Bir cinayetin anatomisi


Kendisini 'devletin asıl sahibi' gibi görenler için, AK Partili birisinin cumhurbaşkanı seçilmesi kabul edilemez bir durumdu. Sürekli 'Cumhurbaşkanı uzlaşmayla seçilmeli' tezi işleniyordu. Uzlaşmanın nasıl olacağı ise muallâktaydı. 'Bürokratik elite' göre uzlaşma, kendilerinin belirledikleri bir adayın Çankaya'ya çıkmasıydı. Seçim tartışmalarında medya önemli bir misyon üstlenmişti. 'AK Partili bir ismin neden cumhurbaşkanı olamayacağı' farklı isimlerin ağzından manşetlere taşınıyordu. Provokatif yayınlarla kamuoyu tahrik edildi. Cumhuriyet gazetesinde 19 Nisan 2006'da bir karikatür yayınlandı. Bir domuza başörtüsü giydirilmişti. Söz konusu karikatür kamuoyunda tepkiyle karşılandı.

Bir kesim için Çankaya 'son kale'ydi ve düşmemeliydi. CHP lideri Deniz Baykal, cumhurbaşkanlığı seçimlerini 'kırılma noktası' olarak nitelendirdi. Bir gazeteye şu açıklamayı yapacaktı: "Son mevzi olan Çankaya'yı da almak istiyorlar. Ben 'Erdoğan olmaz ya da Arınç olamaz' demiyorum. 'Olmamalı' diyorum. Uyarı görevi yapıyorum. Ortaya çıkacak gerginliklere işaret ediyorum." Baykal, 'ortaya çıkacak gerilimi' önceden haber veriyordu.

İşte tam bu günlerde, Danıştay tartışmalı bir karara imza attı. Mustafa Birden başkanlığındaki 2. Daire, Aytaç Kılınç isimli anaokulu öğretmeninin okula gidiş-gelişlerde başörtüsü taktığı için Gölbaşı Bayrak Garnizonu Anaokulu'na müdür olarak atanmasının sakıncalı olduğuna hükmetti. Karar, kamuoyunu rencide etmişti.

5-10 ve 11 Mayıs 2006'da Cumhuriyet Gazetesi'ne üç el bombası atıldı. Ardından ana hedef seçildi: Danıştay 2. Dairesi. Başka hiçbir yere yapılacak saldırı Danıştay'a sıkılacak mermi kadar etkili olamazdı. Zira ortada başörtüsü sebebiyle alınan bir karar vardı.

VE TETİĞE BASILIYOR

Türkiye, 17 Mayıs 2006'da Cumhuriyet tarihinin en büyük provokasyonuna şahit oldu. Kendisine 'dinci' süsü veren avukat Alparslan Arslan, toplantı halindeki Danıştay 2. Dairesi üyelerine kurşun yağdırdı. Saldırıda üye hâkimlerden Mustafa Yücel Özbilgin hayatını kaybetti. Tetikçi, cinayeti, Danıştay'ın verdiği başörtüsü kararı sebebiyle işlediğini savundu.

Belli bir kesim saldırının 'laikliğe, cumhuriyete karşı yapıldığına' emindi. Rejim tehlikedeydi! Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, olayın üstündeki sis perdesi aralanmadan hükmünü vermişti: "Danıştay'a yapılan bu saldırı aslında laik Cumhuriyet'e yapılan bir saldırıdır. Bu saldırıya neden olanlar tutum ve davranışlarını yeniden gözden geçirmelidirler." Saldırıyla ilgili en talihsiz açıklamayı, CHP eski genel başkanı Deniz Baykal yapacaktı: "Türkiye'de siyasete kan bulaşmıştır." Daha sonra Danıştay başkanlığı yapacak Tansel Çölaşan da olayın hemen ardından kameralara saldırganın tekbir getirerek ateş ettiğini söyleyecek, bu bilgi saldırı esnasında odada bulunan üyeler tarafından yalanlanacaktı.

