Gerçeker’in söyle(ye)medikleri: İş yükünün (gerçek) nedenleri-III

Yargıtay’daki iş yükünün önceki yazılarda ifade ettiğimiz birçok nedeni varken, neden yalnızca daire sayısının arttırılmasıyla yetinen bir öneri dile getiriliyor? Bu yalnızca geleneksel kültürümüze içkin olan günü kurtarma refleksinin bir ürünü mü? Yoksa aslında çok daha derin bir bilincin kontrollü veya kontrolsüz dışa vurması mı?

İş yükünün gerçek nedenleri ortada durduğu sürece, iş yükü gittikçe artar. Sadece 2006-2009 dönemi artışlarına bakmak yeterlidir. Dolayısıyla yeni kurulacak Yargıtay daireleri ancak yeni gelecek yüklere karşı bir yanıt oluşturabilir. Fakat bu durum nihai tabloyu değiştirmez, sistem iş yükü üretecek şekilde yani olduğu gibi işlemeye devam eder.

Çünkü bu sistem iş yükü yoğunluğunu garantiliyor. Bu kesin, ancak sistemin bütünüyle değiştirilmesi konusunda herhangi bir öneri getirmekten özellikle imtina eden Yüksek Yargı kurumlarının, örtük olarak aşırı iş yükünün sürmesini istemekle aslında neyi garantilemeye çalıştıklarını anlamakta yarar var.

Bunun için öncelikle sistemin nasıl işlediğini yeniden hatırlatmak gerek. Türkiye’de Yargıtay bir temyiz mercii olarak değil, hâkim ve savcıların takdirlerine dahi müdahale eden bir yeniden yargılama mercii olarak çalışıyor. Temyiz yalnızca hukuksal, yani ilk derece mahkemelerince verilen kararların pozitif hukuk içinde cereyan edip etmediğini incelemekle sınırlı bir denetimdir. Temyiz mercii olarak Yargıtay hiçbir surette ilk derece mahkemelerin yerine geçerek karar veremez ya da onlara karar dikte edemez. Ancak Türkiye’de Yargıtay tam da bunun tersini “normal”leştiren bir merciiye dönüşmüştür. Bu yaklaşım sonucu yerelde verilen tüm kararlar bütün boyutlarıyla Yargıtay’da yeniden ele alınıyor. Bu da her uyuşmazlığın “mahkeme”lerde değil, Ankara’da “bir yerlerde” çözümlenmesi imkânı demektir.

Dosyan kadar puan

İkinci olarak notlandırma sistemi nedeniyle hâkim ve savcılar Yargıtay’a ne kadar dosya gönderebilirlerse o kadar hızlı ve iyi puanla terfi etme şansını yakalarlar. İyi puan ve terfiinin garantisi yalnızca çok dosya göndermek değil, “Yargıtay’ın politikasına uygun çok” dosya göndermektir. Bunun ise iki sonucu vardır. Yerelde verilen karar Yargıtay’ın politik tutumuna uygun değilse bozulur. Dolayısıyla ideolojik kontrol sağlanmış olur. Bunun dışında da bir imkân var: Kimi zaman politik tutuma uygun olsa dahi, bazen “ekonomik” denetim de gerekebilir. Yani büyük montanlı davalardaki uyuşmazlıkların çözümlenmesinin “ideolojik” keskinliğe feda edilmemesi de gerekebilir. Bu yüzden akçalı davalarda kontrol ve iktidar imkânı yaratmanın yolu, iş yükünün notlandırma sistemi üzerinden yoğunlaştırılmasıdır.

Dikkat edilmesi gereken husus, iş yükünün yalnızca denetleme veya bozma mekanizması üzerinden yürütülebilecek “iktidar” imkânlarını doğurması değildir.  İş yükü aynı zamanda “zamanaşımı” gibi olağanüstü bir fırsat sunuyor.

Yüksek Mahkemelerde zamanaşımına uğratılmak istenen tüm davalar için iş yükü çok iyi bir gerekçe oluşturabilir. İdeolojik davalar genellikle “rejim” veya “cumhuriyetin değerleri” gibi gerekçelerle veya “kamuoyu beklentisi” gerekçesiyle öne çekilebilir ve zamanaşımından kurtarılabilir; onanır veya bozularak geriye gönderilir. İdeolojik boyutu bulunan, ancak bazı aktörlerin cezalandırılma riskinin yüksek olduğu bir davada, “beraat” kararının verilmesi aynı zamanda kamuoyunda ciddi bir vicdan incinmesi yaratabilecek ve sistem sorgulamasına yol açabilecekse, davanın zamanaşımına uğratılması yöntemi tercih edilebilir. Militarizm ve derin devlete ilişkin davalarda genellikle böyle bir yöntemin izlendiği algısı hâkimdir. Yüksekova Çetesi davasıyla Kemal Türkler davası buna verilecek örneklerden yalnızca ikisidir. Son on yıllık gazete arşivleri açıklayıcı olabilir.

