Dar bölge seçim sistemi Türkiye’de uygulanabilir mi?

SAVAŞ GENÇ
DOÇ. DR., FATİH ÜNİVERSİTESİ   

12 Eylül darbesi akabinde istikrarı önceleyen ve temsil gücünü ikinci planda bırakan mevcut seçim sisteminin en çok yüzde 10 gibi oldukça yüksek olan ülke barajı eleştirilmiştir. Zaman içinde oluşan parti sistemi ve bağımsız adaylar ve seçim ittifakları vasıtası ile bu engeli de aşan siyasî partiler, politik kültürü ve seçmen algısını mevcut sistem üzerinden oluşturdular. Sivil ve demokratik anayasa yapamayan Türkiye'de iktidarlar seçmenin yükselen taleplerini dönem dönem tatmin edebilmek için demokratikleşme paketleri adı altında bir dizi reformlar gerçekleştirmektedirler. Son açıklanan paket içinde seçim sistemini demokratikleştirmek adına iki alternatif önerilmiştir. Bunlardan daha makul olanı 5 vekil için ayarlanmış seçim bölgeleri oluşturarak (daraltılmış bölge) ve yüzde 5 ülke barajından müteşekkil sistemin AK Parti'nin gelecek planlarına uygun olmadığı anlaşılmaktadır. Büyük partiye aldığı oy oranının çok üstünde vekil kazandıran dar bölge (her vekil için bir bölge) seçim sisteminin Başbakan Erdoğan tarafından tercih edildiği anlaşılıyor. Bu seçim sistemine göre 550 vekili olan Türkiye her vekil için bir seçim bölgesi oluşturacak ve her bölgede çok yüksek oy oranı ile alsa bile dar bölgede birinci olamayan partiler hiçbir şey kazanamayacak. Belediye başkanlığında olduğu gibi vekiller tek tek bir bölgede tek başına seçime gidecekleri için ikinci olanın yaşam şansı bile kalmayan, TBMM'nin partilerin bölgesel güçlerine göre temsil şansları bulabileceği ve Meclis aritmetiğinin yanı sıra coğrafi olarak da temsil şeklini değiştirecek bir seçim sistemi ile karşı karşıyayız.

    
AK Parti kurmayları, muhtemel bir cumhurbaşkanlığı kisvesinde de facto yarı başkanlık sistemi akabinde başkanlık ya da yarı başkanlık sistemine geçebilmek ve anayasayı bu eksende rahatça değiştirebilmek için dar bölge seçim sistemi ile Parlamento'da güçlerine hak ettikleri oranın üzerinde güç katmayı hedeflemiş olabilirler. Ya da muhalefet partilerinin seçim ittifakı yaparak AK Parti'ye yaklaşmaları akabinde tek parti iktidarını tehlikeye sokabilecek hamlelerin önünü almak istemiş de olabilirler. Bu yazıda dar bölge seçim sisteminin Türkiye için simülasyonunu yapıp şayet uygulanacaksa en uygun hangi koşullarda ülke gündemine getirilebilir sorusuna yanıt aranmaya çalışıldı.


Aday belirleme süreci parti içi demokrasi

Türkiye'nin görünürdeki sorununun seçim sistemi olduğu iddia edilse de parlamenter demokrasinin en büyük açmazlarından bir tanesi özgür ve bağımsız vekillerin olmayışıdır. Adaylık sürecini tamamen genel merkez ve ağırlıklı olarak genel başkanların belirlediği bir parlamento ancak genel başkanların merhamet ettiği kadar özgür ve bağımsız olabilir. İlişkilerin liyakatten ziyade sadakat üstüne kurgulandığı ve senato gibi ikinci bir kontrol mekanizmasının olmadığı meclislerde seçim sisteminin nasıl şekilleneceği daha da büyük önem arz etmektedir. Parti içi demokraside hareket alanı yakalayamayan vekillerden müteşekkil Parlamento'nun partiler arası dengesi, aldıkları oy oranının ötesinde dengesiz temsil oranları ile bozulursa parlamenterizmin varlığını tartışmaya başlayabiliriz.


