Halkın, kendi iradesine sahip çıkma fırsatı


Her şey dolayısı ile mervi anayasa korku merkezli inşa edilmiş, neredeyse toplumun her kesimi potansiyel tehdit kapsamına alınmıştı.

Öyle ki, yere ve zamana göre Aleviler, cemaatler, İslamcılar, solcular, vakıflar, imam hatipler, dernekler, sendikalar, milliyetçiler, Kürtler, başörtülü öğrenciler, keza başta Suriye olmak üzere en yakın komşularımız tehdit oluşturan düşmanlarımızdı. Bundan dolayıdır ki, bu sanal korku ortamını beslemek ve sürekli kılmak için çok kan döküldü, yüzlerce siyasal cinayet işlendi, halen de PKK vasıtasıyla kan dökülmeye devam edilmektedir. İşte 12 Eylül darbecilerinin dayattığı Anayasa'nın temelinde kelimenin tam anlamıyla böyle bir mantık ve felsefe yatmaktadır.

Şimdi tümüyle olmasa bile, esas gayesi, kaostan beslenen azınlığın keza layüsel/sorgulanamaz, militarist şemsiyeli, Meclis dışı güçlerin iktidarını sürdürmek olan, sanal korkunun üzerine inşa edilmiş, halkın iradesine ipotek koyan bu darbe anayasasının kısmen dahi değiştirilmesi şüphesiz Türk milleti için çok büyük bir fırsattır. Bu bağlamda referandum Türk halkının siyasal aklını ve olgunluğunu göstermesi, kendi kaderine sahip çıkması açısından son derece hayati önem taşımaktadır. Öyle ki, bu millet referanduma evet diyerek korku cumhuriyetinden, kaos devletinden, aydınlık cumhuriyete, erdemli devlete, Popper'in deyimi ile "açık topluma" geçmenin yollarını açmış olacaktır.

Efendiler Kanunların Ruhu eserinin müellifi ve kuvvetler ayrılığı prensibinin mimarı Montesquieu, cumhuriyetin temelinin erdem olduğunu söyledikten sonra, cumhuriyetin ve dolayısıyla anayasanın korkular, tehditler ve kaos üzerine bina edilemeyeceğini hakikatte cumhuriyetin milletin korkularını izale etmek için var olduğunu söyler. Meşhur siyaset uzmanı Taquvellieu ise cumhuriyette üretilen korku ve tedhiş psikolojisinin despotluğa yol açacağını deklare eder.

Öyle ki korku üreten cumhuriyetler irtifa kaybedeceklerinden dolayı şiddet uygulamak zorunda kalırlar ve sonuçta vatandaşlarının temel insan haklarını kısıtlayarak hukukun üstünlüğüne dayanan bir devlet yapılanmasından hızla uzaklaşarak özgürlükleri ortadan kaldıran, vatandaşlarının büyük bir bölümünün düşman kategorisinde andıçlanmasına/fişlenmesine olanak tanıyan son derece despot bir anayasa yaparlar.

Cumhuriyetin en temel esası ve vazgeçilmez koşulu millet iradesinin üstünlüğüdür. Öyle ki bırakın gerçek demokratik bir devleti, cumhuriyet rejiminde hiçbir anayasal kurum millet iradesinin ve onun seçtiği vekillerden oluşan parlamentodan üstün olamaz. Bundan dolayı cumhuriyet mutlak surette halkın ruh haritası, tarihsel ve kültürel değerleri ile donanmak zorundadır. Bunu başaramayan cumhuriyetler ancak korku psikolojisini kullanarak ayakta kalmaya çalışırlar ki, bu uzak vadede cumhuriyet için en büyük tehlikedir. Yani birilerinin manipüle ederek toplumu aldattığı şekilde cumhuriyet için esas tehlike milletin inançları doğrultusunda yaşaması, eğitim görmesi tarihsel ve toplumsal kültürü ile barışması değil, esas tehlike cumhuriyetin cumhurdan, yani milletin çoğunluğundan uzaklaşarak oligarşik, totaliter, jakoben ve elistist sınıfların tekelinde otoriter bir rejime dönüşmesidir. Darbe ideolojisinin ve gerilim stratejisinin milletin iradesinin aksine sistematik olarak sürdürülmesidir. İşte bu bağlamda referandum gerçek cumhuriyet, gerçek demokrasi ve hukuk devleti isteyen halkımız için çok büyük bir tarihî fırsattır.




Cumhuriyet rejimlerinde merkezi, milletin iradesi oluşturursa o cumhuriyet içeride korkuları bertaraf etmiş demektir. Eğer cumhuriyette içeride sürekli korku üretiliyorsa ve bu yolla atanmış bazı layüsel kurumlar parlamentonun üzerinde hakimiyet sağlıyorlarsa orada gerçek bir siyasal merkez değil, Edward Shills'in deyimiyle hakikatte "sanal bir siyasal merkez" var demektir. Zira millet iradesine ve onun tarihsel ve toplumsal değerlerine karşıt olan siyasal merkezlerin gerçek bir merkez olmaları mümkün değildir. Başka bir ifade ile açıkça millet iradesine dayanmayan her merkez ve her siyasal, sosyal ve kültürel uygulama Baudrillard'ın ifadesi ile bir simülasyondan başka bir şey değildir. İşte Türkiye'de gerçek bir siyasal merkez olmadığından dolayı bir tesettür meselesi yüzünden bile sürekli sanal korkular üretilmekte ve bu korkular üzerinden bazı para-militer gruplar egemenliklerini sürdürmek istemektedirler. Aslında korkulan şey cumhuriyetin tanımına ve ruhuna uygun olarak halkla bütünleşmesi durumunda kendi hakimiyetlerinin, çıkarlarının, makam ve mevkilerinin elden gideceği endişesinden başka bir şey değildir.

Şüphesiz anayasalar, sosyal kontrata, toplumun geniş mutabakatına dayalı metinler olmalıdır, aksi takdirde farklılıklara rağmen bir arada yaşamayı sağlamak mümkün olamaz. Bundan dolayı anayasaya hayır diyen kesimler, siyasal partiler ortamı ne kadar gererlerse gersinler, iktidar sözcüleri, seçim konuşması gibi beyanatlardan kaçınarak, daha toparlayıcı, daha kapsayıcı, toplumun her kesimini ikna edici bir siyasal üslup ve siyasal akılla hareket etmelidirler, yani oylanan metinleri AK Parti projesi olmaktan çıkarıp, tüm bir millete mal edilmiş, onların çıkarlarını önceleyen bir değişim olarak takdim etmek kaçınılmazdır. Aksi takdirde, katılımın az olması, ya da az bir farkla referanduma evet çıkması, kabul edilen yasaların belki hukuki değil ama, toplumun geniş kesimlerinde meşruiyet sorununa yol açması mümkündür. Zaman

Dr. Lütfü Özşahin

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.