CHP'ye yeni anayasa soruları
LEVENT KÖKER

Uzlaşma Komisyonu’nun kendi çalışma esasları doğrultusunda oybirliği şartını karşılayan bir uzlaşma metni üretemeyeceği az çok belli olmuş sayılabilir. Bu durumda yeni anayasanın mümkün olan en geniş uzlaşmayla yapılması tercih edilecektir. Oybirliği olmuyorsa mümkün olan en geniş uzlaşmanın sağlanması gerektiği yönündeki düşüncemin temelinde, yeni anayasanın 1982 Anayasası (ve ondan önceki 1961 ve 1924 anayasaları) gibi “milliyetçi” temel siyasî tercihlere dayanmayan bir anayasa olması gerektiğini kabûl etmemdir. Böyle bir değişim ancak “yeni anayasa” adını alabilir ve bu değişim de hukukî değil siyasî bir kararı gerektirir ki bu kararın Türkiye toplumunu en geniş biçimde kapsayan bir toplumsal zemine oturması şarttır.
 
Şimdi, önümüzdeki siyasî tablo çerçevesinde, özellikle de son dönemlerde yeniden gündeme gelen tartışma noktaları bağlamında, yeni anayasa sürecinin dört siyasî aktörü arasında şöyle bir ayrışma ortaya çıkmış gibi görünüyor: Bir yanda, geçmişte de müteaddit defalar olduğu gibi, “milliyetçiliğin her türlüsüne” karşı olduğunu beyan etmek suretiyle yeni anayasanın milliyetçi bir anayasa olmaması gerektiğini de vurgulamakta olan AK Parti. Üstelik, yine müteaddit defalar vurgulanan bir husus olarak, en geniş uzlaşmayla yeni anayasa yapılması için “başkanlık sistemi” bir engel oluşturuyorsa bu talepten vazgeçilebileceği açıklaması. Buna, gündelik siyasî çekişmelerin gelgitleri dışına çekilerek bakacak olursak, BDP’nin olumlu denebilecek yaklaşımı eklendiğinde, bazı yorumcuların bir ihtimal olarak üzerinde durmaya başladıkları AK Parti-BDP işbirliğinin gündeme gelmesi.
 
Diğer yanda ise mensuplarının net olmayan ve hattâ çelişkili fikirler beyan etmekte olduğu CHP ile yeni anayasanın –tabiî kendi anladığı biçimiyle- Türk milliyetçiliğinden arındırılmasını kabul etmeyeceğini beyan etmiş bulunan MHP. MHP’nin siyasî tavrı önemlidir tabiî ama AK Parti’nin milliyetçi-muhafazakâr toplum kesimleriyle olan köklü bağı akla geldiğinde, AK Parti’nin anayasa tercihlerinin toplumda hüsn-ü kabûl görmesi ölçüsünde MHP’nin milliyetçi çıkışlarının marjinalleşeceği de düşünülebilir. Bu durumda sürecin kilit partisi CHP olmaktadır ve sanırım Türkiye kamuoyunun CHP’nin yeni anayasa konusundaki tavrını daha net olarak öğrenmesi gerekmektedir.
 
CHP’deki bu netleşme ihtiyacının şöyle bir nedeni de vardır: Hatırlanacağı üzere, Kılıçdaroğlu’nun genel başkan oluşundan itibaren CHP’nin yenileneceği, eski devlet partisi kimliğinden kurtulacağı gibi beklentiler oluşmuştu. Bu beklentiler zaman zaman bazı parti mensuplarının, “işte yeni CHP” diyebileceğimiz çıkışlarıyla karşılanıyormuş gibi olduysa da, CHP’nin kendi içinde farklı ve çelişkili sesler üreten görüntüsü devam etti. En son AK Parti’nin milliyetçilik karşıtı çıkışına Kılıçdaroğlu’nun “yurtseverlik” diye tanımladığını ileri sürdüğü milliyetçiliği sâhiplenmesi, CHP’de “parti olarak yeni bir şey olmadığı”nı bir kez daha gösterdi. Şimdi, önemli olan nokta, “parti olarak CHP”nin tavrı ile CHP’nin seçmen tabanını oluşturan kitlelerin düşünce ve tutumları arasındaki ilişki. Bir süredir atıf yapılan TESEV-Konda işbirliği ile gerçekleştirilen araştırmanın sonuçları, Türkiye toplumunun CHP tabanını oluşturan kesimlerinde özgürlükçü bir yeni anayasa talebiyle uyumlu yaklaşımların yerleşiklik kazanmış olduğunu gösteriyor. Bu durumda, CHP’deki farklı ve çelişkili tavırların aslında tabanda da var olduğunu söyleyebiliriz. Bu da, CHP için bir imkânı işâret ediyor: CHP, parti olarak yeni anayasa konusundaki tavrını netleştirirse, kendi tabanını da netleştirir ve böylece hem siyasî düzeyde hem de Türkiye toplumu nezdinde, yeni anayasa üzerinde AK Parti-BDP potansiyel işbirliğinden çok daha etkili ve kalıcı bir uzlaşmanın önü açılmış olur.
 
