Cumhurbaşkanının görev süresi


Bu günlerde Cumhurbaşkanı Gül’ün görev süresinin beş yıl mı, yoksa yedi yıl mı olduğu tartışılıyor. Tartışma yeni değildir. Cumhurbaşkanının görev süresini ikinci kez seçilebilmesine imkân tanımak koşuluyla beş yıla indiren ve seçme hak ve yetkisini TBMM’den alıp halka veren 31.5.2007 tarihli Anayasa değişikliğinden sonra mevcut Cumhurbaşkanının görev süresinin kaç yıl olacağı konusunda genel olarak iki farklı görüş savunulmaktadır.
Bunlardan birincisi şöyle özetlenebilir: Cumhurbaşkanının görev süresi yedi yıldır. Kamu hukuku alanında kazanılmış haktan söz edilemez ve bu, Anayasanın Cumhurbaşkanının görev süresini yedi yıl olarak belirleyen eski hükmünün Cumhurbaşkanına kazandırdığı bir hak değildir. Burada “statü hukuku ”, başka bir ifade ile “görev süresinin henüz dolmamış olduğu ” veya “statüden usulüne uygun olarak ayırma veya ayrılma ”  söz konusudur.

Bir kez için

Statü hukuku bağlamında bakıldığında Cumhurbaşkanı Gül’ü 22 Temmuz 2007 seçimleriyle oluşan TBMM bir kez ve yedi yıl için seçmiştir. Seçen organ TBMM ve süre yedi yıldır. Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra yapılan Anayasa değişikliğine göre ise Cumhurbaşkanını seçme yetkisi halka verilmiş ve süre de iki kez olmak üzere beş yıla indirilmiştir. Her iki düzenleme de kendi içinde bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu durumda TBMM’nin oyu ile oluşturulan statünün, halkın oyu ile oluşacak başka bir statü ile değiştirilmesi statü bütünlüğü bozulmuş olacağından mümkün olmaz.
Bu görüşe göre, beş yılın sonunda yeni bir Cumhurbaşkanı seçimi yapmak, halen görevde bulunan Cumhurbaşkanının statüsünün gerektirdiği süre henüz dolmadığı için hukuka aykırı olacaktır. Ayrıca bu yola gitmenin başka bir sorunlu yanı da, böyle bir işlem sonucunda fiilen görevde bulunan “Cumhurbaşkanını azletme ” yolunun açılmış olmasıdır . Cumhurbaşkanı hangi statü ile seçilmiş ise görev süresi de o statü ile belirlenir.
İkinci görüşe göre ; Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Kamu hukukunda “kazanılmış hak” kavramı yoktur ve kamusal statülerde mutabakat olmaz.  Cumhurbaşkanının görev süresi, tarafların irade özgürlüğü ile belirlenen sözleşmeye dayalı bir durum değil, “kanuni ve nizami (statutaire)” bir durumdur. Cumhurbaşkanının statüsüne ilişkin bir yasal boşluğun varlığı kabul edilse bile, Cumhurbaşkanı da geniş anlamda bir kamu görevlisi olduğuna göre, bu boşluk bir kamu görevlisinin statüsü dikkate alınarak doldurulur.   Bu durum herhangi bir kamu görevlisi için söz konusu olduğunda onun görev süresinin kısaldığının kabul edilmesi, görev süresine ilişkin hükmünse derhal uygulanması gerekeceği sonucuna varılır .
İkinci görüşü özetlemek gerekirse; mevcut Anayasa, Cumhurbaşkanının görev süresini beş yıl olarak düzenlediğine göre Cumhurbaşkanlığı seçiminin de bu süreye göre yapılması gerekir. Ancak Cumhurbaşkanı dilerse yeniden aday gösterilebilir. Kaldı ki bu konuda anayasada bir boşluk da bulunmamaktadır .
Görüldüğü gibi, her iki görüşü savunanlar da kamu hukukunda, bir “kazanılmış hak ” veya eski ifade ile “müktesep hak ” kavramının bulunmadığı noktasında birleşmektedirler. Gerçekten bir kazanılmış haktan söz edebilmek için, burada mülkiyet hakkının da bulunması gerekir. Hâlbuki Cumhurbaşkanı kendi görev süresinin mülkiyetine sahip değildir. Bu nedenle “kazanılmış hak” ilkesine dayanılarak soruna bir çözüm bulunamaz.
Cumhurbaşkanının görev süresinin yedi yıl olduğunu savunanlar, görüşlerini “statü hukuku”na dayandırdıklarına göre bu durumda öncelikle Cumhurbaşkanının hukuki statüsünün belirlenmesi gerekir. “Cumhurbaşkanının statüsü ” denildiğinde seçiminden görev süresine, yemininden yetki, görev ve sorumluluklarına kadar tüm düzenlemelerin dikkate alınması gerekir. “Cumhurbaşkanlığı” statüsü Anayasanın 36 maddesi ile ilişkilendirilebilir . Bu da 177 maddesi bulunan Anayasanın neredeyse beşte birine denk bir ilişkilendirme demektir. Cumhurbaşkanının statüsü dendiğinde Anayasada bu maddeler içinde düzenlenen bir statüden söz ediliyor demektir. 

