Fransa'daki bu yasanın çıkmasına yol açan olaylardan kaçımızın haberi var acaba? Kaçımız Türkiye'de her gün burun buruna geldiğimiz inkâr etme refleksinin yarattığı burukluğu, sindirilmişliği tahayyül edebiliyoruz? Böyle yasaların siyasi nedenleri olduğu gibi "resmî inkârcılık" tezini çürütmek amacının olduğunu da kabul etmek zorundayız. Her ülkenin tarihinde kirli sayfalar var, her tarihin elleri kanlı yöneticileri, ama bugün insanlar geçmişin yükünden kurtulmak için adım atıyorlar, inkâra bir can simidi gibi sarılmıyorlar. Fransa'daki soykırım inkâr yasasını hazırlayan Sosyalist Parti önemli bir adım atarak 1961'de Paris'te Cezayirli protestocuların katledilip Seine Nehri'ne dökülmesinden dolayı özür diledi. Aynı Bulgaristan Parlamentosu'nun, komünist rejimin Türk ve Müslümanlara uyguladığı asimilasyon politikasını kınaması, suçluların cezalandırılmasını talep etmesi gibi.
"İnkârın" miladı 1915. Bugün yaşadığımız birçok adaletsizliğin, cinayetin, vurdumduymazlığın kökleri çok daha derinlerde. Aklı başında kimse bugün Türkiye'de 1915'te Ermenileri "öldürmediler" demiyor son yıllarda, alternatif söylemler de yok değil tabii "sürgüne giderken, grip salgınından öldüler", "üşüdüler, öldüler" ya da "kışkırtıldılar ve pek tabii onlar da Türkleri öldürdüler" gibi... Aynı yaklaşım, Hrant'ı bir çocuk öldürdü söylemi kadar samimiyetten uzak ve ölüme saygıdan yoksun. Kasti olarak Türkleri öldüren Ermeni çetecilerle, köyünde lavaşını pişiren kadının, beşiğinde uyuyan bebeğin ne ilişkisi var? Masum erkeklerden hiç bahsetmiyorum, onlar çoktan silahsızlandırılmış ve evlerinden uzaklaştırılmışlardı. Türkiye'de kurulan ilk "tasfiye" mekanizması 1915'te başladı. Bugün dizimizi dövdüğümüz "toplum mühendisliği"nin temelleri o zaman atılmaya başladı. Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihsel mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti gerçekle yüzleşip hepimizi özgür kılacak adımı atamadı. Bu atılmayan adım, gittikçe daha da ayağımıza dolanacak, Hrant'ın gerçek katili bulunmayacak, 24 Nisan günü bir Ermeni er "yanlışlıkla", en iyi arkadaşıyla 'şakalaşırken' terhisine 23 gün kala vurulduğunda, kimse vuran kişinin "şakalaşırken, yanlışlıkla" vurduğu bir şekilde bilindiği halde, "kimliği"nin bilinememesine mantıklı bir açıklama getirilememesine şaşırmayacak... İnkâr ettikçe işler sarpa saracak...
Vicdan
Adaleti, vicdanları nasıl tedavi ederiz diye düşünmüyor kimse, Fransa'nın aldığı karar için Ankara halkı, "Cezayirli kardeşlerinin 20. yüzyılda yaşadıkları vahşetten duydukları acıyı paylaştığını göstermek amacıyla Paris Caddesi'nin isminin Cezayir Caddesi olarak değiştirilmesi, Degol Caddesi'ne Cezayirli milli kahramanlardan birinin isminin verilmesi ve uygun bir alana Cezayir soykırım anıtının yaptırılarak, dikilmesini" içeren önerge sunmakla meşguller.
Dink'i ne tam anlamıyla Diaspora sevebildi ne de Ermenistan. Anlayamadılar çünkü, anlayamadıkları şeyleri sevmezler insanlar. Ama bugün görünen o ki, "ben bu vatanın toprağını, öldükten sonra buraya gömülmek için istiyorum" diyen, kendi kaderini Türkiye'nin kaderinden ayırmayan, ne olursa olsun, ne tehdit alırsa alsın, ülkesini bir gün bırakıp gitmeyi aklından geçirmeyen, gerektiğinde diğer Ermenilere de kafa tutarak, Türkiye'yi savunan, o işler sizin bildiğiniz, sandığınız gibi değil, diyen Hrant'ın bir heykelinin, bir anıtının dikilmesi hiç gündeme getirilmedi. Ankaralılar ya da farklı şehirliler böyle bir önerge sunmayı hiç düşünmediler... Ermeni kardeşlerin duydukları acıyı geçiştirmenin başka yollarını buldular, tehcir edilip, toprağı burnunda tütenleri "aşırı milliyetçi diaspora", İstanbul'daki sindirilmiş azınlığı ise patrikhanenin mazbut söylemlerini ve desteğini alarak "zararsız Hıristiyanlar" olarak kabul ettiler.
Dink davasının bu şekilde sonuçlanmasının cezasını hepimiz çekeceğiz, hayal ettiğimiz ülkeye kavuşmamız yine ertelendi. Artık bu iş, "Ergenekon" ya da "Ermeni düşmanlığı" davasından çıktı, bir vicdan hesaplaşmasına dönüştü. Biz söylemesi zor da olsa, kurumlarıyla, insanlarıyla, anlayışıyla, yaklaşımıyla, vicdanları körelmiş bir ülke haline geldik. Vicdanlarımız belli ki uzun yıllardan bu yana hasarlı, davanın sonucu bunun resmî bir kanıtı oldu. İnkâr 100 yıllık serüvenini oldukça şık tamamlamakta. Peki, 5 senedir takip ettiğimiz bu davanın 3 kişi üzerine atılıp, ikinci, üçüncü halkalarının bile gizlenebilmiş olması bizim içimizi hiç mi sızlatmayacak? Bu kadar mı hasta artık vicdanlarımız? Yargılayanlar, yargılananlar, gizleyenler, takip edip sözsüz kalanlar, biz bundan sonra nasıl rahat uyuyacağız diye soruyoruz kendimize. Cevabımız var yine de, geleceğe ümitle bakmak için hemen hemen hiçbir sebebimiz kalmasa bile ümidimizi kesecek değiliz. Dava bitti dedikleri yerde, mücadele yeniden başlayacak, Rakel Dink'in dediği gibi, çocuktan katil yaratan karanlığı aydınlatmak için, herkes elinden geleni yapacak... (Zaman)
Başkanlık için anayasal hazırlık yeter mi?
Anayasada uzlaşma kaygısının yersizliği...
Avukatlar niçin var?
Bir hukuk dili olarak Türkçenin kötü kullanımı
“Darbe anayasaları hukuken 'yok hükmünde'dir“
'Olmayan anayasayı yapmak çok zor değil'
Soykütüğü ile bağı koparılmış bir kurum;...
'Hal Kanunu': Tarladan sofraya ticarette güven
Bu habere yorum yapan ilk siz olun!