Cumhurbaşkanı 104. maddeyi çalıştırmalı!

Aslında olup biteni daha basit ifade etmek yerinde olacaktır: Demokratikleşmeye, normalleşmeye direnen statüko, mahkeme üzerinden keyfi ve sınırsız yorum yoluyla savunma yapmaktadır. Mahkeme, "benim kararlarım ne olursa olsun herkesi bağlar" diyerek her türlü sonsuz ve sınırsız yorum ile siyasi kararlar almaktadır. Bir bakıma fiilen Anayasa Mahkemesi hiçbir yasal ve anayasal kuralı tanımaz halde kendisine namütenahi bir hareket ve yetki alanı yaratmıştır. Bu şu anlama geliyor: Mahkeme, artık istediği konuda istediği biçimde karar alır. Demokratik yollardan ümidini kesen sivil uzantılar ise Anayasa Mahkemesi'nin siyasal sistemin bütününün en üstünde bir yerde olduğunu iddia etmektedirler. Bu görüşe göre Anayasa Mahkemesi sistemin en üstünde her şeyi kontrol etmeye muktedir bir kurumdur.

Ancak iki temel soru ile Türkiye karşı karşıyadır: 1. Anayasa Mahkemesi, bütün sistemin üstünde midir? 2. Anayasa Mahkemesi anayasal düzene ve uyuma aykırı eylemde bulunursa ne yapılmalıdır?

İlk olarak hemen belirtmek gerekiyor ki Anayasa Mahkemesi, Türk idari ve siyasal sisteminin en üstünde bir yerde değildir. Anayasa, mahkemeye ancak yasamanın anayasaya uygunluk denetimini yapmasına izin verir. Dolayısıyla bazılarının iddia ettiği gibi Anayasa Mahkemesi, bütün düzenden, siyasal sistemden sorumlu değildir. Mahkeme ancak usulüne uygun olarak yasama faaliyetlerini usul ve içerik açısından denetler. Mahkemenin bütün sistemin işleyişine nazır bir yerde olduğunu iddia etmek mümkün değildir.

Peki Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na göre bütün sistemin üstünde olan ve bütün 'devlet organlarının' işleyişini gözetmekle yükümlü kurum kimdir? TC Anayasası'nın 104. maddesi bu yetkiyi ve konumu açıkça cumhurbaşkanına vermiştir. İlgili madde, cumhurbaşkanına ithafen şöyle demektedir: 'Anayasa'nın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.' Bu madde açıkça anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının uyumlu ve düzenli çalışmasını gözetmek yetkisini cumhurbaşkanına vermektedir. Yani Anayasa Mahkemesi de dahil bütün kurumların üstünde olarak onları uyum ve düzen açısından gözetebilecek kişi cumhurbaşkanıdır.

Asıl önemli olan Anayasa'nın 104. maddesi bize yukarıdaki ikinci soru hakkında da cevap vermektedir. Anayasa'nın bu maddesine göre cumhurbaşkanı 'devlet organlarının' anayasal düzen ve uyuma göre işlemesini gözetir. Devlet organları içinde Anayasa Mahkemesi de bulunmaktadır. Açık ifade edersek Anayasa Mahkemesi'nin anayasal düzen ve uyum içinde işlemesini gözetmek hakkına cumhurbaşkanı sahiptir. Burada üzerinde durulması gereken iki kavram 'düzen ve uyum' olmalıdır. 'Uyum' devlet organlarının birbirinin yetki alanına girmeden Anayasa'nın emrettiği biçimde iş görmesidir. Mesela Anayasa Mahkemesi kendini yasa koyucu yerine koyamaz. Yaparsa bu, anayasal uyumu ihlal anlamına gelir. 'Düzen' ise her bir devlet organının işleyişini Anayasa'nın belirttiği biçimde yapmasıdır. Mesela yine Anayasa Mahkemesi anayasa değişikliklerinin içeriğine bakmaya kalkarsa Anayasa'nın belirttiği düzeni ihlal eder.

104. maddeden Anayasa Mahkemesi'ne yönelik pratik çıkacak sonuç şudur: Eğer Anayasa Mahkemesi, sıradan bir devlet organı olarak, eğer Anayasa'nın belirlediği düzen ve uyuma göre işlev görmese cumhurbaşkanına anayasal bir görev doğmaktadır. Sorunu daha açık ifade edelim: Eğer Anayasa Mahkemesi, Anayasa'ya aykırı faaliyette bulunursa, mesela yetkisi olmadığı halde anayasa değişikliğini içerik açısından bozarsa, cumhurbaşkanı 104. maddeden kaynaklanan yetki ile müdahil olmalıdır.

104. madde açıkça cumhurbaşkanına devlet organlarının anayasal düzen ve uyuma göre çalışıp çalışmadığını gözetme yetkisi vermiştir. Böyle bir gözetme yetkisini cumhurbaşkanına verip ona takdir yetkisi vermemiş olmak mantıksız olacağına göre cumhurbaşkanı re'sen devlet organlarının anayasal düzen ve uyuma göre çalışıp çalışmadığına karar verecektir. Zaten Türk Anayasası'na göre cumhurbaşkanı kanunda belirtilmeyen yetkileri re'sen kullanılır. Ayrıca yine Anayasa'ya göre cumhurbaşkanının re'sen kullandığı yetkiler yargısal yolla denetlenemez. Bir kimseye 'anayasa uygulamak, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmek' yetkisini verip takdir yetkisi verilmediğini düşünmek hukuk mantığı açısından tutarlı bir yaklaşım değildir.

Anayasa'nın 7. maddesi 'Yasama yetkisi Türk milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi'nindir. Bu yetki devredilemez' demektedir. Ancak Anayasa Mahkemesi, geçen süreç içinde adım adım bu yetkiye kendini ortak ilan etmiştir. Fiilen Anayasa Mahkemesi pek çok diğer maddenin yanında temel olarak Anayasa'nın 7. maddesini ihlal etmektedir. Bu süreç bütün Türk siyasal sistemi açısından bir tür kaosa yol açabilir. En kötüsü, bu süreç TBMM'nin yetkisiz ve işe yaramaz bir kuruma dönüşmesine meydan verebilir. Meclis'in yasama yetkisine mahkeme yoluyla ortak olmak bir tür 'sürekli darbe' durumu doğuracaktır. Bilindiği gibi Anayasa Mahkemesi Raportörü Osman Can, yerinde ve haklı olarak, bu sürecin muhtemel zararlarına işaret ederek Meclis'in direnme hakkından bir yöntem olarak bahsetmiştir. Ancak Meclis'in direnmesi fiilen salt AK Parti direnişi olarak yorumlanacaktır. Böyle bir direnişe MHP dahil başka bir partinin katılması mümkün görünmemektedir. Halbuki Anayasa bu konuda genel de olsa bir düzenleme öngörmektedir. Eğer Anayasa Mahkemesi yerleşik usul ve kanunları ihlal ederse görev cumhurbaşkanına düşmektedir. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 104. maddenin kendisine verdiği yetkiye dayanarak olası bir ihlal durumunda bunu en azından kamuoyuna ilan etmelidir! 104. maddeye dayanarak Cumhurbaşkanı, Anayasa'nın uygulanmasına sahip çıkmalıdır. Eğer Mahkeme, Anayasa'nın belirlediği düzen ve uyuma aykırı iş yaparsa bunu tespit etmelidir. Zaman


Gökhan Bacık Zirve Üniversitesi


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.