Cihaner dosyasında neler oluyor?


Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nde "sahtecilik-görevi kötüye kullanmak ve imar kirliliğine neden olmak suçları"ndan yargılanıyor. 11. Ceza Dairesi yargılamayı, Cihaner'in birinci sınıf yargıçlık sıfatından ve yüklenen fiillerin görevden kaynaklanması nedeniyle ilk derece mahkemesi olarak yürütmektedir. İlk derece mahkemesi sıfatıyla davaya bakması, herhangi bir yerel mahkeme gibi Ceza Muhakemesi Yasası'ndan kaynaklanan kovuşturmaya ilişkin kuralları uygulamak zorunda bulunması anlamına gelmektedir. Dairenin verdiği karara karşı Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nda temyiz incelemesi yapılması olanaklıdır.

Bilindiği gibi Başsavcı Cihaner hakkında Erzurum özel yetkili cumhuriyet savcılarınca açılan soruşturma sonucunda aynı yer özel yetkili 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne "silahlı terör örgütüne üye olmak, sahtecilik ve tehdit suçları"ndan dava açılmış, bu davanın, aynı mahkeme tarafından bağlantı nedeniyle İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde bulunan Dursun Çiçek ve arkadaşları hakkındaki 28 Haziran 2010 tarihinde ilk duruşması yapılacak olan davayla birleştirilmesine karar verilmiş, ancak 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce henüz ilk duruşma yapılmadığından birleştirme konusunda bir karar verilmemiştir.

Erzurum ve İstanbul'daki davaların neden birleştirilmek istendiği sorusu akıllara gelebilir. Dursun Çiçek tarafından hazırlandığı ifade edilen AK Parti'yi ve Fethullah Gülen'i bitirmeye yönelik "İrtica ile mücadele eylem planı"nın, Cihaner'in başsavcı olarak görev yaptığı Erzincan'da yaşama geçirildiği ve Cihaner ile Erzurum iddianamesinde sanık olarak gösterilenlerin de uygulamanın birer parçası oldukları iddia edildiğinden her iki dava bu nedenle birbirleriyle irtibatlı görünmektedir. Bu nedenle doğal ve hukuksal olan, bu iki davanın birleştirilerek görülmesidir. Cihaner'in Ergenekon terör örgütüne üye olduğu ve bu örgütün amacı doğrultusunda faaliyette bulunduğu iddia edildiğinden sonuçta bu davaların Ergenekon ana davasıyla da ileride birleştirilmesi beklenebilir.

"Bu durum karşısında Erzurum'daki Cihaner davasının Yargıtay'da görülmekte olan dava ile birleştirilebilmesi mümkün veya gerekli midir?" sorusunun hukuksal karşılığını bulmak gerekiyor.

Yukarıdan itibaren yapılan açıklamalardan anlaşılacağı gibi biz sadece hukuk tekniği yönünden ve objektif hukuk uygulaması açısından bir değerlendirme yapıyoruz. Cihaner veya diğerlerinin suç işleyip işlemediklerini davaların görüldüğü bağımsız yargı organları saptayacaklardır.

Şimdi tekrar davaların birleştirilmesi konusuna gelince:

Ceza Muhakemesi Yasası'nın 10/1. maddesine göre "kovuşturma evresinin her aşamasında bağlantılı ceza davalarının birleştirilmesine veya ayrılmasına yüksek görevli mahkemece karar verilebilir."

Yargıtay'ın üst mahkeme olduğu dikkate alınırsa 11. Ceza Dairesi'nin yüksek görevli mahkeme tanımına uygun düştüğünü ifade edebiliriz. Ancak yargılama konusu davaların niteliklerine de bakmak gerekmektedir.

Cihaner, Erzurum Özel Yetkili 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan yargılanmaktadır. Silahlı örgüt suçlarının yargılaması için Ceza Muhakemesi Yasası'nın 250. maddesi uyarınca özel yetkili ağır ceza mahkemeleri oluşturulmuştur. Yargıtay'ın 11. Ceza Dairesi ise 'sahtecilik, dolandırıcılık...' gibi özel yetkili mahkemelerin görevine girmeyen suçlara bakmaktadır. Nitekim Cihaner de diğerlerinden (görevi kötüye kullanma vs...) daha ağır olan sahtecilik suçu nedeniyle bu dairede yargılanmaktadır.