Türkiye milletvekilliği ile temsili dengeleme

Dar bölge seçim sistemleri sadece çok büyük partilere avantaj sağlayan ve ülke çapında aldıkları oyla düşük ya da orta oranda temsile sahip partilerin ise büyük kayıplara uğradığı bir sistemdir. Ülke çapında küçük lakin bölgesel olarak çok güçlü partiler (BDP) ise dar bölge seçim sisteminden negatif etkilenmedikleri gibi pozitif bir netice de alabilirler. Türkiye milletvekilliği denilen sistemle dar bölge seçim sisteminin temsil zaafı normalleştirilebilir. Türkiye'de bu seçim sisteminden negatif etkilenecek olan ilk parti MHP'dir. CHP'nin de büyük kayıplarla çıkma ihtimali olan bu seçim sistemini temsilde dengelemesi muhtemel olan ilk alternatif Türkiye milletvekilliği olarak bilinen merkezi bir listeden vekillerin bir kısmının seçilmesi yöntemidir. Dar bölgeyi kullanan Almanya'da bu dağılım % 50 oranındadır. Yaklaşık 600 vekilin yarısı dar bölgeden büyük partilerin istikrarlı hükümetler kurmaları için ayrıştırılırken, geriye kalan diğer 300 vekilin de merkezi bir listeden seçilmeleri temin edilmektedir. Örneğin ülke çapında % 15 oy alan bir Alman partisi 300 vekilin % 15'i olan 45 vekili garanti edip dar bölgeden de yeni vekiller çıkarma ihtimali ile mücadele eder. Temsilde adaleti tutturabilmek için tıpkı Almanya'da olduğu gibi dar bölge en fazla 300 vekille sınırlı tutulup 250 vekil Türkiye vekilliği denilen merkezî bir liste vasıtası ile belirlenirse temsilde adalet ve yönetimde istikrar iksiri yakalanmış olur. 250 vekilden aşağı oluşturulacak Türkiye vekilliği listesi temsil sorununu çözmeyecektir.

    
550 vekilin tamamının dar bölgeden seçilmesi halinde bölge barajı ve iki turlu seçimle sistem daha dengeli bir sonuç elde edebilir. Aksi halde partilerin oy oranlarının 90'lı yıllarda olduğu gibi dağıldığı bir durumda, yüzde 27 oranında oy toplayabilen bir parti yüzde 60 gibi abartılı bir vekil çoğunluğuna ulaşabilirken aynı seçimlerde yüzde 21 gibi makul bir oy oranına kavuşan bir parti 5-6 vekil ile temsil edilmek durumunda kalabilir. Türkiye'nin siyasal kültürü ve seçmen tercihlerine bakıldığında dar bölge seçim sisteminin mutlaka alternatif bir seçim enstrümanı ile dengelenmesi gerektiği görülmektedir. Muhtemelen önümüzdeki günlerde ziyadesi ile dar bölgeden çok bu enstrümanın hangi ölçüde seçim sistemi içine entegre edileceğini tartışacağız. Zira sadece 550 vekilin dar bölge yöntemi ile barajsız bir şekilde seçilmesinin Türkiye sosyolojisinde uygulanabilirliği bulunmamaktadır.


Bölgeleri kim belirleyecek?

