Değiştirilemez maddeler: Ölülerin dirilere hükmetmesi

Vahap Coşkun Dicle Üniversitesi

Prof. Dr. Ergun Özbudun ve Prof. Dr. Turgut Tarhanlı'nın eş-koordinatörlüğünde, çeşitli disiplinlerden 23 kişinin katılımıyla gerçekleşen yuvarlak masa toplantılarının neticesinde ortaya çıkan rapor, çarpıcı önerilerde bulunuyor.

Raporda hem Türkiye'de demokrasinin konsolidasyonuna hizmet edecek önerilere hem de doğrudan Kürt meselesinin çözümüne katkıda bulunacak cesur önerilere yer veriliyor. Genel olarak rapordaki tespitler ve öneriler, Türkiye'de bürokratik iktidarın gerilemesini, demokratik düzenin tahkimini ve toplumsal barışın teminini sağlayacak niteliktedir. Bu nedenle her bir önerinin üzerinde ayrıntılı bir şekilde durmak gerekir.

Kamuoyuna deklare edildikten sonra raporun en hararetli tartışmaları doğuran önerisi, değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddelere ilişkin olan önerisi oldu. Raporda, Türkiye için asıl önem taşıyan hususun, "Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu" şeklindeki hükmü korumak olduğu belirtiliyor. (s. 42) Buna göre devlet şeklini Cumhuriyet olarak belirleyen hükmün dışındaki bütün anayasal hükümlerin değiştirilebileceği ifade ediliyor. Bazı kesimlerce oldukça radikal bulunan bu öneri, iktidar ve muhalefet çevreleri tarafından tasvip edilmedi. AKP Grup Başkan Vekili Suat Kılıç, parti olarak mevcut Anayasa'daki değiştirilemez maddelerin değiştirilmesi gibi bir gündemlerinin olmadığını ve bu öneriye katılmadıklarını söyledi. Kılıç'a göre, yeni anayasada da değiştirilemez maddeler şimdiki gibi korunmalıydı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, değiştirilemez nitelikteki ilk üç maddenin Cumhuriyet'in kurucu iradesini yansıttığı, bu nedenle bunların değiştirilebilir hale gelmesini kabul etmeyeceklerini ifade etti. CHP'nin hukukçu kurmaylarından Şahin Mengü ise katıldığı bir televizyon programında, bu öneriyi Cumhuriyet değerlerine bir saldırı olarak gördüklerini belirtti. (Habertürk, Karşıt Görüş, 23.03.2011)

1924 ve 1961 anayasaları

1982 Anayasası'ndaki ilk üç maddenin "Cumhuriyet'in kurucu iradesi" olduğunu söylemek, toplumda sanki Cumhuriyet'in kuruluşundan bugüne kadar bütün anayasalarda bu maddelere yer verilmiş gibi bir algının doğmasına sebebiyet veriyor. Oysa bu yanlış bir algıdır, gerçek farklıdır. Cumhuriyet'in ilk anayasası olan 1924 Anayasası'nın 1. maddesi "Türkiye Devleti bir cumhuriyettir" hükmünü içerir. 1924 Anayasası'nın, anayasa değişikliklerini düzenleyen 102. maddesinin son fıkrasında ise yalnızca 1. maddenin değiştirilemeyeceği ve değiştirilemeyeceğine dair bir teklif verilemeyeceği belirtilir. 1961 Anayasası'nda da durum aynıdır. Anayasa'nın 1. maddesi "devlet şeklinin cumhuriyet" olduğunu kayıt altına alır, 9. maddesi ise devlet şeklini belirten hükmün değiştirilmesini ve değiştirilmesinin teklif edilmesini yasaklar. Açık olduğu üzere, 1982'ye gelinceye kadar, Türkiye'nin anayasal geleneğinde değiştirilemezlik sadece "devlet şeklinin cumhuriyet" olduğu ile sınırlıdır. Değiştirilemezlik zırhına kavuşturulan maddelerin sayısının artırılması 1982 Anayasası'yla başlamıştır; bu anayasa 4. maddesiyle, ilk üç maddenin değiştirilmesini ve değiştirilmesinin teklif edilmesini yasaklamıştır. Dolayısıyla bugünkü değiştirilemez maddelerin "Cumhuriyet'in kurucu iradesi" olduğu ifadesi, gerçeğe tekabül etmiyor. Bu maddeler, 1980 darbesinin eseridir ve ancak darbecilerin iradesini yansıtır.

