çabası içinde olmamızı gerektirir.
 
İstanbul barosu örneğin , toplu linç hareketlerinin ayrımcılık ve ötekileştirme faaliyetlerinin  kol gezdiği ülkemizde ayrımcılıkla,nefret suçlarıyla ilgili bir komisyon kurmalı ve bu girişimleri hukuk ve insan hakları adına sıkı bir şekilde takip etmelidir. ayrımcılığın (Cinsiyet,Irk,Sosyal sınıf, Mezhep,Din ) her türlüsüne en sert itirazları Hukuk adına istanbul barosu yapmalıdır.
 
Sözün özü  baro ve siyaset ayrılmaz iki süje ve etkinliktir. Önemli olan etkinliğin kimden yana kullanıldığıdır. 
 
 
Av.Mahmut Asrağ

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.