Filistin'in BM başvurusunun anlamı hukukî tanınma mı siyasî bir hamle mi?


Cenap Çakmak
Uluslararası İlişkiler Uzmanı


Girişimin içeriği ve prosedürü ile ilgili bir süredir farklı yönelim ve tercihler olsa da Filistin Yönetimi, BM Genel Kurulu'nun toplanmasına kısa bir süre kala tercihini BM Güvenlik Konseyi'ne tam üyelik başvurusu yapmaktan yana kullanacağını açıkladı. Bilindiği gibi Güvenlik Konseyi bir devletin BM Örgütü'ne tam üyeliğinin onaylandığı ve ilgili başvurunun kabul edildiği makam işlevi görüyor. Diğer bir ifadeyle, tam üyelik vizesi ancak bu organdan alınabiliyor. Öte yandan, beş daimi üyenin Konsey'de veto hakkı olduğu dikkate alındığında fiilen üyelik talebinde bulunan bir devletin bu beş üyenin dolaylı veya doğrudan destek ve onayını alması gerektiğini de söylemek mümkün.

BM nezdinde bu bağlamda yapılabilecek ikinci bir girişim de BM Genel Kurulu'na başvurmak. Belirtmek gerekir ki BM Genel Kurulu kararlarının üye devletler üzerinde bağlayıcı bir etkisi yok; dahası tam üyeliğe kabul yetkisi de bulunmuyor. Ancak Genel Kurul'da yapılacak oylamada salt çoğunluğun desteğinin sağlanması halinde bir siyasi otoritenin (mesela Filistin Yönetimi) gözlemci üye statüsünde kabul edilmesi mümkün. Öyle anlaşılıyor ki Filistin Yönetimi önce tam üyelik yolunu zorlayacak, ardından da daha ihtimal dahilinde görünen Genel Kurul'da gözlemci statüsü elde etme yoluna gidecek. Güvenlik Konseyi'ndeki prosedür ile ilgili olarak ABD girişime karşı çıkacağını –dolayısıyla başvuruyu veto edeceğini net bir şekilde açıkladı.

ULUSLARARASI HUKUK NE DİYOR?

Bu hamlenin başarılı olup olamayacağından bağımsız, girişimin teknik olarak tanınma başvurusu şeklinde tanımlanıp tanımlanamayacağı önemli bir konu. Zira aslında uluslararası hukuk açısından bakıldığında BM kararı ne olursa olsun bu hiçbir şekilde Filistin'in bağımsız bir devlet olarak tanınıp tanınmamasına hukuki anlamda etki etmeyecek. Diğer bir ifadeyle, mesela Güvenlik Konseyi'nin Filistin'i tam üye olarak kabul etmesi Filistin'in artık bağımsız bir devlet olduğu anlamına gelmeyebileceği gibi yine mesela Güvenlik Konseyi'nin bu başvuruyu reddetmesi Filistin'in devlet olarak tanınamayacağı anlamına gelmeyecek. Aynı şeyi Genel Kurul kararı bağlamında söylemek de mümkün.

Dolayısıyla, söz konusu girişimi devlet olarak tanınma girişimi şeklinde değerlendirmek çok doğru değil. Devlet olarak tanınma yolunda izlenen bir stratejinin önemli bir ayağı ve siyasi bir hamlesi olarak gösterilebilecek bu girişim Filistin'in devlet olarak tanınmasına şu veya bu şekilde katkıda bulunabilir ancak doğrudan doğruya devlet olarak tanınmış olmasını sağlayamaz; hukuken bu mümkün değil.

'Peki ama neden?' diye sorulabilir. Burada temel sorun, en basit ifadesiyle, tanınmanın hukuki değil daha ziyade siyasi bir tercih olması ve bunun uluslararası hukuka göre büyük ölçüde diğer devletlerin iradelerine bırakılmış olması. Diğer bir ifadeyle siyasi bir otoritenin devlet olma koşullarını sağlayıp sağlamadığını kontrol eden ve buna dayanarak devletlik vasfını tanıyan herhangi bir merkezî otorite bulunmuyor. Daha açık bir deyişle, BM'nin bir siyasi varlığı bağımsız bir devlet olarak tanıması söz konusu değil. Bugün Kosova gibi BM üyesi olmayan ve yakın bir gelecekte olması da mümkün olmayan devletler olduğu gibi mesela bir dönem BM üyesi olan Tayvan gibi birçok devlet tarafından devlet olarak tanınmayan siyasi varlıklar da var.