Değiştirilemez maddelere yönelik eleştiriler

1982 Anayasası'nın değiştirilemezlik yasağını çok geniş tutması, öteden beri anayasa hukukçuları arasında ciddi tartışmalar yaratmış ve eleştiriye tabi tutulmuştur. Bülent Tanör, 1982 Anayasa koyucusunun gereksiz ve aşırı bir hassasiyet göstererek değiştirilemez sayılmalarına hiçbir gerek bulunmayan maddeleri de değiştirilemez hale getirmesini eleştirmiştir. Tanör'e göre, değişmezlerin sayısının artırılması ve kapsamının genişletilmesi son derece ciddi bir sorundur. Zira değiştirilemez maddeler vasıtasıyla "bir ülkenin yakın ve uzak geleceğinin dondurulmak ve ipotek altına konulmak istenmesi, gelişme ve insan aklına saygı gibi kavramlar açısından da gayet haksız ve zoraki bir dayatmadır. Herhalde kimsenin, Türkiye Cumhuriyeti'nin ebediyete kadar 1982 Anayasası'nın 2. maddesiyle Başlangıç bölümünde yer alan temel ilkelerle yönetilebileceğini ve yönetilmesi gerektiğini söyleyebilme hakkı yoktur; herhangi bir anayasa koyucunun kendini bu kadar basiretli ve ileriyi görür sayabilmesi mümkün değildir". (Bülent Tanör, İki Anayasa, Beta Basım Dağıtım, 1986, s. 167) Mümtaz Soysal, anayasalarda değiştirilemezlik sıfatı kazandırılacak hükümlerin çok titizlikle seçilmesi gerektiğini belirtmiştir. Soysal'a göre, dokunulmaz hükümler, ancak dokunulduğu takdirde devletin temel niteliğini değiştirecek derecede önem taşıyan maddelerle sınırlı olmalıdır. Bu bağlamda Soysal, 1924 ve 1961 anayasalarındaki düzenlemenin doğru olduğunu belirtmekte, 1982 Anayasası'nın ise çok fazla maddeyi ve kavramı (örneğin 2. maddedeki kavramları) değiştirilemezlikle muhafaza altına alınmasını sorunlu bulmaktadır: "Neresinden bakılırsa bakılsın, 2. maddedeki çıkmazların içinden çıkmaya olanak yoktur. Böyle bir çıkmazlar yumağını, değiştirilemezliğin temeli yapmak ise ortaya çıkabilecek hukuksal sorunları büsbütün çetrefilleştirmiştir." (Mümtaz Soysal, 100 Soruda Anayasanın Anlamı, Gerçek Yayınevi, 1992, s. 398)

