Gezi, bayrak ve hep ihlal edilen hukuk
LEVENT KÖKER

 “Ma’lûm” derken herkesçe aynı şekilde değerlendirilecek ölçüde objektif bir gerçeklikle karşı karşıya olduğumuzu söylemiyorum. Tam aksine, hükûmet ve taraftarları ile karşıtları arasında birbirine neredeyse tamamen zıt bir anlatılar dizisi oluşmuş durumda. Kendi anlatımı ve değerlendirmemi şimdi burada yapmayacağım. Bu yazıda açıklık getirmek istediğim hususlar, sanırım üzerinde hepimizin ittifak etmesi gerektiğini düşündüğüm, demokratik hukuk devletinde vazgeçilmez olan ilke ve kurallar ile ilgili.

Ama önce ve kısaca bir noktanın altını kalınca çizmeme izin verin. Gezi Direnişi ve bu bağlamda ortaya çıkan olaylar dizisi ile 2002-2010 arasına yayabileceğimiz ve bugün Balyoz ve Ergenekon davaları kapsamında yargılama süreci devam eden olaylar dizisi arasında bir benzerlik kurmak bana imkânsız geliyor. Cumhurbaşkanı’nın ordunun cumhuriyeti koruma görevini hatırlatan konuşmalar yaptığı, Genelkurmay Başkanı’nın seçilecek cumhurbaşkanını târif ettiği, bugünkünden farklı olarak, her tür siyasî eğilimden insanların değil de sâdece bâzı organize grupların ve hep aynı grupların katıldığı “Cumhuriyet Mitingleri”nin yapıldığı o süreç ile bugünkü olaylar arasında dağlar kadar fark var. 27 Nisan Muhtırası ve Anayasa Mahkemesi’nin cumhurbaşkanı seçimini bloke eden kararı, ardından gelen kapatma davası gibi demokratik siyasete bürokratik vesayetçi güçlerin kabûl edilmesi mümkün olmayan müdahale girişimleri ile Gezi Direnişi arasında bence hiçbir benzerlik yok. Dediğim gibi bu ve benzeri hususlarla ilgili değerlendirme ayrı bir yazı konusu.

Buradaki derdim şu: Çok önemli demokratik reformlara imzâ atmış bir iktidar, nasıl olur da kendi imzâsını taşıyan bu reformları bir çırpıda anlamsızlaştıracak biçimde davranabiliyor? Somutlaştırayım. Devlet olarak, 1949’dan beri Avrupa Konseyi (AK) üyesiyiz, dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ile bağlıyız. AİHS demek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları demektir, zira Sözleşme ihlâli iddiâ edildiğinde son sözü AİHM söylemektedir. AK Parti, 2004 yılında CHP’nin de desteğini alarak Anayasa’nın 90. maddesini değiştirerek AİHS’yi kanunların üstünde bir konuma yerleştirmişti. Merhum Özal’dan beri AİHM’ye bireysel başvuru hakkını ve bu mahkemenin yargı yetkisini kabûl etmiştik. AK Parti zamanında da AİHM kararlarını “yargılamanın yenilenmesi” sebebi hâline getirerek AİHM kararlarının bağlayıcılığını pekiştirmiş olduk.

Şimdi, AİHM içtihâdı göz önüne alındığında ve Gezi Direnişi olayları bağlamında sonuçta AİHM önüne gidebilecek davalara ilişkin bir projeksiyon yapmak gerekirse, Türkiye’nin önümüzdeki 5 yıl içinde çok sayıda mahkûmiyetle karşı karşıya kalacağını söylemek için kâhin olmak gerekmediği ortadadır. Hâl böyleyken, hükûmetin, özellikle de bütün merkezî kolluk kuvvetlerinin hiyerarşik âmiri olan Başbakan’ın AİHM içtihatları hilâfına konuşmalar yapması en hafif deyimle son derece kaygı vericidir. Avrupa Birliği üyeliği sürecinde sorunlar yaşıyor olabiliriz ama bu, Türkiye’nin AK üyesi olduğu ve dolayısıyla AİHM kararlarına uygun davranmak zorunda olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu yükümlülük, özellikle bugün olduğu gibi siyasî iktidar sâhiplerinin işine gelmediği ânlarda, sanki bir “uluslararası dayatma” veya bundan da öte “komplo” gibi sunulmak isteniyor. Bu doğru değil. AİHS ve AİHM içtihâdı Türkiye devletini bağlayan bir hukuk düzenidir, TBMM’nin yaptığı kanunlardan tek farkı, Anayasa gereğince kanunların üzerinde bir değer taşımasıdır. Bunu görmezden gelmek, hukuk tanımamakla aynı şeydir.