Cumhuriyet Savcısı Şemsettin Özcan tarafından hazırlanan iddianamede sanıklar, 'silahlı örgüt kurmak, yönetmek, örgüte üye olmak, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs, nitelikli kasten adam öldürmek'le suçlanıyordu. Dava Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Bazı sanık avukatlarının 'soruşturma genişletilsin' yönündeki taleplerini reddeden mahkeme, 22 Haziran 2007'de önemli bir karara imza attı. Daha sonra Ergenekon olarak adlandırılacak olan soruşturma kapsamında tutuklanan isimlere dikkat çeken mahkeme, 'Danıştay'a saldırı davası' ile Ümraniye'de bomba ele geçirilmesi olayının ilişkisi olup olmadığını araştırma kararı aldı. Ancak aynı mahkeme, Ergenekon soruşturmasını beklemekten vazgeçti ve 14 Şubat 2008'de kararını açıkladı. Alparslan Arslan'ı, 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırdı. Osman Yıldırım, Erhan Timuroğlu ve İsmail Sağır'a ise müebbet hapis cezası verildi. Davanın gerekçeli kararı 28 Nisan 2008'de açıklandı. Cinayetin, Danıştay'ın 'türban kararı' sebebiyle gerçekleştirildiği iddia edildi.

KAPATMA DAVASINA DELİL OLDU

Bir kesim, Danıştay saldırısının faturasını hükümete kesmekte kararlıydı. Saldırının üzerinden yaklaşık iki yıl geçmiş, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi sanıklarla ilgili hükmünü açıklamıştı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya ise 14 Mart 2008'de AK Parti hakkında, 'laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği' iddiasıyla kapatma davası açtı. Deliller arasında Danıştay'a saldırı da vardı.

Provokatif eylemin karanlık noktaları ancak yıllar sonra aydınlatılabilecekti. Menfur olay 17 Mayıs 2006'da meydana gelmişti. Ergenekon soruşturması ise bu olaydan tam 13 ay sonra bir ihbarla başladı. Soruşturma kapsamında hazırlanan ilk iddianamede, Danıştay cinayeti Ergenekon'un eylemi olarak geçiyor ve Mustafa Yücel Özbilgin 'maktul' olarak yer alıyordu. İkinci Ergenekon iddianamesinde ise tam olarak şu ifade kullanılmıştı: "Danıştay saldırısı, Ergenekon terör örgütü tarafından yürütme organını devirmeye kalkışma eylemi olarak planlanmıştır." Ve üçüncü iddianame: "Elde edilen tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan'ın Ergenekon silahlı terör örgütü mensupları ile ilişki içerisinde olduğu ve söz konusu Danıştay saldırısını da bu örgütün talimatı ile gerçekleştirdiği sonucuna varılmıştır."

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 7 Ekim 2008'de önemli bir karara imza attı ve Danıştay'la Ergenekon soruşturması arasında bağlantı olabileceğine hükmetti. Yerel mahkemenin kararını bozdu. Dava Ergenekon'la birleşti. Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar, Cumhuriyet Gazetesi ve Danıştay saldırılarıyla Ergenekon terör örgütü arasındaki bağlantıları tek tek deşifre etti. Saldırı sonrası yapılan aramada tetikçinin üzerinden Ulusal Haber basın kartı ve Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Derneği ibareli kartvizit bulunmuştu. Ümraniye'de ele geçirilen ve emekli Astsubay Oktay Yıldırım'a ait olduğu iddia edilen 27 el bombasıyla Cumhuriyet Gazetesi'ne atılan bombaların aynı seriden olduğu belirlendi. Üstelik Cumhuriyet Gazetesi'ne bomba atanlardan biri de Danıştay saldırganı Alparslan Arslan'dı. Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Derneği Başkanı Taner Ünal da Danıştay saldırısını, Muzaffer Tekin grubunun yaptığını anlattı. Tetikçinin, Ergenekon sanıklarından Muzaffer Tekin'le telefonla defalarca görüştüğü tespit edildi. Arslan, Tekin'in bir dönem ortağı olduğu şirketin de avukatlığını yapmıştı. Osman Yıldırım ise 'tanık' olarak alınan ifadesinde 'işi Veli Küçük'ten bombaları ise Muzaffer Tekin'den aldıklarını' söyleyecekti. Saldırının ardından Danıştay sanıklarının banka hesaplarına değişik tarihlerde para yatırıldığı da tespit edildi.