birleştirme hususu "el koyma"ya dönüştürülmemelidir

Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmekte iken birleştirme kararı verilen örgüt suçu, özel yetkili mahkemelerin bakabileceği bir suçtur. 11. Ceza Dairesi'nin ilk derece mahkemesi olarak bu tür suçlara bakma yetkisi mevcut değildir. Ayrıca Erzurum'un baktığı örgüt suçu 11. Ceza Dairesi'nin baktığı suçlara nazaran daha ağır suçlardandır. Bu nedenlerle dosyaların 11. Ceza Dairesi'nde birleştirilebilmesinin hukuksal bir yanı mevcut değildir. Ayrıca bir an için dosyaların 11. Ceza Dairesi'nde birleştirildiğini varsaydığımızda, birleştirilen dava dosyalarına 11. Ceza Dairesi'nin bakması mümkün olmayacaktır. Birleşen dosyadaki örgüt suçu diğer suçlardan daha ağır olduğu için ve bu tür suçlara Yargıtay'ın 9. Ceza Dairesi bakmakla görevli bulunduğundan 11. Ceza Dairesi'nin derhal görevsizlik kararı vererek dosyayı 9. Ceza Dairesi'ne göndermesi gerekecektir. O halde hem yukarıda ifade ettiğimiz sebeplerle hem de zaten 11. Ceza Dairesi'nin birleştirme halinde bu dosyaya bakamayacak olmasına rağmen neden birleştirme kararı verecek olması intibaının yaygın bir şekilde kamuoyunda tartışıldığı üzerinde durulmalıdır.

Gerçekten de kamuoyunda İlhan Cihaner'in dosyalarının Yargıtay'da birleştirilerek öncelikle tahliyesinin sağlanacağı sonra da bir şekilde beraat ettirileceğine dair yaygın bir kanı vardır. Doğrusu bu kanı da kendiliğinden oluşmuş da değildir. Bunun nedenlerine bakacak olursak;

Elbette Yargıtay'da görev yapan bazı yüksek yargıçların medyaya yansıyan konuşma kayıtlarında Cihaner davasının Yargıtay'da birleştirilerek kurtarılması yönünde vahim kelimesinin durumu ifade etmekte hafif kaldığı bir durumla karşı karşıya bulunduğumuz ortadadır. Söz konusu ses kayıtları yalanlanmadığı gibi Yargıtay Başkanlığı'nın da olayı soruşturup durumu kamuoyuyla paylaşmadığı görülmektedir. Bu nedenle dava üzerinde zaten büyük bir şaibe vardır.

Bunun dışında 11. Ceza Dairesi'nin de davayı diğer davalardan farklı bir şekilde yürüttüğüne dair medyaya yansıyan bilgiler mevcuttur. Cihaner'in sıfatı nedeniyle yargılaması acele işlerden sayılmakta ve davanın yasal zorunluluklar yoksa üç ay içerisinde bitirilmesi öngörülmektedir. Ancak Yargıtay'da görülen yargıçlarla ilgili davalar genellikle bu süreleri çok rahatlıkla aşmış ve bu husus da hiçbir zaman bir sorun teşkil etmemiştir.

Bu nedenlerle birleştirme hususu "el koyma"ya dönüştürülmemelidir.

Cihaner, 11. Ceza Dairesi'ndeki suçlamalardan tutuksuz yargılanmaktadır. Ancak yargılamanın yukarıda ifade ettiğimiz gibi diğer yargıç yargılamalarından daha süratli görüldüğü izlenimi ortaya çıkmaktadır. Gerek Cihaner gerekse Dursun Çiçek dosyalarının kuryelerle mahkemelerinden istenilmesi, 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nden birleştirme kararı verilmeden dosyanın talep edilmesi, 2. Ağır Ceza Mahkemesi yargıçları hakkında aceleyle suç ihbarında bulunması ve nihayet dosyaların asılları yerine sadece tutanakların yer aldığı CD'ler deşifre edilerek bunların üzerinden birleştirme yönünden bir karar verileceğinin kararlaştırılması, hukuku zorlamak olarak karşımıza çıkmaktadır. Kamuoyunda haklı olarak Dursun Çiçek davasının görüleceği 28 Haziran 2010 tarihinden önce 11. Ceza Dairesi'nin birleştirme kararı vereceğine dair kuşkular oluşmaktadır. Çünkü büyük bir ihtimalle 18 Haziran'da 11. Ceza Dairesi'nin birleştirme kararı vermemesi halinde Erzurum davası muhtemelen İstanbul 13. Ağır Ceza'da Dursun Çiçek davasıyla birleştirilecektir.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nde uzun yıllar yargıya hizmet etmiş deneyimli yargıçlar var. Davada ideolojik yönden değil, hukuksal ilkeler çerçevesinde bir karar vereceklerine dair bir kuşkum yoktur. Verecekleri her türlü karar çok tartışılacaktır. Bugüne kadar Yargıtay'da çok Cihaner'ler yargılandı. Bazıları ağır mahkumiyetler aldılar. Bazıları da aklandılar. Cihaner davası da bunlardan sadece birisidir. Ancak kurumların kalıcı olduğu bilinmeli; yargı, Türk halkının gözünde yanlı, güvenilmez bir kurum durumuna düşürülmemelidir. Bunun sorumluluğu elbette yargıçların üzerindedir.