Dolayısıyla tanınma (veya tanıma) ancak tanıyan ve tanınan devletler arasında bir anlam ve hukuki bir statü ifade etmekte. Mesela KKTC sadece Türkiye için bağımsız bir devlet iken diğer devletlerce tanınmayan siyasi bir varlık. KKTC'nin mesela BM'ye üyeliğinin kabul edilmesi hiçbir şekilde diğer devletlerin KKTC'yi bağımsız devlet olarak tanımak zorunda olduğu anlamına gelmeyeceği gibi yine mesela BM'nin diğer devletlerin KKTC'yi ayrı bir devlet olarak tanımasını engellemesi de söz konusu değil. Benzeri bir durum mesela Abhazya için de geçerli; sadece Rusya Federasyonu'nun tanıdığı Abhazya diğer devletlerce hâlâ Gürcistan'ın bir parçası olarak görülmekte. Herhangi bir uluslararası örgütün Abhazya'nın tanınması veya tanınmaması yönünde vereceği bir karar devletlerin tanınma ile ilgili verecekleri karar bağlamında bağlayıcı bir işlev görmez.

Bir diğer önemli sorun da devlet olarak tanınma veya tanıma ile ilgili genel bir şablon ve objektif kriterlerin olmayışı; daha doğrusu, devlet olarak tanıma kriterlerinin objektif bir biçimde dikkate alınmasının zorunlu olmayışı. Uluslararası hukuk anlamında devlet kriterleri (sınırları tanımlı bir ülke, insan topluluğu, devleti temsil eden bir hükümet ve diğer devletler ile diplomatik ilişkiye girme kabiliyet ve gücü) meşhur Montevideo Sözleşmesi'nde belirtilmekle birlikte bugün bu kriterler ile ilgili pratikte önemli sorunların olduğunu söylemek mümkün.

Bugün yukarıda sayılan kriterleri sağlamadığı halde devlet olarak tanınan çok sayıda siyasi otorite ve varlık olduğu iddia edilebilir. Afrika kıtasının en önemli sorunlarından biri olan otorite boşluğu böylesi bir iddiayı temellendirebilecek en önemli faktör. Ama mesela Somali'deki güç boşluğuna rağmen Somali'nin devletlik vasfını sona erdirecek tek şey, bireysel olarak bütün devletlerin ayrı ayrı bu yönde verecekleri bir karar. Ve böylesi bir karar verilmesi için herhangi bir zorlayıcı mekanizmanın varlığı söz konusu değil. Bugün siyasi bir tanımlama ile failed state (başarısız devlet) denilen devletlerin aslında neredeyse tamamı objektif anlamda devlet olma vasfını yitirmiş olsalar da hâlâ devlet olarak tanınmaya devam edebilmekte. Buna karşılık yukarıdaki kriterleri sağlasa bile bir siyasi gücün devlet olarak tanınmasının da herhangi bir garantisi bulunmamakta.

Diğer bir ifadeyle, devlet olma kriterlerini sağladığını düşünen bir siyasi otorite, ancak diğer devletler tarafından tanınacağını düşündüğünde harekete geçmeli ve devlet olma yolunda adım atmalıdır denilebilir. Aksi bir tavrın başarısızlığa mahkum olacağı ileri sürülebilir. Bu, Filistin Yönetimi için de geçerlidir. Filistin Yönetimi'nin BM'ye tam üyelik veya gözlemci statüsü elde etme başvurusu teknik olarak tanınma başvurusu değildir. Yani başvurunun olumlu sonuçlanması Filistin'in bağımsız bir devlet olduğu anlamına gelmeyeceği gibi aksi bir karar da Filistin'in bağımsızlığını tıkayıcı bir işlev göremez. Zira neticede tanıma, tanınmak isteyen devlet ile tanıyan devlet arasında hüküm ifade eden izafi bir statü ve durum olup merkezî bir otoritenin onayına bağlı değildir.

Peki bu Filistin'in girişiminin yanlış olduğu anlamına mı gelir? Bu girişimin hatalı bir diplomatik manevra olduğunu söylemek zor; ama burada altı çizilmesi gereken nokta, söz konusu girişimin hukuki değil siyasi bir hamle olarak görülmesi gerektiği. Kısaca ifade etmek gerekirse, BM'ye tam üye olmuş bir Filistin'in diğer devletlerce tanınması ihtimali çok daha yüksek olacaktır. Veya tam üyeliği Güvenlik Konseyi tarafından reddedilse bile Genel Kurul'da mesela 193 üyenin 120'sinin desteğini alan bir Filistin'in destek veren ülkelerin en azından önemli bir kısmı tarafından tanınacağını öngörmek de mümkün.


Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.