DANIŞTAY'IN KARARINDAN HABERİ BİLE YOK

Alparslan Arslan, tıpkı planlandığı gibi, saldırıyı sürekli 'din' için işlediğini anlatıyordu. "Saldırıyı neden gerçekleştirdin?" sorusuna, "Emir gelmişti, yukarıdan." diyerek cevap verdi. Sorgusunda şunları söyleyecekti: "Allah'ın kanununun üstünde bir kanun ya da karar yoktur. El bombasını gazete binasının önüne atmadan önce birkaç kez Allahu Ekber şeklinde tekbir getirdim. Danıştay 2. Dairesi'nin vermiş olduğu türban kararı, Müslüman Türk milletinin mukaddesatına yapılmış bir hakaret ve aşağılamadır. Bu olaylara refleks gösterilmesi gerekiyordu. Ben de gösterdim. Allah'a itaat etmek lazım. Allah'a itaat etmeden kul emrine itaat etmek yok."

Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan, 19 Ekim 2009'da yeniden bu kez Ergenekon'da hâkim karşısına çıktı. "Danıştay 2. Dairesi'nin türban kararı mı daha önemli yoksa karikatür mü?" sorusu üye hâkim tarafından tam üç kez soruldu. Cevap bile veremedi. Danıştay'ın kararının tam olarak ne olduğunu bile bilmiyordu.

Diğer sanık Osman Yıldırım ise söz konusu saldırının, ülkeyi kaosa sürüklemek için hazırlanan bir tezgâh olduğunu itiraf edecekti. Yıldırım, "Cumhuriyet Gazetesi'ne yapılan eylemlerde işi veren Veli Küçük'tür. Bombaları veren Muzaffer Tekin'dir. Alparslan Arslan'ı kullananlar Veli Küçük'tür, Muzaffer Tekin'dir. Bunların üstü de Şener Eruygur, Hurşit Tolon ve Fikri Karadağ'dır.'' diyecekti. Tutuklu sanıklardan Erhan Timuroğlu, Alparslan Arslan'la hemen hemen her gün bara gittiklerini anlattı. Tetikçinin İşçi Partili kız arkadaşı Melek Öztaş ise bir gazeteye şu açıklamayı yapacaktı: "Alparslan dinci değildi, namaz da kılmazdı."

KAMERALAR BOZUK DEĞİL, GÖRÜNTÜLER SİLİNMİŞ

Birinci Ergenekon davasının 21 Nisan 2010'da görülen duruşmasına TÜBİTAK'ın bilirkişi raporu damgasını vurdu. Yapılan bilirkişi incelemesine ilişkin TÜBİTAK'tan gönderilen yazıda, Danıştay saldırısının yapıldığı 17 Mayıs 2006 tarihinde Danıştay güvenlik kamerasının arızalı olduğunun bildirilmesi üzerine kayıtlarının alındığı, harddiskler üzerine inceleme yapıldığı belirtiliyordu. Raporda, söz konusu harddisklerde herhangi bir arıza saptanmadığı aktarıldı. Buna göre, tetikçinin 16 Mayıs 2006'da Danıştay'da keşif yaptığı günkü kamera kayıtlarının bir kısmı, aynı gün saat 19.47-19.50 arasında, geri döndürülemez şekilde silinmişti. Halbuki Oyak Savunma ve Danıştay Güvenlik AŞ'nin hazırladığı raporda, 3 Mayıs 2006 ile 17 Mayıs 2006 tarihleri arasında Danıştay binasına ait kamera görüntülerini kaydeden dijital video cihazının harddisklerinin arızalı olduğu belirtiliyordu.

