DEVLET SUÇLARINDA HESAPLAŞMA PRATİKLERİ
MEHMET UÇUM 
Fakat cinayet ve kayıplar yaratma fiilleri bir sistemin korunması ya da sürdürülmesi amacıyla ve/veya ideolojik arka planı olan tercihlere dayalı gerçekleşiyorsa bu noktada, bu fiiller sadece bir pozitif hukuk sorunu olmaktan çıkıyor, siyasi bir soruna dönüşüyor.

Bu nedenle gerek siyasi faili meçhul cinayetleri ve kayıpları gerekse devlet eliyle gerçekleştirilen diğer suçları sadece hukuki bir mesele olarak görmek ve yürürlükteki hukukun kurallarına göre değerlendirmek yetmiyor. 

Siyasi nitelik bir kenara bırakılıp suç ve ceza hukukunun yürürlükteki kurallarına göre sorun çözülmeye çalışılırsa; birincisi sorun asla çözülemiyor. Çünkü sorunu çözecek devlet hukuk dışı eylemler sebebiyle bizatihi fail konumundadır. İkincisi zaman zaman bu suçlarda fail olarak yer almış gerçek kişilere ulaşılsa ve bu kişiler cezalandırılsa bile kamu vicdanı ve suçun mağdurları bakımından adalet asla gerçekleşmiyor. Suçun mağdurlarının öfke ve kin duymasının önüne geçilemiyor. 

Bunun için devletin hukuk dışı eylemleriyle gerçekleştirilen suçlar pozitif hukuk konusu olmadan önce politik hukuk konusudur. Konu politik hukuk çerçevesinde ele alındığında devlet bu sorunun merkezinde yer alan aktöre dönüşüyor.

2- Devlet eylemleriyle gerçekleştirilen suçlarda devletin rolü: Bu suçlarda devletin doğrudan ya da dolaylı olarak içinde yer aldığı pratiklerin açığa çıkarılması gerekiyor. Suçların yarattığı toplumsal ve siyasal zararlandırıcı sonuçları gidermek için güçlü bir siyasal iradenin devleti bu çözümleri üretmeye yani toplumsal ve siyasal adaleti sağlamaya zorlaması gerekiyor. 

Yanı sıra ceza ve tazminat hukukuna göre bu eylemlere ilişkin gerekli hukuk pratiklerle bireysel bağlamda hukuksal adaletin sağlanmasında devlet işleyişinin etkin rol oynaması gerekiyor.

Son olarak bir daha devlet eylemleriyle gerçekleştirilen suçların olmaması için devleti yapısı ve pratikleriyle bu suçların kaynağı olmaktan yahut bu suç pratiklerinin içinde yer almaktan kurtaracak dönüşümleri sağlamak gerekiyor.

3- İki devlet olgusu: Yüzleşme, adalet ve dönüşüm sürecinde paradoks gibi gözükse de iki devlet ortaya çıkar ya da çıkmalı. Birisi hesap sorulan, yargılanan devlet, diğeri hesap soran yargılayan devlet. Hesap soran bir devlet için siyasi iradenin sorumluluğunun devreye girmesi gerekiyor. Devletin bürokratik işleyişine egemen olacak bir güce ve toplumun değişim ihtiyacına yanıt verecek siyasal kavrayışa sahip olan bir siyasal irade hesap soran bir devlet pratiği üretebilir. Bu nedenle siyasi yüzleşme ve adalet meselesi öncelikle toplumsal bir meşruiyete ihtiyaç duymakta ve buna dayanan bir siyasal meşruiyet alanı gerektirmekte. Toplumsal meşruiyeti sağlayan koşul, toplumun siyasal sisteme diğer deyişle devlete ilişkin değişim ihtiyacı ve bu ihtiyaçtan ortaya çıkan toplumsal talepleridir. Bir ya da daha fazla siyasal aktör değişime yönelik toplumsal taleplerden yola çıkarak diğer deyişle değişime ilişkin toplumsal iradeye dayanarak bir siyasal program oluşturmuş ve bu programa göre devleti çalıştırmak iradesi ortaya koymuşsa bu siyasal çaba meşru bir çabadır. Bu siyasal aktör ya da aktörlerin her türlü faaliyeti siyasi meşruiyete sahip demektir. 