Bu nedenle, CHP’den, kanımca, şu sorulara net bir biçimde ve “parti olarak” cevap vermesini bekliyorum.
 
(1) CHP, yeni anayasanın “Atatürk milliyetçiliğine bağlı devlet” anlayışına dayanmasında ısrarlı mı? Evetse, başına “Atatürk”ün saygın adı getirilmiş olsa bile, birçok farklı siyasî yorumu yapılabilecek olan “milliyetçilik” (tabiî “ulusçuluk” ve “ulusalcılık” gibi terimleri de ekleyebiliriz) gibi bir “ideoloji”nin tüm toplumu bağlayan bir temel anayasal ilke olarak kabûl edilmesi gerektiğini demokratik çoğulculuk ilkesiyle nasıl bağdaştırmaktadır?
 
(2) CHP, 1980 darbecileri ve onların sivil işbirlikçileri tarafından Anayasa’nın 42. maddesine yerleştirilmiş olan “Türkçeden başka hiçbir dilin anadil olarak” okutulamayacağı ve öğretilemeyeceği hükmünün yeni anayasada da muhafaza edilmesinden yana mıdır? Değilse, Türkçe dışındaki dillerde anadilde eğitim –dikkat, anadil öğretimi değil, anadilde eğitim- taraftarı mıdır? Değilse, neden ve hangi demokratik zeminde değildir?
 
(3) CHP, anayasadaki vatandaşlık tanımının “Türklük tanımı” olarak muhafazasından yana mıdır? Vatandaşlığın sadece bir temel hak olarak anayasal güvence altına alınmasını yeterli bulmakta mıdır?
 
(4) CHP, yerel yönetimler üzerinde merkezî idarenin “ülke çıkarları” veya “millî menfaat” yahut “kamu yararı” gibi gerekçelerle “vesayet denetimi” yapmasının kaldırılmasını ve yerel yönetimlerin en geniş demokratik özerklik ilkelerine uygun olarak yeniden yapılandırılmasını istemekte midir? Yeni anayasada bu konudaki yaklaşımı nedir?
 
Hâlen sürmekte olan komisyon çalışmalarının oybirliğiyle sonuçlanmasının imkânsızlığı yönündeki öngörüleri kuvvetlendiren bu dört temel noktada CHP’nin yaklaşımının netleşmesi büyük önem taşımaktadır. Başta belirttiğim noktaya dönecek olursam: AK Parti ile BDP’nin hem parti olarak hem de dayandıkları toplum kesimleri itibârıyla, yeni anayasanın en temel konularını oluşturan bu sorular karşısında, komplekssiz bir yaklaşım içinde oldukları görülmektedir. Buna karşılık CHP, şu ânki durumu ve iddiası itibarıyla “Sosyalist Enternasyonal üyesi bir sosyal demokrat parti” olarak, yukarıdaki sorun alanlarına yaklaşımında netlik sağlamaktan uzak, geçmişin ağırlığını taşıyan bir dizi kompleks içinde davranmaktadır. CHP’nin yeni anayasanın gerçekten yeni olması bakımından çok önemli olan bu dört noktadaki tavrının netleşmesini, kendi tabanındaki özgürlükçü değişim taleplerinin de daha canlı bir biçimde seslendirilmesini sağlayacaktır. Bunun da, MHP milliyetçiliğini marjinalleştiren ve belki CHP içinden bir kesimi de, terim yerindeyse, “MHP’lileştiren” ama Türkiye’nin yeni anayasasını gerçekten çok geniş bir tabana oturtan bir süreci teşvik edeceğine kuşku yoktur. Böylece, TBMM AK Parti, BDP ve “kısmen de olsa” CHP işbirliğiyle yeni anayasa yapmaya yönelebilir. Bu yönelişin ortaya çıkaracağı yeni anayasanın Türkiye toplumunun en geniş (kaba bir tahminle beşte dörtlük) kesiminden destek bulacağını söyleyebiliriz. Evet, CHP’den bu kritik sorulara net cevap ve dolayısıyla tavır bekliyoruz. Daha da iyisi, elbette, sürecin ilerletilmesinde öne geçen bir ataklık olabilir. Ama önce cevaplar…


Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yasin Almak 4 yıl önce

neden bu sitenin yoruma dayalı haberleri hep zaman birgün gibi gazeteler kaynaklı oluyor?
835 tanık var diye gölge düşüreceğiniz hukuk garabetinin görüldüğü davada kaç sanık var? sanık başına kaç tanık dinlenmiş?