Ekonomik boyutlu davalarda da zamanaşımı çok önemli bir imkân yaratabilir. Yalnızca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı aşamasında zamanaşımına uğrayan dava sayısının on binin üzerinde olduğu bilgisinin yanında, zamanaşımına uğrayan bu davaların nitelikleri ve tarafları hakkında bir araştırmanın yapılması herhalde çarpıcı sonuçlar çıkarabilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nda bu tablo ortada iken, parti kapatma davalarında olağanüstü bir titizliğin sergilenmiş olması, zamanaşımına uğrama riski bir yana, dava açmayı gerektirecek yoğunlukta verilere dahi ulaşmaya gerek görülmeksizin dava açılıyor olması da Yüksek Yargı’nın yukarıdaki reflekslerinden birine işaret ediyor.

Bu ve benzeri birçok neden ayrıca kimi pratik yapılanmalara da imkân sağlıyor.

Ağır iş yükü rant kapısı oldu

Adliyelerdeki yargılama aşaması bütünüyle anlamsızlaşıyor. “Nasıl olsa Ankara’da hallederiz!” ifadesi yargılama kültürünün belirleyici söylemi haline geliyor. Kuşkusuz bu ifade salt spekülatif değil. Ankara’daki yargı dünyasındaki iletişim ağlarına ve bu ağlarda yer alan ilişkilere bakıldığında iş yükünün olağanüstü bir ekonomik kaynak (rant) yarattığı görülebilir. Bu imkân, ideolojik iktidar imkânlarından fedakârlık yapmayı gerektirecek büyüklükte olabilir.

Yargıtay’ın daire sayısının arttırılmasıyla belki Yargıtay’da toplamdaki iş yükü değişmese de üye başına düşen iş yükü azalacak. Büyük bir ihtimalle ideolojik yoğunlaşma da sona erecek. Ancak ne pahasına? Sistemin olduğu gibi devam etmesi pahasına. Yolsuzluklarıyla, adaleti amaçlamayan bir adalet sistemiyle, bunun yarattığı illegal ekonomisiyle, değişmeyen yapısı nedeniyle hiyerarşinin sürmesiyle sistemin devam etmesi sağlanmış olacak.

Bu şekilde tepede bir ittifak kurulacak, yüksek yargı kurumları ideoloji muhafızlığından büyük ölçüde vazgeçecek, buna karşın hiyerarşik iktidar imkânlarını, özellikle ekonomik iktidarlarını devam ettirecek. Her halükarda bürokratik vesayet olduğu gibi sürecek.

İş yükünün gerçek nedeni ve gerçek nedeni göz ardı eden çözüm önerilerinin mantığı çok açık. HSYK ve Anayasa Mahkemesindeki kısmi dönüşümle sistem sorunu çözümlenmedi.

Sorunun çözümü sistem normlarının değiştirilmesi, yapısal reform ve yeni bir yargı kültürünün oluşumuna imkân sağlayan yeniden yapılandırma olmalıdır.


Gerçeker’in Söyle(ye)medikleri: İş Yükünün (Gerçek) Nedenleri


Gerçeker’in söyle(ye)medikleri:İş yükünün (gerçek) nedenleri-II


Sistem olduğu gibi duruyor ve demokrasi beklentilerini zehirleme potansiyeli taşıyor. Bu ülkede demokrasi mücadelesi, bürokrasinin kendi iktidarlarını bu defa halkı ve demokratik siyaseti kullanarak daha rafine ve daha güçlü bir şekilde tesis etmesi için verilmiyor. Ankara’daki demokratik temsil kurumlarının; değişim sürecini, Ankara bürokrasinin tuzağına düşmeden, Türkiye toplumu üzerinden okuma yaparak ve Türkiye toplumunu merkeze alarak yönlendirmeleri ve ilerletmeleri gerekiyor. (Star)


Doç. Dr. OSMAN CAN

Anayasa Hukukçusu



ananassoslukarides@gmail.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.