YARGI SİYASALLAŞMADAN UZAK TUTULMALI!

Şu anda Cihaner ve Dursun Çiçek'leri yargılayan Erzurum 2. ve İstanbul 13. Ağır Ceza mahkemeleri de bu ülkenin bağımsız yargı sisteminin birer parçasıdırlar. Şimdiye kadar çok sayıda yargılamalar gerçekleştirdiler. Yıllardan beri verdikleri kararlara güvenildi de şimdi Cihaner'le ilgili verecekleri kararlara mı güvenilmiyor? Bu mahkemelerin verecekleri mahkumiyet veya beraat kararları da yine temyiz incelemesi için sonuçta Yargıtay'a gelecektir.

Yargıtay, kimseyi kurtarma yeri değildir. Yüksek yargı organlarının mensupları, kurumlarını ve görevlerini siyasal anlayışlara alet etmekten uzak durmalıdırlar. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun Erzurum'daki Cihaner davasına yetkilerini aşarak müdahalesi, halen hafızalardaki yerini korumaktadır. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin hukuk kurallarını zorlayarak vereceği kararlar doğal olarak büyük bir hassasiyet içerisinde bu davayı izleyen kamuoyunda önemli tepkilere neden olabilecek, hukuka olan güveni sarsabilecektir. Bugün Anayasa Mahkemesi'nin meşruiyetinin sorgulanması gibi bir meşruiyet tartışması yaşanmasına yol açabilecektir.

Anayasa Mahkemesi 367 ve Anayasa'nın 10. ve 42. madde değişikliklerinde hukuku fazlasıyla zorlamış, daha sonra benzer şekilde kendisine gelen davalarda vereceği kararlara gölge düşürmüştü. Anayasa değişiklikleri, şekilden girilerek esastan iptal edilebilmiş, hukukçuların dahi anlamakta zorlanacakları sihirli formüller icat edilmişti. Bugün Anayasa Mahkemesi'nin meşruiyeti ve verdiği kararların yok hükmünde sayılıp sayılamayacağı tartışılıyor. Bu tartışma yeni de değildir. Uzun süreden beri devam edegelmektedir. Bir Anayasa Mahkemesi kendisini anayasa ile bağlı saymıyorsa ve durum kalıcı bir hale gelmeye başlamışsa elbette o mahkemenin vereceği kararların meşruiyeti tartışılır. İşte Yargıtay'ın da böylesine sihirli formüllerden kaçınması gerektiği inancındayız. Bu hususun hukuka ve yargıca güven için bir zorunluluk olduğunu hatırlatıyor ve altını çiziyoruz.

Yargıtay Başkanlığı, ses kayıtları olayı konusunda ilgisiz ve kayıtsız kalmıştır. En azından bu görüntüyü vermiştir. Dinlemelerin yasa dışı olduğunda kuşku yoktur. Ancak bazı kişilerin kurum içerisinde bu tür faaliyetlerde bulunduklarına dair birtakım kanıtlar ortaya çıkmışsa tarafsız olması gereken bir yüksek yargı kurumunun bunlara kayıtsız kalması düşünülebilir mi?

Yargıtay, uzun yıllardan beri yargı sisteminde çok önemli görevler ifa etmiştir. Türkiye'nin bütün yörelerinden gelen dosyalar büyük bir titizlik ve fedakarlık içerisinde ve parasal şaibelerden uzak bir şekilde incelenip karara bağlanmıştır. Milyonlarca davayı karara bağlayan ve daha bir o kadar davanın görüleceği ve bütün Türk milletine ait olan bir yüksek yargı organı bir dava için kendisine farklı gözle bakılabilecek kurum haline getirilmemelidir. Buna değmez de. Bu, Yargıtay'ın kendisine ve çok değerli olduklarını bildiğimiz üyelerine de haksızlık olur. Zaman

Ahmet Gündel Emekli Yargıtay Cumhuriyet Savcısı

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.