Kamera skandalı kamuoyunu sarstı. Zira kayıtların silinmiş olması ortada organize bir iş olduğunu gösteriyordu. Gözler, Danıştay saldırısı ve Ergenekon arasında bağlantıyı görmeden karar veren Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Orhan Karadeniz'e çevrildi. Emekli hâkim, "Dava sürecinde Danıştay'ın güvenlik kameraları ile ilgili bir araştırma yaptırdınız mı?" sorusuna, "O zaman arızalı denildi, biz de araştırmadık. Mahkeme öyle lüzumsuz işlerle uğraşmaz." şeklinde cevap verecekti!

TGRT Haber'de canlı yayına katılan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sert konuştu: "Danıştay saldırısıyla bizi özdeş hale getirmek istediler. Peki bütün bunu yapanlar acaba şu anda pişmanlık duyuyor mu? Bakın şimdi çıkan netice ne oldu? Ergenekon oldu. Dosyalar birleşti ama şu anda yargı hiçbir şey söylemiyor. Köşe yazarları, o günlerde yazılıp çizilenleri hatırlattığınız zaman hop oturup hop kalkıyorlar. Hadi konuşun, yazın bakalım şimdi. O gün saldırdığınız iktidar partisine ne diyeceksiniz? Bizim kutsallarımıza saldırdılar. Halbuki kaşıya kaşıya attıkları manşetin altından kendileri çıkıyor."

OYAK, TÜBİTAK'ın bilirkişi raporunun üzerinden 13 gün geçtikten sonra yazılı bir açıklama yaptı. Resmi imzalı bilirkişi raporu ve eklerine bütün uğraşlarına rağmen ulaşamadığını savunan firma, buna rağmen raporun 'TÜBİTAK tarafından hazırlanmadığının anlaşıldığını' savunuyordu. Açıklamada, görüntülerin silindiğine yönelik iddialar ise 'iftira' olarak değerlendirilmişti. Bilirkişi inceleme tutanağı ise OYAK'ı yalanlıyordu. 17 Aralık 2009 tarihli tutanakta, mahkemenin TÜBİTAK'tan bilirkişi incelemesini talep etmesi üzerine, TÜBİTAK'ın Hayrettin Bahşi'yi görevlendirdiği aktarılıyor.

2005 yılının aralık ayında kurulan sistemin sadece 5 ayda tam 7 kez arızalanması da kafaları karıştırdı. Sanki tetikçinin cinayeti işlemesi için her şey düşünülmüş, yollardaki bütün 'çalı çırpı' temizlenmişti. Ne keşif görüntüleri vardı, ne de cinayet gününe ait bir iz.

SONUÇ OLARAK...

Danıştay saldırısı, 'adi' bir cinayet değil. Üç beş çapulcunun bir araya gelerek, Danıştay'ın verdiği başörtüsü kararı sebebiyle gerçekleştirdiği 'rejim karşıtı' bir eylem hiç değil. Büyük ve kanlı bir planın parçası olarak tasarlanmıştı. Ve adım adım uygulamaya konuldu. Kanlı eylemin etkileri de tıpkı planlandığı gibi büyük oldu. Hükümet yıllarca saldırının sorumlusu olarak gösterildi. Mütedeyyin insanlara psikolojik baskılar uygulandı. Saldırının ekonomiye etkisi ise milletin vergilerinin heba olmasına sebep oldu. Sadece kapatma davasının maliyetinin 20 milyar doları bulduğu ifade ediliyor.

Menfur suikastın üzerinden geçen 4 yıl Danıştay saldırısının Türkiye'nin "11 Eylül"ü olmadığını yeni bir "12 Eylül" arzu edenlerin bir oyunu olduğu gösterdi. Şimdi vatandaş komplonun en ince ayrıntısına kadar aydınlatılıp kimlerin ülkenin geleceğine tuzak kurduğunu öğrenmek istiyor.


UĞUR SAĞINDIK / ZAMAN

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.