Erdoğan Teziç'in başkanlık ettiği bir heyet tarafından TÜSİAD için hazırlanan 1992 tarihli anayasa taslağında da aynı yaklaşım benimsenmiştir. Aralarında Fazıl Sağlam, Necmi Yüzbaşıoğlu ve Süheyl Batum gibi isimlerin bulunduğu heyetin hazırladığı taslakta, dönemine göre, oldukça radikal sayılabilecek öneriler vardır. TBMM'nin asli kurucu olarak yeni bir anayasa yapma yetkisine sahip olduğunu, liberal demokratik rejimlerde devletin resmi bir ideolojisinin olamayacağını, "Atatürk milliyetçiliği" ibaresinin anayasa metninden çıkarılmasını, cumhurbaşkanı ve milletvekili yeminlerinde Atatürk ilke ve inkılâplarına yer verilmemesini savunan bu taslak, aynı zamanda devlet şeklinin cumhuriyet olduğuna dair hüküm dışında herhangi bir hükme de değiştirilmezlik atfedilemeyeceğini belirtmiştir. (m. 4) Görüldüğü gibi, ne değiştirilemez maddeler Cumhuriyet'in kuruluşundan beri var olan maddelerdir ne de bu tartışma yeni bir tartışmadır. Değiştirilemez maddeler, siyasetin etki alanını daraltmaktadır. Hatta Anayasa Mahkemesi'nin kararları dikkate alındığında, değiştirilemez maddelerin demokratik siyaseti imkânsız kıldığı/kılabileceği söylenebilir. Zira hiçbir alan yoktur ki, değiştirilemez maddelerin kapsamı içinde değerlendirilemesin! Yasamanın yapacağı her türlü faaliyet, bir şekilde değiştirilemez maddelere dokunacağından, AYM dilerse bu maddelere dayanarak hiçbir adım atılmamasını sağlayabilir. Bu nedenle Türkiye yeni bir anayasa yapacaksa, bu değiştirilemez maddeler sorunu da titizlikle ele alınmalıdır.

"İşleri düzenleyecek olan dirilerdir, ölüler değil"

Bu meyanda TÜSİAD'ın değiştirilemez maddeleri sadece "Cumhuriyet" ile sınırlayan önerisi önemli ve değerlidir. Bu öneri, demokrasiye bir nefes aldırma ve demokratik mücadele alanını genişletme potansiyeline sahiptir. Ben ise kendi payıma, anayasalarda herhangi bir değiştirilemez maddenin olmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu düşüncemi temellendiren birçok hukuki, sosyolojik ve teknik nedenim var. Ama her şeyden önce, ahlaki bir sebepten ötürü bu şekilde düşünüyorum. O da, değiştirilemez maddeler koymanın ahlaki açıdan kabul edilemezliğidir. Ahlaken hiçbir nesil, kendisinden sonra gelecek olanların kaderini belirleme hakkına sahip değildir. Bizden sonra gelecek olanların değer ve ideallerinin ne olacağını bilemeyiz. Her kuşak kendi yaşamını belirleme hakkına sahiptir. Dolayısıyla hiçbir kuşak, ahlaken, kendinden sonrakilere nasıl yaşayacaklarını dayatmak ve nasıl düşüneceklerini buyurmak hakkına sahip değildir.

Bu konuda "Değiştirilemez yasalar koymak, ölülerin dirilere hükmetmesidir." diyen Thomas Paine ile hemfikirim ve yeni bir anayasa yapmayı düşündüğümüz bu süreçte hepimizin Paine'nin şu sözlerine kulak vermemizin faydalı olacağını düşünüyorum:

"Dünya nasıl yönetilirse yönetilsin, onu kim yönetirse yönetsin, kendilerinden sonra gelen yeni kuşakları sonsuza kadar bağlama ve kontrol etme ya da onlara sonsuza dek hükmetme hakkına ve gücüne sahip, ne bir parlamento, ne bir zümre ne de bir kuşak olmuştur, olacaktır ve olabilir. Böylesi yasaların hepsi kendiliklerinden geçersiz ve hükümsüzdür; çünkü bu yasaları çıkaranlar, ne yetkileri, ne güçleri ve ne de uygulama şansları olan işlere yeltenişlerdir. Her devir, her kuşak, her konuda kendinden önceki devir ve kuşaklar kadar serbest olmalıdır. Küstahça ve boş yere, yaşayanları mezarın ötesinde yönetmeye kalkmak despotizmin en gülüncü ve en terbiyesizidir... Her kuşak kendi koşullarında yetkilidir ve öyle olmalıdır. İşleri düzenleyecek olan dirilerdir, ölüler değil."

(Thomas Paine, İnsan Hakları, Belge Yayınları, 1985, s. 62)


Zaman
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.