Pozitif hukuk bu bağlamdaki bazı siyasal çabalara izin vermese dahi siyasi meşruiyet zarar görmez. Tersine pozitif hukuk siyasal ve toplumsal meşruiyet dayanağını ya yitirmiş olur ya da böyle bir meşru kaynağa sahip olmadığı açığa çıkar. Dolayısıyla “toplumsal ihtiyaçlar hukukuna aykırı olan bir kanun düzeni” sorunu doğar. Toplumsal meşruiyete dayalı olarak ortaya çıkan siyasal aktörlerin ürettiği politik hukuka aykırı olması sebebiyle, hukuksal meşruiyetini yitirmiş mevzuatın ve bunun içinde işleyen yapıların yeni hukuksal meşruiyete göre düzenlenmesi gerekir. Bu, hesap soran devleti ortaya çıkarma buna mukabil hesap sorulan devleti de mahkûm ve tasfiye etme sürecidir.

4- Siyasi yüzleşme: Siyasi yüzleşme, devlet eylemleriyle gerçekleştirilen suçlarda devletin doğrudan ya da dolaylı olarak içinde yer aldığı pratikleri açığa çıkarmak, raporlamak, devlet arşivini buna göre yeniden yazmak demek. Başka deyişle yüzleşmek, devletin ilgili dönem pratikleri nedeniyle o dönemler ve o olaylarla sınırlı olarak siyasal alanda ve toplumsal vicdanda mahkûm edilmesini sağlamak anlamına geliyor. Bu kapsamda “devletin özür dilemesi” önemli bir siyasal mekanizma olarak kabul edilmeli. Burada kamu gücü kullanmış gerçek kişilerin değil, devletin siyasal-hukuksal tüzel kişiliğinin belli dönemdeki ve belli olaylardaki doğrudan ya da dolaylı eylemleri yüzünden yargılanması ve mahkûm edilmesi öngörülüyor. O yüzden siyasi konulardaki yüzleşme gerçek kişiler arasındaki bir hesaplaşma değil, devletin siyasi-hukuki kişiliğiyle başta mağdurlar olmak üzere tüm toplumun hesaplaşması anlamına geliyor. Devletin siyasi-hukuki tüzel kişiliğinin vicdani mahkûmiyetine neden olan ilgili dönemlerdeki kamu gücü kullanmış ve sorumluluğu olan kişilerin durumu ise suç ve ceza hukuku içinde ele alınması gereken bir konu olarak kalıyor.