Bir seçim sisteminin kuralları kadar o kuralların hangi eksende ve hangi önceliklerle uygulandığı çok önemlidir. Barajları bölgesel eksende kullanan demokrasiler olduğu gibi bölge ve eyalet sınırlarını tercih edenler de bulunmaktadır. Seçim bölgelerini doğal ve tarihî sınırlarla belirleyen ülkelerin işleri daha kolay olsa da suni bölgeler oluşturan aktörlerin hangi önceliklere göre bölgelendirmeye gidecekleri çok önemli bir sorudur. Yerel seçimler öncesinde güçlü oldukları mahalle ve semtleri kazanabilecekleri ilçelerin sınırlarına dâhil ederek zafer kazanan iktidarların dar bölge seçim sisteminin yasalaşması akabinde bölgeleri hangi kriterlere göre belirleyip şekillendireceği de büyük önem arz etmektedir. Özellikle büyük şehirlerde bölgelerin oluşum süreci seçim sonuçlarını birebir etkilemektedir. İstanbul'da seküler seçmenin ağırlıkta olduğu Bahçeşehir semtini muhafazakârların baskın olduğu Başakşehir ilçesine bağlayan kıvrak zekânın benzer maharetleri genel seçimlerde göstermesi sürpriz olmayacaktır. Dar bölge seçim sistemi kabul edilirse seçimlerin nüfus oranına göre şekillendirileceği alanlarda önceden değiştirilemez kriter ve ilklerin kabul edilmesi gerekmektedir.


Aday kim? Seçmenin tercih şansı ne kadar?

Liste (daraltılmış bölge) uygulanan seçim sistemlerinde seçmene partisini tercih ettikten sonra seçtiği partinin mevcut vekil adayları arasında tekrar oy verme imkanını veren (tercihli sistem) sayesinde daha özgür ve bağımsız vekillerin parlamentoya girmesi mümkün olabilir. Bu sistem rahmetli Adnan Kahveci'nin çalışmaları ile 1991 genel seçimlerinde başarı ile uygulanmış olsa da daha sonra iptal edilmişti. Özgür ve bağımsız vekillere tahammül edemeyen parti liderlerinin bugün gündemlerinde tercihli sistemin olmayışı demokrasimiz adına büyük bir kayıptır.

    
‘Baraj % 10'da mı kalmalı, düşürülmeli mi?' sorularının yanı sıra hangi eksende uygulanacağı da önemlidir. Bugün uygulanan seçim barajı büyük çoğunluğun artık siyasal katılım açısından sorun olarak görmediği etkisiz ya da çok az etkili duruma dönüşmüştür. Mevcut yüzde 10 barajın ülke ekseninden bölge eksenine taşınması halinde ise Kürtlerin destek verdiği partilerin gereksiz bir ısrarla dışlanmasına da son verilmiş olur. Yüzde 10 barajın ülke ekseninde yüzde 5'e indirilmesi de mevcut parti sistemi içinde istikrarı bozmadan temsil gücünü daha da artırabilir.

    
Sonuç olarak dar bölge seçim sistemi AK Parti'nin güç kaybı endişesi ile gündeme getirdiği, demokratikleşme ile doğrudan alakası olmadığı gibi yeterli seviyede dengeleyici unsurlarla uygulanmadığı takdirde mevcut yüzde 10 ülke genelinde barajı olan seçim sistemimizin temsil gücünü bile mumla aratması muhtemel ve endişe verici bir alternatiftir. Seçim sistemlerindeki değişikliklerin bir sonraki seçimlerde uygulanabilmesi için değişikliğin bir sene önce yapılmış olması gerekiyor. Temmuz 2015'te genel seçime gidecek olan Türkiye'nin demokrasinin can damarlarından seçim sistemini yeterince tartışamadan değişikliğe gidecek olması demokratik anlayışla bağdaşmamaktadır. ABD, Almanya, İngiltere ve Fransa'nın seçim sistemlerinin uzun seneler önce, büyük uzlaşmalar akabinde değiştirildiğini düşünecek olursak ne kadar hayati bir mesele ile yüzleştiğimizi daha iyi anlamış oluruz. AK Parti teklifi henüz somutlaşmamış olsa da ortaya çıkacak alternatifin 12 Eylül darbecilerinin seçim sisteminden daha zayıf temsil gücüne sahip olması demokrasimiz adına umut kırıcı olacaktır.

Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.