Bu bağlamda, son günlerde devletin bırakın AİHS’yi, kendi kanunlarına dahi uymakta zorlandığına dâir kaygı verici örnekler de sergileniyor. Başbakan’ın Sincan’daki “Millî İrâdeye Saygı” mitingiyle başlattığı bayrak kampanyası, maalesef böyle bir örnek. Devletin “bir”liğinin (“tek”liğinin değil!) simgesi olan bayrağın bir siyasî simge olarak özellikle Kürt sorunu bağlamında ne gibi “ulusalcı/milliyetçi” amaçlarla ve hukuka aykırı biçimde kullanılageldiğini hatırlarsak, AK Parti kampanyasının tam da Kürt sorununun çözümüne yönelik büyük umutlar beslenen bir süreçte başlatılmasındaki “ironi” ile sarsılmamak ne mümkün!

Siyasî anlamındaki çarpıklık bir yana, bu “kampanya” aynı zamanda kanun ve hukuk tanımamanın düzeyi hakkında da örnek oluşturacak nitelikte. Bakınız: Destekçilerinden evlere, camlara, balkonlara bayrak asılmasını isteyen Başbakan, Türk bayrağının lekesiz, logosuz vs. olması gerektiğini, bunun da “Bayrak Kanunu’nun âmir hükmü” olduğunu da vurgulamıştır. Ama kanunun “âmir hükmü” bundan ibâret değil ki. Okursanız, Türk Bayrağı Kanunu (TBK) ile Türk Bayrağı Tüzüğü’nün (TBT) “âmir hükümleri”ne göre herkesin istediği zaman evine, oraya, buraya, cama,  balkona, çatıya, arabasının kaportasına, aynasına vs. Türk bayrağı asma, serme, yapıştırma, boyayla nakşetme gibi bir serbestlik yok. “Türk bayrağının şekli, yapımı ve korunması ile ilgili usul ve esasları belirleme” amacıyla çıkarılmış olan TBK, bayrağın kural olarak resmî kurumlarda ve kanunda gösterilen şartlar dâhilinde çekilebileceğini ve kullanılabileceğini düzenlemekte, bunun dışındaki kullanımları Tüzük’teki kurallara bırakmaktadır. Tüzük’ün 17. maddesine göre “İşyeri, konut vb. özel yerlere, milli bayramda, resmi bayramlarda, kurtuluş ve Atatürk’ü anma günlerinde 7’nci maddenin A bendi hükümlerine bağlı olmaksızın bayrak asılabilir” denmektedir. Burada sözü edilen 7. maddenin A bendi ise bayrağın nasıl asılacağına dair ayrıntılı kurallar getirmektedir. Şimdi, bu toplumda yaşayan herkes görüyor ve biliyor ki TBK ile TBT çok uzunca bir süredir neredeyse hiç uygulanmıyor. Oysa hükûmet, diğer tüm kanunlar gibi TBK’yı da icrâ etmekle yükümlü ama bunu yapmıyor. Yapmadığı gibi, “bayrak kampanyası” ile kanuna aykırı bir siyasî eylem önererek AK Parti seçmeni vatandaşlara TBK yokmuş gibi davranın diyor.

Sonuç:
Avrupa Konseyi yetkililerinin diplomatça dile getirdiği açık AİHS ihlâllerine bu bence tâlihsiz Bayrak Kanunu örneğini de eklersek, insan, “acaba AK Parti iktidarı, artık Anayasa, AİHM, kanun, tüzük, vs. ne derse desin, biz bildiğimizi okuruz” mu diyor diye düşünmeden edemiyor. Umarım böyle demiyorlardır ama artık bunu kanıtlamaları gerekiyor.



Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.