5- Adalet: Adalet bütün boyutlarıyla ancak siyasi yapıların ve aktörlerin, toplumsal dinamiklerin ve yargı yerlerinin devrede olduğu bir süreçte gerçekleşebilir. Toplumsal adalet, toplumun hesap sorulan devletin siyasi suçlarıyla mağdur edilmiş toplum kesimlerine ve mağdur edilmiş bireylere sahip çıkıp, geçmişte bu eylemlere açık ya da örtülü onay vermiş yahut görmezden gelmiş toplumsal iradelerin vicdani mahkûmiyetiyle sağlanabilir.Siyasi adalet, hesap sorulan devletin eylemlerini suç görmeyen eski ve/veya mevcut siyaset anlayışlarının vicdani mahkûmiyetiyle sağlanabilir. Bunu yapmak toplumsal destekli siyasetin görevi. Siyasal ve toplumsal adalet bir anlamda siyasetin ve toplumun an azından belli toplum kesimlerinin bir öz eleştiri faaliyetinin sonucunda gerçekleşebilir. Bireysel adalet, yargı yerlerinin hem suç ve ceza hukukuna göre gerçek kişi sorumlular hakkında işlem yapması ve uygun cezaları vermesiyle sağlanabilir. Hem de tazminat hukukuna göre hesap sorulan devletin “işleyiş kusuru” nedeniyle devlet tüzel kişiliğinin sorumluluğuna karar verilmesiyle gerçekleşebilir. Bu karar hem yargısal karar olabilir hem de düzenleyici işlemlerle yasama ve yürütme kararı olabilir. Burada sözü edilen işleyiş kusuru “hizmet kusuru”ndan tamamen farklı bir kavram. Hizmet kusuru, devlete yüklenmiş meşru ve legal hizmetlerin yerine getirilmesinde ortaya çıkan kusurlu eylem ve işlemler bakımından devletin sorumluluğuna gidilmesinin dayanağı. Oysa işleyiş kusuru; devlete yüklenmesi asla mümkün olmayan, devlet hizmeti kavramıyla ilgisi bulunmayan ve suç sayılan eylemlerin devletin ürettiği ya da içinde olduğu pratiklerle gerçekleştirilmesidir. Hizmet kusurunda hukuka aykırılık pozitif hukukun çizdiği sınırların aşılması, takdir hatası, yetki aşımı, üst norm ihlali gibi durumlarda ortaya çıkıyor. Oysa işleyiş kusuru; hukuk tanımazlıktan, dışlayıcı ve baskıcı ideolojik tutumlardan, belli bir siyasal sistemi topluma ya da toplumun bir ya da daha fazla kesimine karşı dayatma ya da sürdürme amacıyla üretilen devlet pratiklerinden doğan tam bir hukuk dışılık halini ifade ediyor. Dolayısıyla hesap soran devlet, hesap sorulan devletin işleyiş kusurundan kaynaklanan suçların ortaya çıkardığı maddi ve manevi her türlü zararlandırıcı sonucu telafi edecek tarzda bir sorumluluk altına girerek hesap sorma sürecinin bireysel adalet boyutunu tamamlayabilir. 

6- Dönüşüm: Dönüşüm, hesap sorulan devletin tasfiyesi ile hesap soran devletin yapılandırılması olduğundan bunun temel aracı anayasadır. Çünkü devletin niteliği, esasları, yapısı ve işleyişi ancak anayasa ile belirlenir. Elbette yeni bir anayasa devleti yeniden yapılandırırken bunu bir sürecin sonu değil yeni bir dönemin başlangıcı olarak yapabilir. Dolayısıyla dönüşüm süreci başlangıçta devrimci ama hemen akabinde evrimci diğer deyişle reformcu bir çizgide gelişir. Bu reformun meşru kaynağı toplumsal ve siyasal dinamiklerdir. Görünümü ise hukuk sistemini yeniden yapılandıran yasalaştırma faaliyetidir. 

7- Sonuç: Devletin içinde yer aldığı suçlarla hesaplaşmak, bu suçları cezalandırmak, bu suçların ortaya çıkardığı her türlü maddi ve manevi zararlandırıcı sonucu, telafi hukuku çerçevesinde gidermek için yine devlet eliyle bir faaliyet yürütmek zorunlu. Bunun için iki devlet tezi üzerinden gitmek son derece anlamlı ve önemli. Devletin bekası ya da sürekliliği ilkesinin hesap soran devletin hesap sorulan devletin suçlarına ortak olmak anlamına gelmeyeceği açıkça görülmeli ve kabul edilmeli. Bu analiz çerçevesinde Türkiye’nin devlet eylemleriyle gerçekleştirilen suçlar sorunu; TBMM’de yasalaştırma ve komisyon çalışmaları faaliyetiyle, yürütme ve idarenin telafi edici hukuk uygulamaları faaliyetiyle, yargının suç ve ceza hukuku ile tazminat hukuku çerçevesinde vereceği sorumluluk kararlarıyla, tüm bunların iç içe yahut paralel faaliyetler olarak gelişmesiyle hal yoluna girebilir. Bu aynı zamanda bir toplumsal değişim ve siyasal dönüşüm süreci olarak görülebilir. İşte bu noktada yeni anayasa ihtiyacının karşılanması ilk büyük adım olabilir.

Star

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.