Değişiklik sonrası
Bu anlamda 2007 değişiklikleriyle Cumhurbaşkanının sadece “nitelik ve tarafsızlığı”nı düzenleyen 101. madde ile “seçimi”ni düzenleyen 102. maddelerde kısmi değişiklik yapılmış ve Cumhurbaşkanının seçim usulü ile görev süresi yeniden düzenlenmiştir. Diyelim ki, bu arada Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen 104. maddesi değiştirilmiş ve bir kısım yetkileri kaldırılmış olsaydı Cumhurbaşkanı değişiklik öncesi düzenlemenin kendisine tanıdığı o yetkileri görevinin sonuna kadar, yani yedi yıl boyunca kullanabilecek miydi? Örneğin Cumhurbaşkanının statüsünün bir parçası olan Anayasa Mahkemesi üyelerini seçme yetkisini (Any. Md.104/2-c) kaldırılıp yerine yeni bir düzenleme getirilmiş olsaydı acaba boşalan Anayasa Mahkemesi üyeliklerine Cumhurbaşkanı eski statüsü gereği yeniden üye seçmeye devam edebilecek miydi?
Kanaatimizce bu soruya olumlu cevap vermek mümkün değildir. Anayasa hukukunda yeni düzenleme yürürlüğe girdiği andan itibaren hüküm doğuracak ve uygulanmaya başlayacaktır. Yeter ki bu konuda değişiklikle birlikte aksine bir hükme yer verilmiş bulunmasın.
Cumhurbaşkanının görev süresinin yedi yıl olması gerektiği görüşünde olanlar Fransa örneğini veriyorlar ve Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın yedi yıl için seçildiğini, görevdeyken Cumhurbaşkanının görev süresinin beş yıla indirildiğini, fakat Chirac’ın yedi yılı tamamladığını söylüyorlar. Bu doğrudur, ancak orada Fransa’ya ve Chirac olayına özgü çok önemli inceliklerin gözden uzak tutulmaması gerekir. Bu nedenle Türkiye’deki durumla karşılaştırmaya imkân vermesi açısından Fransa örneğine biraz daha yakından bakmakta yarar vardır:
Fransa’da olay şöyle gelişmiştir: Cumhurbaşkanının görev süresinin yedi yıldan beş yıla indirilmesi konusu Fransa’da uzun yıllardır tartışılmaktaydı. 1999 yılında Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Cumhurbaşkanının görev süresini beş yıla indirecek herhangi bir anayasa değişikliğini kabul etmeyeceğini, en azından kendisi yedi yıllık süre dolana kadar görevine devam etmek istediğini açıkladı. O sırada Fransa’da Cumhurbaşkanı Chirac sağ, başbakan Lionel  Jospin sol partidendi. Chirac’ın bu açıklaması üzerine, eski cumhurbaşkanlarından Valery Giscard d’Estaing, 2000 yılında destek aramak için Jospin’e gitti. Jospin, Chirac’ın da kabul etmesi halinde anayasa değişikliğine destek verebileceğini söyledi. Chirac da kendisinin yedi yıl görevde kalması ve “bir kişinin sınırsız defa aday olabilmesinin yasaklanması” önerisinin taslaktan çıkartılması şartıyla öneriyi kabul edeceğini söyledi. Böylece Fransa’da cumhurbaşkanının görev süresine ilişkin tek maddelik değişiklik referandumda oylanıp 2000 yılında yasalaştı. Bu nedenle Chirac, 17 Mayıs 1995 ’te seçildiği cumhurbaşkanlığı görevini beş yılını tamamladığı 2000 yılına kadar değil, Nisan 2002 tarihine kadar sürdürdü. 2002’de yeniden cumhurbaşkanlığına seçildi ve 16 Mayıs 2007 tarihine kadar, beş yıl daha görevde kaldı. 
Görüldüğü gibi, Fransa örneği kendine özgüdür ve Türkiye’deki sorunun çözümüne bir katkı sağlayacak gibi görünmemektedir. Fransa’da değişiklik yapılmadan önce, tüm siyasi aktörler değişiklikten mevcut cumhurbaşkanının etkilenmeyeceği konusunda mutabakata varmışlardır. Bizde ise cumhurbaşkanı Gül, henüz değişiklikler halkoylaması ile yürürlüğe girmediği için, diğer partilerin yeniden meclisi boykot edebileceğini, meclis tarafından eski usulle seçilememe ihtimalinin bulunduğunu, değişikliklerin yasalaştığını, yürürlüğe girebilmesi için halkoylamasının beklendiğini ve bu nedenle de kendi görev süresinin beş yıla inmiş olabileceği ihtimallerini biliyordu.  Ayrıca değişiklikler sırasında Meclis’te bu konuda bir mutabakat aranmadığı gibi, TBMM’ce seçilecek muhtemel cumhurbaşkanının görevini yedi yıl sürdüreceği konusunda  değişikliğe destek veren partiler, yani AKP ve ANAP tarafından herhangi bir geçici madde düzenlemesi  de yapılmadı. 

Fransa örneği
Ayrıca, Türk Anayasa tarihi için de Fransa’dakinin aksi yönünde bir örneği hatırlamak gerekir: 1921 Anayasası , genel seçimlerin iki yılda bir yapılmasını kabul etmişti (md.5).  Ancak bu süre verimli bir yasama dönemi yaşanmasına elverişli  olmayan çok kısa  bir dönemdi. 1924 Anayasası görüşmeleri  sırasında,   komisyonun  da önerisi doğrultusunda , hemen  tüm milletvekilleri bu sürenin dört yıla çıkarılması  düşüncesini paylaşıyorlardı. Sonuçta bu da kabul edildi (md.13).  Görüşmeler sırasında pek çok üye , bu değişikliğin İkinci Meclis için uygulanmasının kendileri  açısından  bir haksız lık kaynağı, bir kayırma olacağı nı, ayrıca bunun seçmen iradesine  de ters düşeceği ni ileri sürerek itiraz ettiler. Bu itirazları  bir sonuç vermedi. Mevcut meclisin, bu madde  (dört yıllık yasama dönemi) hükmünden yararlanmaması önerileri gerekli çoğunluğu sağlayamadı ve iki yıllığına seçilen milletvekilleri yeni anayasa hükmüne göre dört yıl görev yaptılar. 
Soruna pozitif Anayasa hukuku açısından bakıldığında da Cumhurbaşkanının görev süresini yedi yıl olarak düzenleyen madde şu an yürürlükte değildir. Yedi yılın uygulanması yönünde herhangi bir geçici madde düzenlemesi de bulunmamaktadır. Cumhurbaşkanının görev süresine ilişkin de sadece beş yıllık süreyi öngören bir hüküm bulunmaktadır ve uygulanması gereken başkaca da bir hüküm yoktur.
Ayrıca, TBMM seçimleri de 22 Temmuz 2007 tarihinde Anayasanın değişiklik öncesinde öngörülen beş yıllık süreye göre yapılmıştı. Şimdi hiç kimse yeni genel seçimlerin dört yılın sonu olan 2011 yılında yapılması gerektiği konusunda bir tereddüt yaşamazken, Cumhurbaşkanının görev süresinin yedi yıl mı beş yıl mı olduğunun tartışma konusu haline getirilmesi anlaşılır gibi değildir. (Radikal)


Prof. Dr. Mustafa Koçak: Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi-Dekan


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.